SON DAKİKA:

İTHAL ET GELDİ, HOŞ MU GELDİ?

Saygıdeğer okurlarım, son günlerde kırmızı et fiyatlarının alıp gitmesi ile birlikte, hükümet tarafından bazı kararlar alınmış ve ithal edilmesi önlem olarak düşünülmüştür.

Yard. Doç. Dr. Vehbi ALTUNÇUL
Yard. Doç. Dr. Vehbi ALTUNÇUL
  • 21.11.2017
  • 134 kez okundu

Saygıdeğer okurlarım, son günlerde kırmızı et fiyatlarının alıp gitmesi ile birlikte, hükümet tarafından bazı kararlar alınmış ve ithal edilmesi önlem olarak düşünülmüştür. Bir televizyon kanalında bu konuya ilişkin olarak sorulan sorulara vermiş olduğum cevapları siz değerli okurlarım ile paylaşmak istiyorum. Şöyle ki,
Çok değerli bir besin kaynağı olan et, özellikle protein açısından, sağlığımız açısından büyük önem arz etmektedir.
Protein deyimi Yunancada “Birinci derecede önemli” anlamına gelen Proteos kelimesinden alınmış ve ilk defa 1836’de Hollandalı bilim adamı Mulder tarafından ele alınmıştır. Bütün biyolojik sistemlerde yaratıcı bir güce sahip bulunan proteinler, organizmanın her türlü fonksiyon ve reaksiyonunu yönetmektedirler. Bunlar karbon, hidrojen, oksijen, azot ve bazen bunlara ek olarak kükürt, fosfor ve demir gibi elementleri içermekte olup, az çok karışık yapı ve büyük moleküler ağırlığa sahip kimyasal bileşiklerdir.
Proteinlerin kuruluşunda yapı taşı olarak yer alan ünitelere amino asit denmekte olup halen 25 – 28 kadar biyolojik yönden önemli ve birbirinden ayrı nitelikte amino asit bulunmaktadır. Virusten insana kadar her tür canlı varlığın bünyesinde protein yer almaktadır. Başka besinlerle istenildiği kadar beslenilmiş olsa dahi proteinsiz gıdalarla bir insan veya herhangi başka bir canlı, hayatını sürdüremez; çünkü proteinler karbonhidrat ve yağlar gibi vücutta yalnız enerji kaynağı olarak kullanılmamakta, yeni oluşan dokuların yapımında, gelişmesini tamamlamış olanların normal çalışmalarını teminde ve bunların çalışmaları esnasında meydana gelen kayıplarının tamirinde, vücut sıvılarının, vücudun asit-baz durumunun ayarlanmasında, enzim, bazı hormon ve antikorların yapılmasında kullanılmaktadırlar.
Proteinlerin zeka gelişmesi ile ilgili önemini belirten çeşitli araştırmalar vardır. Şöyle ki, insan beyninin gelişmesinin ana rahminde başladığı, doğumdan sonra da altı ay içinde tamamlandığı bildirilmektedir. Beyin bu dönemden sonra büyümesine devam ederse de bu organın dokusunu teşkil eden esas hücrelerin sayısında bir değişiklik görülmemektedir. İşte bu organ hücrelerinin gelişmesi için gerekli olan bu çoğalma döneminin normal cereyan edebilmesi ve sonradan büyüyen ve gelişen insanın zeka yeteneklerinin tam olabilmesi için ana ve bebeğinin proteince zengin ve dengeli bir beslenmeye tabi tutulmaları gerekmektedir.
Dimağın geliştiği dönemde yeterli protein alamayan bir bebek, ileri çağlarda yeterli protein alsa dahi, dimağ gelişme dönemini artık bitirmiş olacağından çocuk geri zekalı kalmaktan kurtulamamaktadır.
Dünya sağlık örgütü ve gıda tarım gibi uluslararası kuruluşlar, hamile kadınlarla bebeklerin protein yetersizliğinden dolayı dünyada halen 5 milyon çocuğun geri zekalı olduğunu ifade etmektedirler.
Bu kadar önemli protein kaynağı etimize ne oldu da dışarıdan et ithal olduk? Evet, kısaca biz yıllarca bazı hatalar yapmış olabiliriz. Ancak bundan sonra arz edeceğim naçizane bazı önlemler ile bu hatadan pek ala dönmek mümkündür. Şöyle ki, yıllarca et ihtiyacını karşılamak için süt ırkı hayvanı kullanmışız. Bilinen odur ki, süt ırkı hayvan ayrıdır, et ırkı hayvan farklıdır. Aynı süt ve yemle süt ırkını beslediğinizde günde yaklaşık 600 gram kilo artışı gerçekleşirken, et ırkı neredeyse iki kilo almaktadır. Bugüne kadar süt ırkından et almaya çalıştığımız için et günden güne tükenmiş ve talebi karşılayamaz olmuştur. Ayrıca bakım ve yem fiyatlarındaki artış bunun tuzu biberi olmuştur.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 1980’de toplam küçükbaş ve büyükbaş hayvan sayısı 87 milyonmuş. O zamanlar nüfusumuz 44 milyon. Bugünkü toplam hayvan sayısı 58 milyon. Nüfus ise o zamankinin iki katı. Böyle olmasının nedeni ise o yıllarda Türkiye bir yol ayrımına gelmiş olup, ya bir sanayi ya da bir tarım ülkesi olması söz konusu olmuştu. O dönem ki yetkililer sanayi ülkesi olmayı seçmişti. Aslında her ikisi de dengeli bir şekilde yürütülebilirdi. Amerika’da, Avrupa’da bu iki sektör bir arada başarıyla yürütülmekte ve her hangi bir sorun yaşanmamaktadır.
            Görünen odur ki, üreticiler, kasaplar ve tüketiciler, hatta aracılar (!) bile ithalatın çözüm olmayacağı konusunda hemfikir olup, ancak üretim tarzının değişmesi gerektiğini ifade etmektedirler.  Çözüm olarak da kombine ırk hayvanların ülkemiz açısından daha yararlı olacağını öne sürmektedirler. Bu önerilen hayvanlar ise, Avusturya menşeli olup,  hem daha fazla süt hem de daha çok et verebileceği tezini savunmaktadırlar.
Dünyada ve ülkemizde ne kadar et tüketilmektedir sorusuna ise, yılda Amerika’da kişi başı 120-170 kilo arası, Avrupa’da 70-80 kilo arası, Türkiye’de ise 14-15 kilo civarında et tüketildiğini söyleyebiliriz. Peki, ne kadar tüketmeliyiz sorusuna ise, önemli bir protein kaynağı olarak et tüketimi çocukların gelişmesinde önemli bir role sahiptir. Et yemeyen erişkinlerde ise B12 vitamini eksikliği ve demir eksikliği kaçınılmaz olmaktadır. Sağlıklı bir insanın haftada 3-4 kez kırmızı et tüketmesi çok yararlıdır. Bir öğünde tüketilen kırmızı et miktarı ortalama 100-120 gram olmalıdır. Kolesterol, kalp ve kronik hastalığı olanlar hekimlerine danışmalı ve ona göre tüketmeleri gerekir.
Tüm bu sıkıntılara ilaveten ülkemizde bir de kaçak et problemi de yaşanmaktadır. Şöyle ki, fiyat olarak düşük olsa da sağlık açısından güvenilir olmadığı için kaçak etin tüketilmemesi gerekmektedir. Nedeni ise, bu hayvanların hangi koşullarda nerede büyütüldüğü, nasıl yetiştirildiği, hangi tür yiyeceklerle beslendiği, veteriner hekim kontrolünde olup olmadığı, kesim şartlarının ve saklama koşullarının uygun olup olmadığı, hormon takviyesi ile şişirilip şişirilmediği bilinmemektedir. Hatta en önemlisi de belki gerçekten söylenen hayvanın o olup olmadığı bile meçhuldür. Üstüne üstlük diğer bir tehlike, hasta hayvanların kesilmesi ile veya sağlıklı hayvanların kötü koşullarda kesilmesi ile bu etlerden tüketen insanlara hastalık bulaşabilir olmasıdır. 250 ye yakın zoonoz (hayvanlardan insanlara geçen ) hastalıklar, özellikle parazitler, salmonella, E. coli gibi bakteriyel enfeksiyonlar oluşabilmekte, verem, şarbon gibi hastalıklar baş gösterebilmektedir.
Görülüyor ki çözüm çok zor görünmüyor. El birliği ile bu sorunu kolaylıkla aşabiliriz. Bu aşamada herkesin taşın altına elini koyması şarttır. Üreticisiyle, tüketicisiyle, komisyoncusuyla ve de devlet olarak fedakârlık yapmamız gerekmektedir. Devlet olarak üreticiye destek olunabilir tüketici olarak bizler ise protein açığını kapatabilmek için balık ve tavuk gibi farklı protein kaynaklarına yönelebiliriz. Çok kar amacı güden aracılara karşı ise devlet tedbirlerini tekrar gözden geçirmeli, hatta artırmalıdır. Meralarımız verimli, insanlarımız bunun üstesinden gelecek niteliktedir.
Sağlıklı, mutlu nice güzel günler diliyor, saygılar sunuyorum. 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Kaçak İşçiler, Küçük Sorunlardan mı?

Bir ülkenin geleceğini doğru tahmin etmek için öncelikle gündemdeki konuların gerçek hayattaki yeri ile ilgisine bakmak lazım. Bu ilişki ne...

Kapat