ARKADAŞ

ARKADAŞ

Adını hiç bilmediğim bir diyardayım… Türküler, insanlar, duygular kısacası herşey yabancı. Ama arada da tanıdık bir şeyler var yani. Geçmişte yaşanılıp, silinmez bir kalem ile yüreğimize, aklımıza kazınan hatıralar tabii ki. Kendimi hala yabancısı hissettiğim bu şehirde, anıları birlikte yaşadığım, onurumuza gölge düşürmeden bir hayat kavgası verdiğim arkadaşlarımı ziyaret ediyorum teker teker…

Oturuyoruz eskiden takıldığımız, sırlarımıza, kavgamıza, konuşmalarımıza ev sahipliği yapmış vefakar bir mekanda. Mekan sahibi bizi tanır tanımaz istediğimiz tarzda bir müzik çaldırıyor. Önce karşılıklı bakışıyoruz o kadar çok şey varki anlatacağımız birbirimize, nereden başlasak, nasıl sıraya dizsek soruları dolaşıyor gözlerimizin içinde. Söylediğimiz çaylar gelip konuyor masamıza. Ben, yılların sarıp sarmaladığı hasretten yorulmuş yüreğimden kopup gelen birkaç kelime ile başlıyorum söze:
-Epey değişmişsin Halil.
-Haklısın, Nevzat çok değiştim.Sen de bir hayli yaşlanmışşın, üstelik kilo almışsın.
-Yaşlandık Halil. Yıllar geçerken insandan bir çok seyi de alıp götürüyor.
Senden en çok neyi alıp götürdü?

Bir an sessizlik, geçmişin sancılı, karanlık bir yerinden sökülüp gelip aramıza seriliyor. İkimiz de bakışlarımızı masaya emanet ediyoruz kısa bir süreliğine. Suç üstü yakalanmış bir insanın utangaçlığı ile bakışlarımı tekrardan dikiyorum Halil’in yüzüne:
-Yine o günü hatırlattım sana değil mi?
-Görüş günü mü demek istiyorsun?
-Evet.
– O günün utangaçlığı,sıkıntısı tekrardan canlandı gözümde.Sen ve eşim görüş günü gelmiştiniz ziyaretime. Öyle bir mutluluk gelip konmuştu ki gözlerime. Sizi görmek bana,bir insanın o an en büyük eyleminin ancak ve ancak yaşamak olduğunu hatırlatmıştı. Uçup gitmişti tüm kötülükler isyan dolu çığlıklarımızın aşamadığı duvarları asarak. Sen tanımıştın beni ilk. Ama beni görür görmez,gözlerin yaşarmıştı,eşime belli etmeden iki damla yaş büyük bir özlem ve kavuşma isteği ile iki yanağından akıp buluşmuşlardı çenenin altında.Beni asıl bitiren ise, eşim ile göz göze geldiğimizde uzun uzun birbirimize bakmış olmamıza rağmen,beni tanıyamamış olmasıydı. Kendisine, yar yüzüne konacak mahsumuyeti yitirmiş bakışlarımı zorla çevirip öylece kalakaldığım zaman, kulaklarımda beni benden alıp götürecek, yitirecek o söz yankılandı:
“Afedersiniz kocamı görmeye gelmiştim.”
Bunu bana söyleyen beni içeri girdikten ancak üç yıl sonra görebilmiş olan eşim Zehra idi. İçerde zaman benden beni alıp götürmüştü Nevzat. Elektrikten yanmış yüzümdeki yaralardan, açlıktan çökmüş avurtlarım ve tarak kullanılmadan makas ile kesilmiş düzensiz saçım saklamaya yetmişti beni. İşkenceler, hapisaneler beni başka tanıtmıştı hayat arkadaşıma, ya da bu saydıklarım gelip serilmişti aramıza işte. Ben ise,titrek bir ses ile:”Zehra,kocan karşında diyebilmiştim”. Sonra elindeki çantasi ile yığılıp kalmıştı olduğu yere.
Ondan geriye kalan bir çoçuğum var Nevzat. Kendisini uzun ve çetrefilli bir hayat bekliyor. Ona cebimde işsizlikler, açlıklar götürüyorum her akşam. Büyüdüğü zaman kelepçelerin efendisi olacak, tanıyacak onu yüz metre öteden tutsaklık, beni anlıyorsun değil mi Nevzat ?

Avatar
Kurtuluş BAŞTİMAR( [email protected] )

YORUM ALANI

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.