$ DOLAR → Alış: 3,80 / Satış: 3,81
€ EURO → Alış: 4,66 / Satış: 4,68

ARDINDA ÇARESİZ BİR MEMLEKET KALIR

Söyler misin arkadaşım yalnızlığın rengini? Afrikalı aç, yalın ayak bir çocuğun sinek dolan gözleri kadar siyah mıdır yoksa yalnızlık? Ülkesini yangınlar içinde bırakıp giden bir lider kadar korkak mıdır yalnızlıklar içinde beslediğimiz umutlar? Bizi terk edeli bir hayli oldu da ondan dedim.

Kurtuluş BAŞTİMAR
Kurtuluş BAŞTİMAR
  • 13.01.2018
  • 209 kez okundu

Söyler misin arkadaşım yalnızlığın rengini? Afrikalı aç, yalın ayak bir çocuğun sinek dolan gözleri kadar siyah mıdır yoksa yalnızlık? Ülkesini yangınlar içinde bırakıp giden bir lider kadar korkak mıdır yalnızlıklar içinde beslediğimiz umutlar? Bizi terk edeli bir hayli oldu da ondan dedim. Gelecek bize hep gökteki yıldızlar kadar uzak, endişeler ve tutsaklıklar kadar yakın ve ayrılmaz mı olacak? Söylesene arkadaşım, dürüst ve gururlu bir insan olmak hep Yeşilçam’ın bir film repliği olarak mı kalacak ve biz hep tekrarlayıp gülecek, küçük mü düşüreceğiz onu sahteliğin ve ikiyüzlülüğün önünde. Peki, hep uşak mı edeceğiz umutlarımızı yaşam kavgasının villasında? güzel günler adlı yağmur ne zaman yağacak fakirliğin yakıp kavurduğu hayatımıza.
Peki; arkadaşım, Ağrının Doğu Beyazıt köyünde doğan çocuğa ne zaman iade edilecek konar göçer yazları çobanlık yaparak yitirdiği çocukluğu? Köy okulunda ki bir çocuk kendi anadilinde “Merhaba” diyebilecek mi tebeşir kokan, üstüne kirlenmemiş aşkların yazıldığı sıralarda? mahpusta ki delikanlılar, köylüler, analar beraat eder mi dersin kendi kültürünü yaşamak suçunun ardından? Analar artık Türkçe, Kürtçe ağıtları bitirdi mi dağların bağrını delen feryatlarla attıkları? üstümüze yağan çaresizlikten kapanan memleket yolları açılmış mıdır üstad?
Köy otobüsü şehirden gelirken babalar çocuklarının hayallerini süsleyen oyuncaklarla geliyorlar mı bin bir türlü beklenti ile yolcu ettikleri babaları? Ya ağıtlar, boşaltılan köyler, kurutulan dereler, dipciklenen kapıları görüpte deliye dönen, yasaklanan bir dilde söylenip dağı taşı, insan yüreğini darma duman eden ağıtlar söyleniyor mu hala memleket köylerinde?
Ya koyun sağarken çocukları sırtında uyuyan emektar kadınları Anadolu’nun, dokudukları kilimlere işliyorlar mı hasreti ve söylemeye utandıkları isteklerini? Elektriği, suyu olamayan köylerde uzun kış gecelerinde başımız annemizin mübarek kucağına emanet dinlediğimiz hikayelerdeki mutluluk geldi mi? Çünkü annelerimiz hep mutluluk yola çıktı diye bitirirdi hikayeleri de ondan dedim. Elektrik demişken, kara kış gecelerinde fırtına camlarda çaresizlik türküsünü fısıldarken, küçük kardeşlerimizle hep: “Cereyan gel! Sana para vereceğim” diye çağırırdık, bir gelip bin giden elektriği. Hâlbuki ne cepte para vardı ne de paranın ne olduğunu biliyorduk, çocukluk işte. Ama bir şeyi çok iyi öğretmişlerdi bize çaresizlikler içinde başarmayı… Bir gurbet biterken diğerini gecikme olmadan ısmarlamayı, bir de umuda, emeğe benzeyen her şeyi sevmeyi, alın terimizi sırtımızdaki gururlu fakirlik gömleğinin koluna silerken, uçsuz bucaksız, hiçbir hayale yasak koymayan masmavi gökyüzüne bakarak, yarının telaşından ve geçmişin pişmanlıklarından uzak kalarak birkaç dakika da olsa hayal kurmayı öğretmişlerdi.
Büyüklerimizin ayak izlerine basarak giderdik köy okuluna ayaklarımıza karlar dolmasın diye. Ve giderken bembeyaz karın üzerine yazardık çocukluk aşklarımızın ismini. Güneş arkamızı kollayan bir sırdaş gibi biz dönene kadar okuldan, eritirdi düşlerimiz kadar bembeyaz karlar üzerine yazdığımız sevgili isimlerini…
Çocuktuk ama çocuk olma lüksünü hiç yaşamadık. Çünkü çocukluğu yaşamamıza tahammülü yoktu üzerimize yüklenen ve gerçekleştirilmeyi bekleyen ideallerin. Böylelikle ilk hasretlere merhaba dedik bırakıp giderek dönmeyi ayıp saydığımız köylerimizi ardımızdan. Gitmek gerekti, çünkü memur karşısında şapkasını avuçları arasında sıkıştırıp ezile büzüle konuşan büyüklerimizin hali git diyordu, gelmek zorunda kalan öğretmenlerin geldiği ve en fazla bir yıl sonra öğretmensiz bırakılan köy okullarımız git diyordu. Köylerimizi ilçeye bağlayan yolları kaplayan kar misali kaplamıştı yollarımızı çaresizlik, başka ne gelir elden. Gitmek, evet gitmek ama zafer türküleri ile dönmek için! Kapanan köy yollarını sonsuza dek açık tutacak Vali, Kaymakam olmak için ve daha da önemlisi dostum, artık beklemesin diye gelecek nesiller masallarda ki mutluluğu ve vermesin diye çocuklar cebindeki olmayan parasını cereyanı çağırmak için, köy okullarını dolduran öğretmenler olmak için gitmek.
Bağırlarında yıllar yılı ağıtlar yankılanan dağlara artık barışı, kardeşliği yazmak için gitmek. Ama öyle kaçar gibi değil: İşçiysen onurla sararak umutlarını bohçana, sevdalıysan bakarak gözlerine sevdiğinin ama elveda demeden, el sallamadan, gözlerini kaçırmadan ve boğazına kadar gelip düğümlenen ağlamak duygusunu kovarak titrek sesle de olsa “Yarın çok güzel olacak” diyerek gitmek. Zaten o an fazla da bir şey söyleyemezsin ki çünkü yalnızlık senledir ve onun dilini yalnızca gitmek zorunda olanlar bilir ondandır anlattıklarını anlamamaları ardında kalanların. Gitmek, tüm zaferlerini kazandığın bir meydanda ilk defa yenilgiyi karşılamak gibi bir şeydir ve yürümektir yarin kalbi olan o meydana yenileceğini bile bile.
Çekip gidersin işte, ardında çaresiz bir memleket kalır, dilde kimsenin anlamadığı bir hasret türküsü…

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Teslim olmazlarsa orayı da başlarına yıkacağız

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Teslim olmazlarsa orayı da başlarına yıkacağız

Kapat