$ DOLAR → Alış: 5,55 / Satış: 5,57
€ EURO → Alış: 6,39 / Satış: 6,41

BİLGİ DOĞRU ŞEKİLDE KULLANILABİLİRSE HERKES HER ŞEYİ YAPABİLİR

“Muska”, “Organik Aşk Hikayeleri” gibi sinemada izlediğimiz filmlerin yapımcılığını üstlenmiş bir isim olan Serhan Nasırlı ile bir aradayız. 2017’nin yaz aylarında beyazperde de gösterime giren “Organik Aşk Hikayeleri” önce izleyenleri bir şaşırttı. Film, birbirlerine görücü usulü tanıştırılan 8 çiftin birbirinden farklı 8 hikayesini anlatıyor. Her çiftin bir hikayesi var ve hepsi 10 dakikada kendi süresini doldurup diğer hikayeye geçiyor. Furkan Kızılay, İrem Helvacıoğlu, Özge Gürel, Gökhan Alkan gibi ünlü oyuncuların yer aldığı filmi ekranlara taşıyan Serhan Nasırlı, yaptığı çalışmaların hikayesini, yapımcılığı ve kendi çalışmalarını anlatıyor.

Gizem YILDIZ
Gizem YILDIZ
  • 29.09.2018
  • 259 kez okundu

Muska, Organik Aşk Hikayeleri gibi ses getiren filmlerin yapımcı koltuğunda oturdunuz. yapımcılığa doğru uzanan yolculuğunuz nasıl başladı?

– Maltepe Üniversitesi Sinema bölümü mezunu olduktan sonra Amerika’ya giderek film yapım eğitimi gördüm. Türkiye’ye geldikten sonra çeşitli projelerde asistanlık yaptım. Derken 2009 yılında MinusGreen Prodüksiyon’u kurdum. Öncelikli olarak hedefim; Türkiye’de çekim yapacak yabancılara uygulayıcı yapımcılık hizmeti vermekti ve bir sene sonra birçok firmanın çekimlerini gerçekleşmeye başladım. Böylelikle yapımcılığa doğru bir adım attım. 2010 yılında “Kar Beyaz” filminin uygulayıcı yapımcılığını yaptım. Antalya’da en iyi film müziği ödülünü aldı. 2011 yılında ‘Hangi Film’ adlı sinema filmini o dönemlerdeki partnerim Bora Tamusta ile gerçekleştirdik. Bu film de Amerika’da ödül aldı, Antalya’da en iyi film için yarıştık. Bu zincirlemeler bana “Muska” filmini yapmaya, “Organik Aşk Hikayeleri” filmini yapmaya bir adım attırdı. Aynı zamanda yine yabancı şirketler ile çalışmaya devam etmenin yanında yeni sinema projeleri üzerinde çalışmaktayım. Kariyerimde yapımcı olarak 3 sinema filmi, uygulayıcı yapımcı olarak yine ayrıca 3 film olmak üzere 6 sinema filmi gerçekleştirmiş bulunmaktayım.

Sinema ve Televizyon dünyasında en çok duyulan sözlerden birini bir de sizin tarafınızdan onaylatmak istiyorum. Gerçekten pratikte parayı veren yapımcılar düdüğü çalıyor mu?

– Burada parayı veren birçok kişi oluyor. Nereye ürün yaptığınıza göre de değişir. Televizyon biraz daha kanal yönlü, onların izleyici kitlesine yönelik bir çalışma olduğu için televizyonun baskısı daha çok düdüğü onların çalmasına neden oluyor, ama sinema da genelde yapımcının dediği oluyor tabi ki. Çünkü ülkemizde genelde bütün riski alan, parayı veren o olduğu için düdüğü o çalıyor (Gülerek)

Yönetmenliğe karşı bir ilginiz oldu mu?

– Evet, oldu ara sıra tanıtım/reklam filmleri çekiyorum. Bunların arasından Vestel’e beş ürün tanıtım filmi çekmiştim ama kariyerimi yönelttiğim Uzmanlık alanım yapımcılık olduğu için pek ilgilenmiyorum diyebilirim aslında proje ile ilgili.

Yapımcılığınız ve senaristlik kariyeriniz boyunca hep filmlerin sorumluluğunu üstlendiniz. Dizi yapımcılığı veya dizi senaristliği hedeflerinizin arasında yer alıyor mu?

– Yer almıyor, çünkü televizyon çok farklı bir mecra. Yapımcılık olarak olabilir ama zaten senaryo benim alanım değil, fakat kişisel olarak ilgilendiğim bir konu diyebilirim. Muska filminde ortak senaristlik yapmıştım. Yapımcılık anlamında televizyon biraz daha zor, çünkü büyük bir kapitali yönetmekle, kanala karşı sorumluluk taşımak zorundasınız. Bunun dışında birde kanalın geç ödeme yapma durumu söz konusu. Fakat bunun da dışında en büyük sıkıntı, zaman süreci. Televizyon dizileri üç saat gibi bir süreye ihtiyaç duyuyor fakat bir haftada çekmek zorundasınız. Ve bu content /içerik üretimde sorun yaratıyor. Kaliteli iş yapmakla ilgili ciddi sorun oluşturuyor. Ben yaptığım işlerde kaliteli iş çıkarmanın üzerine durduğum ve bunu uygulayabilmek için her zaman sinemayı seçtim. Bir hafta içinde sinema kalitesinde iş yapabilmek çok zor, ancak büyük bütçeli ve büyük kadrolu işler bu kaliteyi yakalayabileceğinden, dizilerin sinemaya nazaran bir kalite daha alt sırada olduğunu düşünüyorum. Lakin dizilerin sinema kalitesinde iş üretme gibi bir gereksinimleri de yok, ikisi farklı segmentler, tekrardan vurgulamak isterim.

Bu senenin ödüllere doymayan filmi Organik Aşk Hikayeleri sizin kendi ekibinize yazdırdığınız bir film miydi? Yoksa dışarıdan yazan senaristler tarafından mı geldi?

– Alpgiray Uğurlu’nun, yani yönetmenin kendi yazdığı bir hikaye. Dolayısıyla Alp geldiği zaman kendi senaryosuyla beraber geldi. Bakanlığa yolladığımızda senaryoya bir destek çıktı. Kanada’da “En iyi Cast” ödülünü, en iyi yabancı film ödülünü aldı. Furkan Kızılay Ispanya’da düzenlenen Madrid Film Festivali’nde  “En iyi yardımcı oyuncu” ödülünü aldı. Bu da bizi mutlu etti. Bir şekilde ülkemizi de tanıtmış olduk. Bence sinemacının amaçlarından biri, kendi hikayelerimizi, Türk filmlerini, sanatımızı, kültürümüzü, zenginliklerimizi, ülkemizi yurtdışında tanıtarak ülkemiz hakkında farkındalık oluşturmaktır. Organik Aşk Hikayeleri’de farklı bir bakış açısı oldu, farklı bir film oldu.

 

Organik Aşk Hikayeleri film senaryosunu okuduktan sonra ‘Waov, gerçekten etkilendim’ gibi bir etkileşim yaşadınız mı?

– Ben bazı şeyleri o level da değerlendiremiyorum. Izleyicinin etkilenmesi önemli. Ben izleyicinin ilgisini çeken bir proje mi? satılabilir mi? gibi soruları kendimi soruyorum genelde. “Organik Aşk Hikayeleri” sinema filmi Senaryosu orijinal bir fikirdi bir kere. Fikir önemliydi, bunu iyi uyguladığımızı düşünüyoruz. Çekim anlamında da 3ncü şahıslar tarafından birbirlerine tanıştırılan 8 çiftin, birbirinden farklı 8 hikayesinden oluşuyordu. Buna bazı oyuncu arkadaşlarımızı da dahil edebiliriz diye düşündük. Sağ olsunlar bize destek olan oyuncu arkadaşlarımız oldu. Özge Gürel, Sadi Celil Cengiz, Gökhan Alkan, Furkan Kızılay, İrem Helvacıoğlu… Castımız gerçekten çok başarılıydı. Bu konuda nazik davranmıyoruz (Gülerek). Bütçemiz çok kısıtlıydı bizim. Bakanlıktan sadece 120 bin lira gibi bir destek aldık ve düşük bütçeye rağmen 90 kopya ile vizyona çıkabilmesi, hem de yurt dışında başarı kazanabilmesi zor bir durumdu, uzun ve zor yoldu fakat bunu başardığımız, senaryoyu gerçeğe dönüştürdüğümüz için mutluyuz.

Bugün ekranlarda yıldızı parlayan genç oyuncuları filmin içinde izledik. Bu kadroyu oluştururken Furkan Kızılay, Özge Gürel, Gökhan Alkan, İrem Helvacıoğlu gibi oyuncuların yer almasını nasıl tasarladınız?

– Tamamen Alpgiray ile beraber

 oluşturduk castı. Herhangi bir cast direktörümüz yoktu. Karaktere uygun cast bulmaya çalıştık ve gerçekten bu işi çıkartabilecek oyunculara gittik. Nokta atışı yaptık. Bütün arkadaşlarımızı role göre seçtik. O yüzden de cast sürecimiz uzun oldu. Dediğiniz gibi genç arkadaşlarımız dizilerde başrol oynuyordu, yoğun bir tempoları vardı. Onların müsait olma zamanını bekledik. Normalde bir filme başlarken iki hafta veya 3 hafta arka arkaya çekmeye özen gösterirsiniz. Bir de bizim bu duruma projemiz elverişliydi. 8 tane farklı hikaye, farklı dili vardı, farklı atmosferi vardı, kameraları bile hikayelere göre seçtik… 2 sene gibi bir çekim periyodumuz sürdü.

Film vizyona girdikten sonra nasıl yorumlarla ve tepkilerle karşılaştınız?

– Festivallerde, yurt dışında aldığı başarılar bizim için çok önemliydi. Filmin yerini bulduğunu düşünüyoruz. Vizyondan sonra filmi beğenen de oldu, bazı oyuncularımızın fanatik kitleleri var, onlar daha romantik, sevdikleri oyuncu arkadaşların geçtiği hikayenin sürelerinin daha uzun olmasını istiyorlardı ama her hikayemiz eşit uzunluktaydı. Filmimiz Geçtiğimiz aylarda Fox Tv de yayınlandı.

Medya sektörü gerçekten çok acımasız bir ortam. Maddesel döngünün içinde kameramanından yapımcısına, oyuncusundan izleyicisine kadar herkes sektörün içinde ayakta kalma mücadelesi veriyor. Hırslı ve güçlü olan kazanıyor diyebilir miyiz?

– Hırslı, güçlü ve azimli olan kazanıyor. Kariyer anlamında kendimden örnek vermem gerekirse, sektörün başlarında benim bir mentorum yoktu. Yabancılarla nasıl çalışılacağını anlatan, yol gösteren bir kişi yoktu. Kendi istek ve azmimle bazı şeylere ulaştım ve ben yapabildiysem herkes yapabilir. Öncelikli olan istemek, arzulamak ve araştırmak… İnternet çok büyük bir mecra, insanlar artık her şeyi öğrenebiliyor ve uygulayabiliyor. Aynı zamanda istediğimiz kişilere ulaşmamız için de sosyal platformlarla yardımcı oluyor. Bilgiyi doğru zamanda ve doğru şekilde kullanabilirsek herkes, her şeyi yapabilir. Başarısızlığa bahane bulmanın kolay olduğunu düşünüyorum lakin başarı için azim ve risk almak gerekir.

Bir yapımcı olarak format olarak uyarlanan işleri nasıl buluyorsunuz?

– Başarılı buluyorum, ama bazılarının bütçesel nedenlerden dolayı iyi uygulanamadığını düşünüyorum. Bunun dışında bir projeyi değiştirme sürelerinin çok kısa oluşu, yabancı insanlar bir sene, iki sene senaryoyu geliştirme anlamında çalışırken biz de bu süre bütçesel nedenlerden dolayı üç ay, dört ay gibi bir süre olduğu için maalesef işlerin kalitesiz çıkmasına neden oluyor.

Çocukluk yıllarında sinema bileti alabilmek için kuyruk oluşturulan, kış ayları ayrı yaz ayları ayrı güzellikte film izlenen dönemler giderek elektronik bir ortama dönüşüyor. Sinema keyfinden dvd keyfine, gazozlu, çekirdekli yazlık sinema keyfinden açık hava sinemalarına geçiş yapılıyor. Beyaz perdenin geleceğini nasıl gözlemliyorsunuz?

– Özellikle akıllı telefonlar, tabletlerle kullanıcı bir sinemadan çok, evinde, arabada, deniz kıyısında, kısacası rahat ettiği her yerde istediği filme ulaşabilecek bir seviyeye geliyor. Bu da aslında iyi bir 

şey, çünkü bazı şehirlerde – her şehre İstanbul açısından bakmamak lazım- sinema ortamını bulabilmek zor olabiliyor. Teknoloji bunu insanlar için biraz daha kolaylaştırıyor. Tabi ki sinemanın atmosferi daha farklı. Dediğiniz gibi bir sinemada filmin izlenmesi farklıdır. Eğer olay, bir bağımsız filmcinin, filmini seyirciye ulaştırmaksa, bu şuanda tüketilen dijital platformlar çok iyi bir seçenek. Anadolu’da da filmin yayılmasını sağlayacaktır.

Hem yapımcılığını hem de senaristliğini üstlendiğiniz Muska filmi sizin ilk yazdığınız film. Senarist olarak kalemi elinize ilk aldığınızda neden Muska gibi korku türünde bir film yazdınız?

– Ben Muska’nın ortak senaristiyim. Aynı zamanda filmin yönetmeni olan Özkan Çelik ile birlikte yazdık. Izleyicinin belirli zaman dilimlerinde belirli film türlerine ilgisi olur.  Gerilim/Korku türü de filmi çektiğimiz dönemlerde ve halen Türk halkının sevdiği bir film türü. Biz buna farklı bir yorum getireceğimizi düşünerek filmi yapmaya karar verdik. Filmin ilk ismi Kiracı’ydı. Daha sonra filme bazı sahneler ekledik, filmin ismini “Muska” olarak değiştirdik. Gerek ismi olsun, gerek sahneler olsun, filmi daha farklı bir yere getirdi. Yurtdışında festivallerden de ödül alan 118bin kişi tarafından izlenen başarılı bir iş çıktı ortaya.

Komedi filmlerine baktığınızda, hem yapımcı hem senarist olarak Türkiye’nin mizah kültürünü nasıl buluyorsunuz?

– Komedi filmleri Türkiye’de şöyle işliyor; toplumun kendisiyle özdeşleşebileceği karakterler üzerinden gidiyor. Karakter komedileri bir de durum komedileri var ama, biz de genellikle Recep İvedik gibi filmlere baktığımızda karakter komedisi ortaya çıkıyor. İnsanlar o senaryoda kendinden bir şeyler bulabilmeli. O yüzden komedi filmleri inşallah bir kısır döngüye dönmez. Yapımcılar tutan filmleri yapmak isterler. Komedi filmleri ticari bir olgudur. Film tutuyorsa doğal olarak yapımcılar da yapmak ister, ama izleyicinin farklı türlere ilgisi olup olmadığını görebilmek için farklı tarzda komedilerin de

 üretilmesi gerekli.

Bir yapımcı olarak sektörün nasıl işlediğine yönelik bir tüyo verir misiniz?

– Bizim sektör genelde bakanlığın sinema destekleriyle dönen bir durum. Özellikle sanat filmleri açısından konuştuğumuzda, efektif anlamda baktığımız zaman Türkiye’de sadece bir tane film fonu var, o da bakanlığın sinema desteği. Ve bu fona bütün filmciler başvuruyor. Efektif olan projeler seçiliyor. Bunun dışında sinema anlamında konuştuğumuzda televizyona ön satış diye bir opsiyon var. Bu da TRT olabiliyor, TRT’nin ortak yapımlara girdi üç, dört senedir. İstisnalar haricinde, ne kadar bütçe varsa, o kadar kaliteli iş çıkmakta. Üç farklı yapımcı türü vardır; biri yaratıcı yapımcıdır, biri teknik yapımcıdır, biri finansal yapımcıdır. İsim sadece “yapımcı” diye geçse de bu üçünün görevi de farklıdır. Maalesef Türkiye’de yapımcıysanız bu üçünü de yapmak zorundasınız. Bazen yapımcı öz kaynak kullanmak zorunda kalıyor veya bütçe açığını kapatabilmek için kredi veya ekip üyelerine hisse vermek/borçlanmak vb gibi farklı ekonomik yollara başvurmak durumunda kalıyor. Bu da bir yapımcı için çok zor bir süreç. Bunların dışında 4ncü görev de film bittikten sonraki dağıtım süreci.Filmin dağıtım bulup bulamayacağı ve hangi dağıtım şirketi ile çalışabileceği de akıbeti belirleyen en önemli faktör.Bu şartlar altında para kazanabilmek için yapımcının bir senede iki film yapması lazım, bir film başarılı olmazsa diğer filmden gelir elde edebilmek için.

Projenizde yer almasını isteyeceğiniz usta oyuncular var mı?

– Tabi ki her yapımcı ünlü oyuncularla projeler gerçekleştirmek ister, ama önemli olan oyuncunun projedeki karaktere uyup uymadığı. Ben sinemaya ürün olarak bakıyorum. Bu ürünün içinde karakter de bir ürün ve o karakteri en iyi kim canlandırabilirse onunla çalışmak isterim. Ünlü ünsüz çok fark etmez. Lakin ünlü oyuncu projenin satılmasını kolaylaştırabilir.

Filmin içindeki her şeye karışan yapımcılardan mısınızdır? Senaryoda, oyuncuda, yönetmende sıkça değişiklikler yapar mısınız?

– Ben filmin içinde her şeye karışmam, filmin dışında da her şeye karışırım (Gülerek). Geliştirme aşamasından tutun, filmin çekimlerine de, çekim sonralarına da karışırım, çünkü eğer işi yapan ben isem belirli bir kalitede, beni de temsil eden ve benim dışımda yönetmenin de haricinde bütün ekibin memnun olup çalışmaktan gurur duyacağı bir ürün ortaya çıksın isterim.

Profesyonel iş kimliğinizden çıkıp, sıradan bir izleyici koltuğuna oturabiliyor musunuz?

– Ben film seyretmeyi çok seviyorum, ama zaman bulamıyorum. Bazı insanlar düşünüyor ki, yapımcı veya yönetmensen günde 50 tane film izlersin. Öğrenciyken çok izliyorduk da, şimdi yapımcı sürekli çalışıyorum, projelere bütçe yolluyorum vs… aynı zamanda birçok organizasyonun içinde oluyorum o yüzden Televizyonu gerçekten en son ne zaman açtığımı hatırlamıyorum.

Yapımcı kostümünüzü askıya astığınız zaman hayat Serhan Nasırlı için nasıl gidiyor?

– Hayat benim için iyi gidiyor, inşallah herkes için iyi gidiyordur. 2 yaşında bir kızım var. Eşim ve kızımla birlikte mümkün olduğunca vakit geçirmeye çalışıyorum. Aile babası olduğum için şu anda güzel her şey. Aynı zamanda filmdersleri.com diye bir oluşum kurdum burada da film yapım atölyeleri düzenliyoruz. Senaryo atölyesi, görüntü yönetmenliği atölyesi yapacağız. Ünlü yönetmenlerimiz ile workshoplar yapacağız ve bu atölyelerin bir de online eğitim seçenekleri olacak. sinema da bir online versiyona gidiyor, ama eğitim de online gidiyor. İnsanlar dünyanın neresinde olursa olsun bu eğitimleri alabilecek. Belki onların bulunduğu şehirde böyle bir imkanları yok, ama bi inşallah böyle bir şansı ayaklarına getireceğiz.

Hayatın size anlattıklarını siz sevenlerinize nasıl özetlersiniz? Çocukluğunuzdan bugüne kadar ki yaşantısını bir kitapta birleştirseniz okurlarınıza ne anlatmak isterdiniz?

– Çok zor, kazık bir soru (Gülerek). Kariyerime baktığım zaman bazı önemli dönemler olduğunu gördüm. Siz çalışmaya başladığınız zaman, azimli olduğunuz zaman, belki klasik olacak ama her şeyi başarabilirsiniz. Bir şekilde talihte bunu size gösteriyor. Bir şeyi gerçekten istediğiniz zaman, onun nasıl yapılması gerektiğini öğreniyorsunuz. Belki şimdi olmuyor, ama bir zaman sonra bunun hayatınızın içinde yer almaya başladığını görüyorsunuz. Bir gün oluyor ki, her şey değişiyor.

– Bir günde herşey değişir diyorsunuz.

– Değişebilir tabi, pesimistliğe kapılmasın hiç kimse. Karamsarlığa kapıldıkları zaman dışarı çıkıp bir baksınlar. Doğa o kadar güzel bir şey ki, mucizelerin var olduğunu anlatıyor. Olumsuzlukları dünyanın sonu gibi değerlendirmeyip, ileri doğru yürümeye bakmak lazım her zaman.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
İDOB açılış konseri ile sezona başladı

Kapat