CEBİMDE UMUTLAR GETİRDİM ÇOCUKLAR

Merhaba çocuk…

CEBİMDE UMUTLAR GETİRDİM ÇOCUKLAR

Kalmışsa birazcık olsun yüreğimde masumiyet onu senin ile buluşturmaya geldim. Çünkü o kadar çok şey var ki sana anlatacağım, senden başkası ciddiye almaz yüreğimden kopup gelen kelimelerin anlamını. Sen çamurdan oyuncaklar yaparken ben kollarımı dizlerime dayayıp, alarak başımı ellerimin arasına anlatayım sana çocukların ölüm kokan yaşamlarını.
Dışarda acımasız bir dünyanın çarkları arasında yitirdik senin yaşıtlarını çocuk. Hele biri var ki, o küçücük bedeni ile bir dozer gibi geçti üzerinden insanlığımızın. Evet, evet Aylan bebekten bahsediyorum. Biliyor musun çocuk, ben bebeklerin hep anne kucağında uyuduğunu bilirdim vatansız bir bebeğin, denizin kalbin de bir inci olarak yüzdüğünü görmeden önce. O kadar ağır gelmişti ki açlığın, sürgünün, umutsuzluğun sarıp sarmaladığı o minicik bedeni tonlarca ağırlıklarda ki gemileri taşıyan denize, ben bu yükü kaldıramam deyip, edepli bir şekilde kenara bırakmıştı onu. Deniz kenarında ki pislikleri çekip alan dalgalar uğramaz olmuştu Aylan bebeğin olduğu kıyıya ondaki temizlikten utandığı için.
Hiroşima da ki çocuklar artık gülümsemiyorlar, gülümsemez ki ölü çocuklar. Onların bedenlerinin düştüğü yerde çiçekler hiç açmadı, otlarda öyle, dikende öyle. Hiroşimalı çocuklar için atom bombası kokar anne kucağı ve ölüm ile sarar anneler onları ağaçların bir daha hiç ama hiç yeşermeyeceği toprağın bağrında.
Senin, anne ve babasını savaşın aldığı akranların var onlardan bahsedeyim mi sana çocuk? Hani oyuncakları silah, el bombası olan akranların. Savaşın eşiğinde tank namlularına salıncak kurup, ölümden yaşama, yaşam dan ölüme sallanan akranların. Bedenlerine büyük gelen ölüm rolleri verildi onlara hep. Filmin sahnesi; kan revan içinde ki ülkeleriydi, yönetmen ise sürekli değişiyordu ama koltuklar hep doluydu dilsiz, sağır insanlar ile.
Bir sabah şehrin üzerine çöken sis misali açlığın üzerine çöktüğü akranların var biliyor musun çocuk? Aç bir kartalın gözünde bir lokma kadar değerli,  insanlığımızın gözünde bir haber karesi kadar değeri olan akranların. Öylesine bitkin, öylesine çaresizdi ki. Bir kartalın pençelerine teslim olacak kadar. Ölüm prangası ayaklarına asılmıştı ve yürüyemiyordu hayata. Sonrası kuru sıcak ve ölüm işte…
Ölmese artık diyorum çocuklar. Şeker yeseler, uçurtma uçurtsalar mesela. Sonra sizlerde ki masumiyeti, yaşama sevincini alsam ve çizsem barışın resmini, savaş mermilerinin deldiği binaların duvarlarına. Fısıldasam yeni doğan çocukların kulaklarına mutluluğun türküsünü. Buyurun çocuklar desem. Savaş gitti artık büyüyebilirsiniz desem onlara. Yaşamak sadece şarkılarda değil uyanın, bakın umut otobüsüne binmiş geliyor yaşamak. Uyanın çocuklar karşılamaya gidelim. Çıkarın üzerinizden barut kokan elbiseleri. İnanın bana çocuklar anneleriniz artık atom bombası kokmayacaklar, açlık yemeyecek sizi Afrika’nın bir çölünde. Ne siz ne de anneleriniz can vermeyecek artık zemheri bir kış günü at kızaklarında. Çünkü yolu var artık köylerimin. Bükreş treninde cam kenarındayım  ve bu camdan bakıyorum mutlu dünyanıza ve sen çamurdan oyuncak yapan çocuk yıka ellerini sana heybemde oyuncaklar, ceplerimde umutlar getirdim…

Avatar
Kurtuluş BAŞTİMAR( [email protected] )

YORUM ALANI

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.