$ DOLAR → Alış: 5,41 / Satış: 5,44
€ EURO → Alış: 6,13 / Satış: 6,15

SON DAKİKA:

Bir Fikir Adamının Hayatı : Cemil Meriç

Yağmur Tanyıldız’ın özel haberi için tıklayınız…

Bir Fikir Adamının Hayatı : Cemil Meriç
  • 10.04.2018
  • 928 kez okundu

Cemil Meriç, başlıca işi düşünmek ve düşündüklerini cemiyete sunmak olan özgün bir fikir adamı ve edebiyatçıdır. Biz de bugün sizlerle Cemil Meriç’i anacağız…

ÇOCUKLUK YILLARI

Balkan savaşları sırasında 1912’de Meriç nehri yakınlarındaki Dimetoka’dan Antakya’ya göç eden bir ailenin çocuğu olarak Reyhaniye (şimdi Reyhanlı) ilçesinde doğdu (12 Aralık 1916). Tam adı Hüseyin Cemil’dir. Banka müdürlüğü de yapmış olan babası hâkim Mahmud Niyazi Bey’in görevi münasebetiyle yedi yaşına kadar Antakya’da kaldı. 1923’te Reyhaniye Rüşdiyesi’nde başladığı eğitimine 1928’de Antakya Sultânîsi’nde (Lycée d’Antioche) devam etti. 1935’te liseyi bitirmesi gerekirken Fransız mandası altındaki Antakya’da o yıl liseler on bir yıldan on iki yıla çıkarıldığı için mezun olamadı. Milliyetçi eğilimlerinin ağır bastığı lise son sınıfta hocalarına yönelttiği eleştirileri yüzünden bitirme imtihanlarına on beş gün kala okulu terk etmek zorunda kaldı. 1936’da İstanbul’a gitti ve on ikinci sınıfa Pertevniyal Lisesi’nde devam etti. Bu sırada Nazım Hikmet ve Kerim Sadi başta olmak üzere dönemin solcu aydınlarıyla tanıştı.

İDAM TALEBİYLE YARGILANDI

Geçim sıkıntısı yüzünden 1936 Mayısında Antakya’ya döndü ve lise öğrenimini Fransız liselerine özgü programı uygulayan Antakya Sultânîsi’nde tamamladı. Dokuz ay kadar İskenderun’a bağlı bir köy okulunda öğretmenlik yaptıktan sonra İskenderun Tercüme Bürosu’nda başkan yardımcısı oldu. Kısa sürelerle Nahiye müdürlüğü, Türk Hava Kurumu’nda sekreterlik ve belediyede kâtiplik gibi görevlerde bulundu. Nisan 1939’da gözaltına alınarak Antakya’ya götürüldü. 1938’de kurulan ve 1939’da Türkiye’ye iltihak eden bağımsız Hatay hükümetini devirmekle suçlandı; idam talebiyle yargılandı, ancak beraat etti.
1940’ta tekrar İstanbul’a gitti ve iki yıl Yabancı Diller Yüksek Okulu’na devam ederek 1942 Haziranında mezun oldu. Fransızca öğretmeni olarak tayin edildiği Elazığ Lisesi’nde iki yılı aşkın bir süre görev yaptıysa da özel hayatında ve işindeki çeşitli sıkıntılar yüzünden İstanbul’a dönmek zorunda kaldı (1945). Aralık 1946’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Fransızca okutmanı oldu. 1974’te emekli oluncaya kadar bu görevini sürdürdü. Bu arada Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne doktora öğrencisi olarak kaydoldu (1951), Işık Lisesi’nde Fransızca hocalığı yaptı (1952-1954) ve Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde dersler verdi.

İLK ESERLERİ

İçine kapalı bir çocukluk dönemi geçiren Cemil Meriç’in kitapların dünyasına yönelmesi erken yaşlarda olmuştur. Antakya’da çıkan Yeni Gün gazetesindeki “Geç Kalmış Bir Muhasebe” başlıklı yazısıyla (23 Eylül 1933) yayın hayatına atılmış, Tarık Mümtaz’ın (Göztepe) çıkardığı Karagöz’de yazıları ve “Fırsat Yoksulu” mahlasıyla şiirleri yayımlanmıştır. İstanbul’a geldikten sonra “Honoré de Balzac” başlıklı ilk yazısı İnsan dergisinde neşredilmiş (1941), Ayın Bibliyografyası dergisinde tercüme tenkitleri yapmış (1942-1943), başında uzun bir Balzac incelemesinin de yer aldığı Altın Gözlü Kız çevirisi yayımlanan ilk eseri olmuştur (1943). 1944-1947 yılları arasında Yurt ve Dünya, Yücel, Gün, Amaç dergilerinde tercüme tenkitleri, Fransız edebiyat ve düşüncesi üzerine incelemeler neşretmiş, Balzac çevirilerini de sürdürmüştür. Maarif Vekâleti’nden tercüme teklifleri almış, yarım kalan Emile (J. J. Rousseau) çevirisinin ardından Hernani (V. Hugo) çevirisi “klasikler” dizisi arasında çıkmıştır (1956). 1955 yılında günlük tutmaya ve “Quinze-Vingts Geceleri” adlı bir roman yazmaya başlamışsa da devam etmemiştir. Aralıklarla yirmi yıl sürdüreceği günlüklere (jurnal) ise 1963’te başlayacaktır. 1960-1964 yıllarında mesaisinin neredeyse tamamını Hint edebiyatına vermiştir.

OLGUNLUK DÖNEMİ ESERLERİ

1953’ten sonra ara verdiği yazılarına Dönem ve Çığır dergilerinde yeniden başlayan Cemil Meriç (1965) bir yandan tercüme çalışmalarına devam ederken bir yandan da Yeni İnsan ve Hisar dergilerinde yazılarını sürdürür; bu arada Saint-Simon İlk Sosyolog-İlk Sosyalist kitabı neşredilir (1967). Emekli olduktan sonraki on yıllık süre içinde kendisini daha geniş okuyucu kesimlerine tanıtacak olan olgunluk dönemi eserleri Bu Ülke’yle (1974) başlamak üzere yayımlanır. Türk Edebiyatı, Kubbealtı Akademi Mecmuası, Pınar, Köprü, Gerçek, Hareket, Millî Eğitim ve Kültür gibi dergilere, Orta Doğu, Yeni Devir gazetelerine yazılar, Tanzimat’tan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi ve Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi’ne maddeler yazar. Türkiye Millî Kültür Vakfı (1974, 1980), Türkiye Yazarlar Birliği (1981), Kayseri Sanatçılar Derneği (1982) gibi kuruluşlar tarafından kendisine fikir ve inceleme dallarında ödül verilen Cemil Meriç’in Üsküdar Belediyesi’nin açtığı kültür merkezine de adı konmuştur (2004).

Aldığı Ödüller

Kırk Ambar adlı eseriyle “Türkiye Millî Kültür Vakfı” ödülü, Ankara Yazarlar Birliği Derneğinin“Yılın Yazarı”, Kayseri Sanatçılar Derneğince, “İnceleme”, Kültürden İrfana adlı eseriyle, Türkiye Yazarlar Birliği “Yılın Fikir Eserleri” ödüllerini aldı.

CEMİL MERİÇ’İN FİKİR HAYATINDAKİ DÖNEMLER

Cemil Meriç’in arayışlarla geçen fikir hayatı kendi yaptığı bir tasnife göre şu dönemlere ayrılır: 1917-1925: Koyu müslümanlık devri. 1925-1936: Şoven milliyetçilik devri (Meriç soyadından önce bir ara Şaman ve Yılmaz soyadlarını kullanır). 1936-1938: Sosyalistlik devri. 1938-1960: “Âraf” dediği kuluçka devri. 1960-1964: Hint devri. 1964’ten sonra ise sadece Osmanlıdır (Göze, s. 7-8).

EN BÜYÜK ELEŞTİRİSİ

Eserlerinde Türkçe’nin hızla kan kaybetmesi ve mâzi ile aradaki çatlağın her geçen gün biraz daha büyümesi, bunun Türk toplumunun bugünü ve yarını üzerinde icra edeceği yıkıcı tesirler üzerinde durmuştur. Bir düşünce geleneğinden mahrum olmaları yüzünden Eflâtun’un ünlü istiaresinde geçtiği gibi “mağara”ya kapatılmış olan Türk aydınlarının kısa zaman aralıklarında hızla burçtan burca savrulmalarına işaret etmiştir. Gerçeğin kimsenin tekelinde bulunmadığını, dolayısıyla ona ancak ortak bir gayret ve açık bir zihinle ulaşılabileceğini, sağ-sol çatışması gibi Avrupa’dan ithal edilen suni kamplaşmaların Türk insanı ve aydınının zaten zayıf ve mecalsiz bırakılmış dinamiğini iyice körelteceğini, aydınların kendi kültür köklerini olduğu kadar dünya kültürünü, içine girmek için Tanzimat’tan beri çırpındığımız Avrupa’yı bile son derece yetersiz ve sığ bir şekilde tanıdığını belirtmiştir. Türk aydınının Batı karşısında içerisine düştüğü aşağılık kompleksinin zararlı neticelerini, insan beyninin iki yarım küresi olan Doğu ve Batı’nın gerçekte bir bütün oluşturduğunu, dar ve ön yargılı düşünmeyi bir kenara bırakmanın fikir hayatımıza zenginlik kazandıracağını ifade etmiştir. Avrupa medeniyetine istihalenin ham bir hayal olduğu ve bir medeniyetin diğerine istihale edemeyeceği, ancak malzeme alabileceği, Türkiye’de kendi köklerine sahip yeni bir neslin yetişmesinin Osmanlıca, Arapça ve Farsça öğrenerek irfan hazinelerini, öte yandan bir Avrupa dili öğrenerek hür bir şekilde Batı’yı tanımakla mümkün olacağı vurgu yaptığı diğer görüşleri arasındadır.

FRANSIZ MANDASINDAKİ SÖMÜRGE TECRÜBESİ

Cumhuriyet dönemi aydınları içinde farklı bir yer tutmasında dürüstlük ve samimiyeti, kendi fikir ve kültür geleneklerini hakkıyla özümlemesi, farklı fikrî kanallara açık bağımsız bir zihin yapısına sahip olması ve Antakya gibi özel şartları bulunan bir ortamda Fransız mandası altında kısmen bir sömürge tecrübesi yaşamış bulunmasının ayrı ayrı payı vardır. O yıllarda Fransız eğitim sistemine göre öğretim yapmakta olan Antakya Sultânîsi’nde, tercüme eserleri basılmış Antuvan Efendi adlı bir Ermeni, Dârülmuallimîn-i Âliye mezunu Lâmi Bey ve “şair, muhibb-i cemâl, kalender bir Osmanlı” dediği Ali İlmî Fânî, Mülkiye Mektebi mezunu Memduh Selim, Sorbonne doktoralı Mesud Fânî (Bilgili), Damad Ferid Paşa’nın başyaverliğini yapmış olan Tarık Mümtaz gibi isimlerin bulunuşu da bunlara eklenebilir. Mesud Fânî o yılları anlatırken tâlim ve terbiye kadrosunun milliyetlerindeki çeşitlilik sebebiyle Antakya Sultânîsi koridorlarını bir nevi “Cem‘iyyet-i Akvâm” salonuna çevirdiğini söyler (Manda İdaresinde, s. 15). Kendini “hakikat arayıcısı” ve “hakikat âşığı” olarak nitelendiren, siyasî görüşlere ve düşünceyi daraltan ideolojilere mesafeli durmaya çalışan Cemil Meriç’e çeşitli fikir, siyaset ve ideoloji çevreleri kendilerine yakın buldukları görüşlerini öne çıkararak sahip çıkmışlardır.

GÖZ HASTALIĞI VE VEFATI

Küçüklüğünden beri problemli olan görme duyusunun giderek zayıflaması üzerine 1954’te birkaç başarısız göz ameliyatı geçirdi. 1955’te gittiği Paris’te Quinze-Vingts Hastahanesi’nde geçirdiği bir dizi ameliyat da başarısızlıkla sonuçlanınca hayatının geri kalan kısmını gözlerini kaybetmiş olarak sürdürdü. Fikir hayatı ailesi, dostları ve sevenlerinin okuma ve söylediklerini dikte etme konusundaki yardımlarıyla devam etti. 1984’te beyin kanaması ve ona bağlı olarak felç geçirdi; ağır bir hastalık döneminin ardından 13 Haziran 1987’de İstanbul’da öldü ve Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Lamia Hanım

“İrfan mektebinin muallimi, hakikat adamı, kendisini sevmeyenleri bile kendine tiryaki ettiren, 20. yy. Türk düşünce hayatının en parlak yıldızı” olarak nitelenen Cemil Meriç, Jurnal‘de yer alan günlüklerini, 38 yaşındayken gözlerini kaybettikten sonra yazdırmaya başlar.
Günlüklerin toplandığı Jurnal’in birinci cildi 1955-1965 yıllarını, ikinci cildi ise 1966-1983 yıllarını kapsar ve kesintilere uğrasa da yazımı yaklaşık 28 yıl sürer.
Her iki cilt, günlüklerin yanında, Meriç’in zaman zaman dostları ve evli iken sevdiği başka kadın olan Lamia Hanım için yazdırdığı -karısının ve kızının da bildiği- mektuplardan oluşur.
“Bu kitap, fırtınaya tutulan o yolcunun, içine kafasındaki bütün ışığı doldurup, dalgalara fırlattığı şişe! Denize atılan şişe, hangi sahilde, hangi bahtiyar tarafından bulunacak?” (Cemil Meriç, Jurnal)

Mektuplar nasıl yorumlanır?

Cemil Meriç’in daha çok Jurnal 2‘de yayımlanan bu mektupları değişik yorumlara neden olur: Bazılarına göre bu mektuplar, Cemil Meriç’in, uzakta olduğu için hayalinde olağanüstü büyüttüğü bir kadına duyduğu aşkı anlattığı için gerçeklikten uzak olarak değerlendirilir. Bazıları, mektuplardaki bu çok özel duyguları, hem kızı hem de karısıyla paylaşarak onların üzülebileceğini düşünmeden hareket ettiği için Cemil Meriç’i bencil bulur. Bazıları ise, mektuplarda, birbirini tamamlayan, birbirinden vazgeçemeyen ve hiçbir ayrılığı, hiçbir kopuşu düşünemeyen iki insanın öyküsünü görür. Bazıları da bu aşkı yüceleştirir ve toplumun-toplum değerlerinin dışında yaşanabilecek bir mutluluğun mümkün olduğunu keşfeden duygu durumu olarak niteler. Ben yorumu size bırakıyorum ancak mektuplardan alınmış bazı kesitlere geçmeden önce, Prof. Dr. Ümit Meriç‘in, bir röportajında, babası ile Lamia Hanım arasında yaşanan duygusal ilişkiyi nasıl değerlendirdiğini sizinle paylaşmak istiyorum.

Ümit Meriç anlatıyor

İkinci kadın Lamia Hanım, babamın hayatına şöyle girdi. Babam 1957 yılında gözlerini kaybettikten sonra hep gözlerinin açılacağı ümidiyle yaşadı. 1965 yılında talebesi olan Fuat Andıç, ‘Hoca, param olsa gözlerim açılacak diyorsunuz, gel doktora gidelim, eğer mümkünse masraflarını ben ödeyeceğim’ dedi. Taksim’de bir göz doktoruna götürdük, doktor baktıktan sonra, ‘Cemil Bey, gözlerinizin açılması tıbbın şu anki imkânlarına göre mümkün değil, siz kör olmaya mahkûmsunuz.’ dedi. Bu hâletiruhiye içinde eve gelince annem, ‘Cemil, eşin olarak izin veriyorum, nereye gidersen git, ne yaparsan yap, yeter ki yaşa!’ dedi.
Bunun üzerine halamlara ziyaret etmek için trenle Hatay’a gittik. Antakya’ya indik, Antakya’da Ata Otelinde kaldık ve otelin lokantasında Lamia Hanım’la tanıştık. Jurnal’de yer alan mektupların başlangıcı o geceye kadar gidiyor. Lamia Hanım o günden sonra babamın hayatından çıkmadı. Annem öldükten sonra babama, Lamia Hanım‘la evlenin dedim. Evlenme teklif etti ancak babam, hayattayken hiçbir şekilde annemden ayrılmayı düşünmemişti. Lamia Hanım da ‘Ben seninle evlenirim ancak eşinden kalan mirası reddetmen lazım, çünkü çevre seninle bunun için evlendiğimi zannedebilir.’ dedi. Babam da reddimirası kabul etmeyince evlilik olmadı. Zaten kısa süre sonra da felç oldu. Aslında babam annemin ölümünü kaldıramadı. Lamia Hanım’a çok büyük saygısı ve sevgisi olmasına rağmen annemin ölümünden sonra bir daha gülmedi. Annem, ikimizin de yaşantısını ve babamın çalışmalarını en mükemmel seviyeye çıkarmak için hayatını tamamiyle evine adamış olan bir kadındı. Annemin, babamın dışında hiçbir hayatı yoktu. Cemil Meriç‘in çalışıp kitapları çıkması için kendi hayatını vakfetmişti. Kısacası babam kadın açısından da çok şanslı insandı. Babam zaten mizaç itibariyle çok coşkun bir insandı, kadınlara zaafı olan bir insandı. Aslında bu sadece kadınlara yönelik bir duygu seli değildi. Görmediği insana âşık olabilecek kadar insan sevgisi taşıyordu ancak bu durumu kadın düşkünlüğü olarak değerlendirmemek gerekir.

İşte o ünlü mektup

Yirmi beş yıl önce yine beraberdik…
Lal Ded okyanusta yüzen bir sandal. Okyanus, aşk. Üryan, yollara düşmüş Lal Ded.
Sevgiliye:
“Gök de sensin, yerde sensin!
Hem alansın, hem verensin!
Hem çiçeksin, hem derensin!” diyor.
Mektubunu okurken o Keşmirli dilberi hatırladım. Kelimelerinde ezeli Nur’un en muhteşem lem’aları. Birden bir vahada buldum kendimi, bir çöl akşamı ve gök kubbede gülümseyen yıldızlar. Kelimelerin mektuptan gök’e uçtu, gök’e, yani gönlüme. Kelimelerin musiki oldu. Tevrat haklı: önce kelam vardı, kelam, yani sen.
Bütün kitaplar yavan, bütün şiirler soluk, bütün şarkılar ahenksiz. Zirvelerdesin, büyük muzdariplerin, büyük ermişlerin, büyük ruhların kanat çırptığı zirvelerde.
Ve kendimden utanıyorum, ben toprağım, sen arş. Ben ten’im, sen gönül. Ben alev’im, sen ışık. “Ben sen’im” diyorsun. Saçlarımı okşamak istediğin zaman, kendi saçlarını okşa. Lal Ded’i hatırladım, gerçekte Lal Ded sensin, her asırda başka bir adla tecelli etmişsin.
Leyla bir tomurcuk, sen bir muhteşem gül. Leyla bir mısra, sen bir destansın. Leyla bir kıvılcım, sen bir şafaksın. Leyla bir tecessüs, Leyla bir masal, Leyla yaşamayan, Leyla bir yarım.
Hangi sevgili seninle boy ölçüşebilir? Lamia’m benim. Sen doyulmayan, sen kanılmayan, sen rüya, sen gerçek.
Romeo’yu düşündüm ve güldüm. İmtihandan geçmeyen bir sevgi, bir saman alevi. Artık yirmi beş yıl önceye dönmek istemiyorum. Senin yanında zaman yok.
Seni düşünerek intihar etmedim…
Yirmi beş yıl önce yine beraberdik, geceleri rüyalarımı süslüyordun, gözyaşlarımda sen vardın. Her kadında seni arıyordum. Yirmi beş yıl önce adın Hasret’ti, sonra Ümit oldu. Seni bulmadığım için, seni bulamadığım için gözlerim kapandı. Seni düşünerek intihar etmedim. Yirmi beş yıldan beri senin için yaşıyorum Lamia’m.

Etiketler: / / /

CHP’li Yılmaz disipline sevk edilmesine itiraz etti
CHP Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz, "Tedbirli olarak disipline sevk edilmiştim. Buna itiraz ettik. Umuyorum bundan olumlu sonuç alırız ve bu...
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: Kaşıkçı cinayeti soruşturmasının takipçisi olacağız
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Kaşıkçı cinayeti soruşturmasına dair Suudi Arabistan Başsavcılığından yapılan açıklamaya ilişkin, "Gerçek azmettiricilerin de ortaya çıkması gerekiyor. Bu...
Türk Kızılay ile Yeryüzü Mühendisleri’nden iş birliği protokolü
Türk Kızılay ile Yeryüzü Mühendisleri Derneği arasında iş birliği protokolü imzalandı.
Kurtulmuş: Kimse Atatürk üzerinden mesaj vermeye kalkmasın
AK Parti Genel Başkanvekili Kurtulmuş, Atatürk'ün büstlerine yapılan saldırılara ilişkin, "Atatürk kurtuluş savaşımızın, Türkiye Cumhuriyeti devletimizin ortak değerlerinden birisidir. Onun...
Milli Savunma Bakanı Akar: Bedelli askerlik 37 celpte icra edilecek
Milli Savunma Bakanı Akar, "Gençlerimizin bedelli askerlik kapsamındaki eğitim çalışmaları 24 Kasım 2018 ile 7 Şubat 2020 arasında toplam 37...
TSK ve ABD Münbiç’te üçüncü ortak devriye faaliyetine başladı
Türk Silahlı Kuvvetleri ve ABD ordusu, Münbiç yol haritası çerçevesinde ilçede üçüncü ortak devriye faaliyetini icra ediyor.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay: Rum tarafının uzlaşmaz tutumu Kıbrıs’ta çözüme engel
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, Kıbrıs'taki müzakere sürecine ilişkin, "Hala çözüme ulaşılamamış olmasının nedeni, çözümsüzlüğü şiar edinen Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmaz tutumudur."...
MHP’de bazı belediye başkan adayları açıklandı
MHP'de bazı il ve ilçeler için belediye başkan adayları açıklandı.
Bakan Kurum: Bisiklet ve yürüyüş yolu yapma zorunluğu getiriyoruz
Çevre ve Şehircilik Bakanı Kurum, "Stratejik planda, artık yeni planlanacak alanlarda bisiklet ve yürüyüşü yolu yapma zorunluğu getiriyoruz. Bu da...
Kaşıkçı cinayeti soruşturmasında 5 idam istemi
Suudi Arabistan Başsavcılığından, gazetece Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi olayında 5 kişinin idamının istediği açıklandı.
İşsizlik rakamları açıklandı
ANKARA Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ilişkin iş gücü istatistiklerini açıkladı. Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Şemdinli’de terör örgütüne yönelik operasyonlar

Hakkari'ini Şemdinli ilçesi Derecik Balkayalar Dağı'nda devam eden operasyonlarda, bölücü terör örgütünün karargah, depo ve barınak olarak kullandığı 3 katlı...

Kapat