BEN VARSAM HER ŞEY TAMAM

BEN VARSAM HER ŞEY TAMAM

Beşeriyetin; düzelmeyen ve dünyanın bütün insan bilimcileri, psikologları ve psikanalistleri bir araya gelse de onarılmayacak yönleri var.

Bir kere insanlar – tarihin hangi evresinde olursa olsun – kendilerini eleştirmekten ve hatalarını görmekten olabildiğine uzaklar…

Buna benzer şeyleri Mevlana Celaleddin Rumî’de söylemişti değil mi? Aslolan kendi kusurlarını görebilmekte demişti.

Doğu felsefesinde buna benzer şeyler vardır. Muktedirliğini ve kazanımlarını bırakıp Bursa Sokakları’nda ciğer satan Kadı’yı hepimiz biliriz. Batı’da ki keşiş (yaşamını manastırda geçiren hiç evlenmemiş papaz) geleneğini de ekleyebiliriz hatta.

Lakin tüm bunlar bilinmesine rağmen, başkalarına karşı aslan kesilenler ibre kendilerinden yana döndüğünde yanlı ve taraflı davranıyorlar.

Başkalarının başlarına gelen felaketlere sevinebiliyorlar hatta… Evet, kendilerinin iyiliğini isterken diğerlerinin kötülüğünü ve olmamasını isteyebilme gülünçlüğüne veya küstahlığına düşebiliyorlar. 

Sevgiden uzak kaldıklarında, koşulsuz sevgi ile müşerref olmadıklarında, illa ki sevilmek için saçma sapan işler yapıyorlar ve en pespaye zatlardan yakınlık dilenebiliyorlar.

Zarar göreceklerini, yıkıma uğrayacaklarını ve duygularının bir bölümünün hiç düzelmezcesine deforme olabileceğini bile bile, Ferdi Tayfur ifadesiyle duygusuz gönüllerde sevgi arayabiliyorlar.

Amma velâkin, işin ilginci kimseye nasip olmayan bir sevgi bulduklarında, olması gerektiği kadar sahiplenme gördüklerinde şımarıyorlar ve önlem alma içgüdüsüyle hayatlarında küçük kısıtlamalara gidildiğinde de fazlasıyla rahatsız oluyorlar.

Geldikleri yeri unutup caka satmaya başlıyorlar. O sevginin kendilerinden ileri geldiğini sanıyorlar. “Ben varsam bu bağ, bu organizma, bu sevgi var.” diyorlar.

Selami Şahin’in şarkısını biraz değiştirirsek “Ben yoksam her şey eksik, ben varsam her şey tamam, neyim varsa alıp götürsünler benden paylaşmaya hazırım inan inan, yalnız kendimi paylaşamam.” durumuna geliyorlar.

Karşısındakini ve onun yerini sorgulamaya, hatta kısmen aşağılamaya başlıyorlar.

Sahip olduğum güzelliklere dört elle sarılayım ve kazanımlarımı kaybetmemek için elimden ne geliyorsa fazlasıyla yapayım demeyi gururlarına yediremiyorlar. Bir tür cesaretle, biraz da boş vermişlikle ve haylazlıkla tehlikeli bir oyuna dalıyorlar.

Azıcık üstlerine gittiğinde geriliyorlar, geri adım atıp anlamak ve suhunetle dinlemek yerine deli taylar gibi huysuzlanıyorlar. Belki de yer yer eski daha özgür hayatlarını özlüyorlar.

Birkaç acı söz söylediğinde “Sen beni neyle suçluyorsun acaba!” diye başlayıp basıyorlar yaygarayı…

Duymak istemedikleri şeyleri söylediğinde senden kötüsü olmuyor ve bütün iyiliklerin bir kenara itiliyor. O yüzden, etrafına karşı insanın – tadını kaçırmadan – biraz kötü olması gerektiğini düşünüyorum. Ve bunu uzan zamandır söylüyor ve savunuyorum.

***

İnsanlar çok güzel olabiliyorlar. Bakmışsın, harikalar yaratabiliyorlar. Fedakârlıkla birilerinin hayatlarını değiştirebiliyorlar. Onların hikâyelerini dinlemek insanın çok hoşuna gidiyor.

Ama insanların düzelmeyen ve dünyanın bütün insan bilimcileri ve psikologları ve psikanalistleri bir araya gelse de anlaşılmayacak yönleri var.

Elindekiler gitmeden kıymet bilmiyorlar. Muhatabı hayatındayken ve onunlayken, anlamadığı ve anlamlandıramadığı şeyleri, terk edildiğinde anca, iş işten geçtikten sonra anlayabiliyorlar.

Çok pişman oluyorlar. Başlarını taşlara ve duvarlara vuruyorlar.

Geçmişe dönüyorlar, elindekilerin değerini zamanında bilmemiş atalarının nedamet dolu durumuna düşüyorlar. İbret almıyorlar, ders çıkarmıyorlar.

Öleceği kesin olan bir insana ziyarete gitmeyi defalarca erteliyor, o kişi öldüğünde çok ah çekiyorlar, güya…

Annelerine babalarına sağlıklarında bağırıp çağırıyor, onlar hayatlarını kaybedince salya sümük ağlama yüzsüzlüğünü gösterebiliyorlar.

İnsanların bir tarafı karanlık ve orasını hiçbir insan bilimci aydınlatamayacak…

Sigmund Freud, Carl Gustav Jung, Friedrich Nietzsche ve daha başkaları biraz mesafe kat etmişler.

Ama insanlarda ayak basılmadık çok yer var.

Avatar
Fatih ALTINBEYAZ( [email protected] )

YORUM ALANI

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.