$ DOLAR → Alış: 6,06 / Satış: 6,09
€ EURO → Alış: 6,78 / Satış: 6,81

SON DAKİKA:

DİNÇER KARACALAR’LA SAĞLIK NOTLARI

DİNÇER KARACALAR’LA SAĞLIK NOTLARI
  • 09.05.2019
  • 181 kez okundu

RAMAZANDA EN ÇOK YAPILAN BESLENME HATALARINA DİKKAT!

Şişli Florence Nightingale Hastanesi, beslenme ve diyet uzmanı, Dr. Dyt. Tuba Kayan Tapan ramazanda en çok yapılan 9 hataya dikkat çekiyor;

Mutlaka sahura kalkın!
En önemli hata, bireylerin sahura kalkmamasıdır. Sahura kalkmayan bireyler, gün boyunca almaları gereken enerjiden daha azını almaktadırlar. Buna bağlı olarak, aldıkları vitamin mineral, karbonhidrat, protein veya da yağ eksik olmaktadır. Buna bağlı olarak, kan şekerlerinde düşmeler, hipotansiyon, halsizlik ve uyku hali olmaktadır. Bu bireyler ramazan sonunda kilo kaybı yaşamaktadırlar. Verdikleri kilolar da yağsız kütle (kas ve su kaybı olmaktadır.) Yağsız kütleden olan kilo kayıpları, kısa zamanda daha fazla miktarda kilo olarak geri alınmaktadır. Halbuki yapılan sahurla birlikte öğün sayısı artacağından metabolizma daha hızlı çalışacak ve kilo artışları olmayacaktır. Özellikle dengeli yapılmış bir sahur öğünüyle birlikte yağdan kilo kayıpları da sağlanabilir.

Sıvı tüketimine dikkat edin…
İftardan sahura besin alındığı süre boyunca sıvı tüketimi oldukça önemlidir. Çünkü yaz aylarında havanın sıcak olmasıyla birlikte terleme oranı arttığından dolayı vücutta su ve mineral kaybı olmaktadır. Kaybedilen mineral ve suyun geri alımı vücut dengesi için oldukça önemlidir. Dolayısıyla bu süre zarfında az su içmek yapılan diğer büyük hatalardan biridir. Su ve sıvı miktarı birbirlerine karıştırılmamalıdır. İçilen çay, kahve ve komposto sıvı miktarına girmektedir. Suyun yerini tutmazlar. Bu sebeple bireyler su içerken, sıvıların dışında hesaplamalıdırlar. Bireylerin içtiği su miktarı kilogram başına değişir. 50 kilo olan bir kadının 1,5 kg su içmesi yeterliyken, 80 kg bir erkeğin 2,5 kg su içmesi gerekmektedir. Olduğu ağırlık üstünden 30cc su ile çarparak tüketmesi gerektiği su miktarını bulabilir.

Sahurda ve iftarda yüksek karbonhidratlı yiyeceklerden uzak durun!
Özellikle un, şeker gibi basit karbonhidrat içeren gıdalar hipoglisemi ve hiperglisemi risklerini arttırmaktadır. Bu da bireylerin insülin direncini arttırarak, karın bölgesi yağlanmasına sebep olacaktır. Ayrıca artmış insülin direnci kan şekeri değerlerini etkileyecektir. Basit karbonhidratlı besinlerin posa içeriği düşük olduğundan, bağırsak hareketlerini yavaşlatmaktadır. Bu da bireylerde kabızlık durumunu arttırmaktadır. Bu sebeple sahur ve iftar menülerinden poğaça, simit, börek gibi besinleri çıkararak onlar yerine posa içeriği yüksek olan sebze, meyve ve barbunya gibi kurubaklagilleri tercih etmek bağırsak hareketlerini arttıracağından mide-bağırsak sistemini olumlu yönde etkileyecektir.

İftarda bir kase çorba içip ardından 15 dakika bekleyin…
İftarda yapılan bir hata da birden hızlıca tüm besinleri tüketme isteğidir. Gün boyunca uzun süre aç kalındıktan sonra düşen kan şekeri buna sebebiyet vermektedir. Bu durumu aşmak için oruç bozulan iftariyeliklerden sonra bir kase çorba içip 15 dakika beklemek gerekmektedir. Ana yemeğe mutlaka 15 dakika sonra başlanmalıdır. Çok yağlı ağır yemekler yerine ızgara, haşlanmış ya da fırınlanmış et tavuk ya da balık yemekleri tercih edilmelidir. Aksi takdirde yüksek kan şekeri, yüksek tansiyon ve kalp rahatsızlıkları riski artabilir.

Reflünüz mü var? İşte cevabı…
İftarda hızlı ve çok miktarda besin tüketmek mide hastalıklarını da arttırmaktadır. Özellikle reflüyü oldukça tetiklemektedir. Gastrit reflü gibi mide şikayeti olan bireylerin, oruçlarını bozarken asitsiz iftariyeliklerle başlamaları gerekmektedir. En güzel başlangıç küçük bir kase komposto veya az yağlı bir çorbayla sağlanmaktadır. Mide hassasiyeti olan bireylerin çok sıcak ve çok soğuk olarak besinleri tüketmemesi gerekmektedir. Bu dönemde özellikle gazlı içeceklerden uzak durmaları gerekmektedir. Mide hassasiyeti olan bireylerin acı ve baharatlı gıdaları tüketmemeleri gerekmektedir. Ayrıca meyve asidi midelerini rahatsız edebileceğinden çiğ meyve yerine komposto veya hoşaf içmeyi tercih etmelidirler. Yemekten hemen sonra çok miktarda kahve ve çay içmek mide kapakçığını gevşeteceği için reflü riskini arttırabilir.

Süt ve süt ürünleri tüketin
İftar ve sahurda süt ve süt ürünlerini tüketmek hem proteini yüksek olduğu için tok tutacaktır hem de kalsiyumun yüksek olması karın bölgesi yağlanmanın artması engelleyecektir. Ramazan ayında oruç tutan bireylerin süt ve süt ürünlerini günde en az 2 porsiyon olarak tüketmeleri oldukça önemlidir.

 

Alerji ile Yaşam Derneği, Bioderma’nın katkılarıyla atopik dermatit hastalığına “Atopik Yürüyüş” ile dikkat çekti!

Türkiye’nin ilk ve tek alerji hastaları derneği olan Alerji ile Yaşam Derneği tarafından kurulan, gücünü biyoloji ve dermatoloji bilimlerinden alan Bioderma markasının destek verdiği Atopi Okulu Projesi kapsamında, atopik dermatit hastalığına dikkat çekmek amacıyla  Maltepe Sahili’nde “Atopik Yürüyüş”
farkındalık hareketi düzenlendi.


‘Atopi Okulu’
, alerji sorununa sahip ailelerin alerji ile yaşama dair doğru bilgilere ulaşabilmesi için kurdukları Alerji ile Yaşam Derneği tarafından hayata geçirilen, Bioderma markasının katkılarıyla bugüne kadar bir sürü etkinliğe imza atan bir sosyal farkındalık projesidir. Bu sosyal farkındalık projesi kapsamında; Dünya Alerji Haftası sonrasında hayatın ilk yıllarında atopik dermatit olarak ortaya çıkan, sonra; besin alerjisi, alerjik rinit ve astım olarak devam edebilen “Atopik Yürüyüş” kavramına ve alerjik rahatsızlıklara dikkat çekme ve farkındalık oluşturmak amacıyla 28 Nisan Pazar günü Maltepe Sahili’nde fiziksel olarak “Atopik Yürüyüş” hareketi düzenlendi.

Düzenlenen Atopik Yürüyüş farkındalık hareketiyle; atopik dermatit, besin alerjisi, alerjik rinit ve astımı içeren alerjik hastalıkların doğal seyrinin bilinmesi ve daha fazla kişi tarafından anlaşılması hedefleniyor.

Yürüyüşe, Alerji ile Yaşam Derneği ve Bioderma çalışanları, Atopi Okulu sosyal medya takipçileri ve projeye destek veren vatandaşlar katıldı. Katılımcılar yürüyüşte yer alan bando takımı eşliğinde başlangıç noktasından bitiş noktasına kadar coşkulu bir şekilde yürüyüp, alerji hakkında el pankartlarını tutarak, çevrede bulunan kişiler arasında alerji ve atopik dermatit hakkında farkındalık yarattı.

 

AĞIZ KOKUSU KANSER BELİRTİSİ OLABİLİR !

Hisar Hospital Intercontinental Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Selim
Yıldırım konu ile ilgili bilgiler verdi.

Ağız kokusu insan ilişkilerini etkileyen önemli bir sebeptir, ağzı kokan kişiden ziyade etrafındaki insanlar daha çok rahatsız olur.Önemli bir sağlık sorunudur.Çoğunlukla gelip geçici olur ancak devamlı oluyorsa araştırmak ve tedavi etmek gereklidir. En sık ağızda, dilde, dişlerde ve midede bulunan problemlere bağlı oluşabilir, İş yaşamını aile hayatını ve sosyal çevreyi olumsuz etkiler.

Ağız kokusuna multidisipliner olarak yaklaşmak gerekir.En başta Kulak Burun Boğaz Uzmanı değerlendirmede bulunmalı, bununla beraber diş hekimi ve Gastroentrolojı Uzmanı da hastayı muayene etmelidir. Önceden olmayan ve sonradan ortaya çıkan devamlı kötü koku mide kanseri, karaciğer kanseri, gırtlak kanseri ve dil kökü kanseri gibi çeşitli kanserlerin belirtisi olabilir.
Ağız kokusunun kanser dışında sık görülen sebepleri ise; burnu tıkalı kişilerin ağızdan nefes almasına bağlı ağız ve boğaz bölgesinin kuruması ve bu bölgedeki bakterilerin artmasına bağlı ağız kokusu, dil kökünde biriken bakterilerin yaptığı ağız kokusu, diş ve diş etine bağlı problemler, yoğun geniz akıntısı, Boğaz enfeksiyonları,  bademcik içerisinde taş oluşması, alkol- sigara -tütün kullanımı, Şeker ve böbrek hastalıkları,  bazı ilaçların yan etkisi ve yetersiz sıvı alımı sayılabilir.

Ağız kokusu nasıl tedavi edilir?
Öncelikle sebep bulunmalı bunun için çeşitli tetkikler yapılabilir.Kokunun nereden geldiği araştırılmalıdır.Eğer kokunun kaynağı saptanamamış ise kronik sinüzit enfeksiyonları, kronik bademcik enfeksiyonları, kronik mide problemleri ve kronik diş ve diş eti rahatsızlıkları teker teker kontrol edilmelidir.

Lüzumu halinde ayrıntılı gastroentrolojı muayenesinden geçmeli, uygun süre ve dozda tedaviye rağmen geçmeyen koku da endoskopi düşünülebilir.

Diş ve diş eti rahatsızlıkları ve bunlara neden olabilecek çürükler köprüler protezler düzeltilmeli.

Sağlıklı insanlarda ağız kokusu nasıl giderilir?

Bol su içilmeli
Sigara alkol kullanımı terk edilmeli
Her gün düzenli dişler fırçalanmalı
Koku veren yiyeceklerden uzak durulmalı
Diş fırçasının yumuşak yüzüyle dil fırçalanmalı
Reflü yapan yiyeceklerden uzak durulmalı
Uzun süre aç kalmamalı

 

Ergenlik Kokusu Gençleri Olumsuz Etkiliyor!

Ergenlik dönemi belirtilerinden biri olan sivilceler gençlerin psikolojisini kötü etkiliyor. Ter salgısını arttıran, deride ki bakteri ve mantarların üremesiyle yoğun kötü koku oluşmasına sebep olan ergenlik kokusu da, gençlerin sosyal hayatını olumsuz etkiliyor.
Özellikle saç derisi, koltuk altı ve genital bölgede oluşan yoğun koku sebebiyle, anneler ergen çocuklarını kötü kokuyor diye dermatologlara götürüyor. Genellikle 11-12 yaşlarında başlaması beklenen, fakat son yıllarda beslenme ve çevresel faktörlerin bozulmasıyladaha küçük yaşlarda görülen ergenlik dönemindeki cilt değişikliklerine değinen Çevre Hastanesi doktorlarından Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı Dr. Arpi Tırpancı;ergenlik dönemi deride yaşanan süreçler ve değişiklikler hakkında bilgi verdi. Dr. Tırpancı; “Ergenliğe girişi başlatan hormonal değişimler farklı şiddette deri değişiklikleri de ortaya çıkarır. Küçük bir çocukta başlayan bedensel değişimler bazen yeterince anlaşılmadığı ve uygun danışmanlık yapılmadığı zaman sıkıntılı bir süreç başlatabilir. Hormonlar tüm bedende etkilerini göstermekte deri de bundan payını almaktadır. Her iki cinste koltuk altı ve kasıklarda kıllanma artışı, erkek çocuklarda bıyık yanak kısmında kıllanma, kız çocuklarında meme dokusunun gelişimi erkek çocuğunda sesin kalınlaşması ve testislerde peniste büyüme vb gibi her iki cinste oluşan değişimler yanında deride yağlanma sivilce oluşumu, değişen oranda deri çatlakları ter bezlerinin hormonlar etkisiyle değişen ve yoğunlaşan içeriği nedeniyle terlemede koku artışı şeklinde kendini gösterir. Bunlar arasında en sık karşılaşılan sorun sivilcedir. (Akne) Erkek çocuklarında daha fazla olmakla birlikte her iki cinste testosteron hormonu üretiminin artışı deride yağlanmayı ortaya çıkarır. Kalıtımsal olarak da yatkın olan ergende fazlaca üretilen yağın, yeterince deri gözeneklerinden boşaltılamaması mikrokistlerin oluşumuna yol açar. Bu mikrokister siyah noktalara veya beyaz kabarcıklara yol açar. Yoğunlaşan yağ kütlesi içinde uyanan bakteriler yangı oluşumunu başlatıp çeşitli seviyelerde ve iz bırakabilecek daha şiddetli sivilce oluşumuna yol açabilir. Hormonların etkisi sadece yağ bezlerinde görülmez ve ter bezlerinde de faaliyeti arttırır. Ergenlik döneminde yaşanan duygusal değişiklikler terlemeyi arttırır, hormonal değişimler de bu artışa katkı sağlar. Ekrin ter bezleri çocuk yaş grubunda zaten aktif çalışır ama apokrin bezler, seks hormonlarının etkisi ile gelişir. Bunlar koltuk altları pubik bölgede olup ekrin bezlere kıyasla daha yoğun bir ter üretirler. Ter kendi halinde kokusuzdur ancak koltuk altı kasıklar gibi alanlarda deri florasının değişimi terin özelliklerini değiştirip kokulu hale getirebilir” dedi.
Ergenlik Dönemi Oluşan Çatlaklar
Ergenlik dönemi oluşan çatlaklar hakkında bilgi veren Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı Dr. Arpi Tırpancı; “Cinsiyet farkı gözetmeksizin deride, başlangıçta kırmızı zamanla renkleri solup beyaz çizgiler halinde görülen izler oluşabilir. Büyümeye bağlı olarak derinin gerilmesi ve yanında kilo almak bu çatlakların oluşumunu artırır. Ergenlikte organizma değişen hormonların etkisi altında olduğundan kortizol seviyesinde değişimler kollajen üretiminin miktar ve kalitesini bozar; deri elastikliğini ve dayanıklılığını sağlayan elastik liflerin de etkilenmesi ile çatlaklar olur. Ergenlik döneminde çeşitli oranlarda ortaya çıkan deri hastalıkları arasında seboreik dermatit (Egzema) ön planda sayılabilir.”

 

Pregnant woman having a glass of water at home in the kitchen

Hamileler ve emziren anneler oruç tutabilir mi?

Bol su tüketmesi gereken hamilelerin ve emziren annelerin oruç tutmasının sakıncalı olabileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Şebnem Tandoğan, “Eğer oruç tutulacaksa, doktorunuza danışarak, riskleri bilerek ve kontrollü şekilde oruç tutmalısınız” dedi

Batıgöz Sağlık Grubu’ndan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Şebnem Tandoğan, hamilelerin oruç tutup tutmaması gerektiği ile ilgili bilgiler verdi…
Hamilelik döneminde anne adaylarına; uzun süre aç kalmadan, sık sık ve azar azar yemek yemeleri önerilir. Diyabet, erken doğum riski, kanama, çoğul gebelik, gelişme geriliği gibi riskli gebelik durumu varsa hamilelerin oruç tutmaları sakıncalıdır. Anne adayında düşük riski var ise özellikle bol sıvı tüketmesi önerilir. Oruç nedeniyle az sıvı alınması durumunda rahim kasılmaları olabilir ve erken doğum riski ortaya çıkabilir. Su, gebeliğin devamında, idrar yolu enfeksiyonlarından korunmada ve tedavisinde önemlidir. Gebelikte idrar yolu enfeksiyonları sık görülür. Bol sıvı alımı ise idrar çıkışını artırır. Hamileliğe bağlı gelişen yüksel tansiyon da oruç için riskli durumlar arasındadır.

EMZİRİRKEN DE ÖNERİLMEZ
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Şebnem Tandoğan, “Hamilelik şekeri ya da diyabet (şeker) hastalığı gibi durumlarda; dengeli beslenmek, az az sık sık yemek son derece önem taşır. Bu durumlarda oruç tutulması hem anne adayında, hem de bebekte tehlikeli durumlara yol açabilir. Hamilelerin oruç sebebiyle gün içinde yeterince sıvı almaması tansiyon düşmeleri ve bayılmalara neden olabilir. Gün içinde sıvı alınamaması annenin kan hacmini azaltacağı için bebeğin idrar çıkışı ve kesesinin suyunu azaltabilir” dedi.
Emziren annelerin ise özellikle ilk aylarda beslenmelerine dikkat etmeleri ve bol sıvı almaları önemlidir. Oruç, sıvı alımının azalmasına bağlı olarak sütün azalmasına neden olur. Bu nedenle emzirme döneminde de oruç tutulması önerilmez.

TUZDAN VE ŞEKERDEN UZAK DURUN!
Batıgöz Sağlık Grubu’ndan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Şebnem Tandoğan, “Anne adaylarının riskleri bilerek karar vermeleri, mutlaka doktorlarına danışmaları gerekir” diyerek oruç tutacak olan hamilelere şu önerileri verdi: “Eğer anne adayı hekiminin de onayını aldıktan sonra oruç tutacaksa; sıcakta kalmamalı, gün içinde istirahat etmeli ve sahurda bol sıvı tüketmelidir. İftar ve sahur arasında, gıdaları dengeli şekilde dağıtarak, sık aralıklar ve küçük porsiyonlarla protein, karbonhidrat ve bol sıvı almalıdır. Kızartma, çok şekerli, tuzlu ve yağlı gıdalardan uzak durmalıdır. Sahurda az yağlı, az tuzlu gıdaları tercih edip yemek yedikten sonra hemen uyumamalıdır.”

 


KEMİKLERİ GÜÇLENDİREN BESİNLER

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr.Burak Önvural konu ile ilgili bilgiler verdi.

Beslenme alışkanlıklarımız kemik kalitemizi yakından etkilemektedir. Özellikle gelişimin erken dönemlerinde alınacak gıdalarla kaliteli bir kemik elde etmek ilerleyen yaşlarda oluşabilecek kemik hastalıklarının ve kırıklarının riskini azaltacaktır.

Kalsiyum, D-vitamini , K-vitamini, fosfor ve magnezyumdan zengin gıdalar kemik gelişimini ve sağlığını olumlu etkilemektedir.

Nedir bu gıdalar?
İlk başta hepimizin aklına süt, yoğurt ve peynir üçlüsü gelmektedir ancak kemik için yararlı gıdaları bunlarla sınırlamak tabi ki mümkün değildir.
Balık grubundan sardalya, somon, ton gibi gri eti ve yağı yüksek balıklar; ıspanak, enginar, yeşil ve kırmızı biber, bamya, brüksel lahanası, brokoli, domates gibi sebzeler; muz, kuru üzüm, portakal ve greyfurt gibi meyveleri dengeli ve günlük besin ihtiyacı dağılımına göre tüketmek sağlıklı bir kemik gelişimi için çok önemlidir…

Bununla beraber kemik sağlığını kötü yönde etkileyecek durumlardan da kaçınmamız gerekir. Yaygın olarak bilindiği üzere sigara kemik kalitesini düşüren, kemik yoğunluğunu azaltan ve kırık riskini arttıran bir alışkanlıktır. Bunun yanında özellikle yüksek dozda kafein alınması, yeteri kadar kalsiyum alınmadan fosfor alınması da kemiklerde erimeye sebep olmaktadır. Bu sebeple kaliteli bir kemik gelişimi sağlanabilmesi için kola ve türevi gazlı içeceklerin, kahve, çay, ve alkol tüketiminin sınırlandırılması olmazsa olmazlardandır.

Etiketler: / / / / / / /

Bakan Pakdemirli: Orta vadede hedefimiz 1 milyon ton fındık üretimi
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Türkiye'nin dünyada fındık üretiminin yüzde 70'den fazlasını sağladığını söyleyerek, "2018'de, bu ürünün yüzde 85'i...
Sümela Manastırı’nda 360 tonluk kaya yerinde sabitlendi
Trabzon'un Maçka ilçesinde, restorasyon çalışmalarının ilk etabı tamamlanıp, 4 yıl aradan sonra yarın ziyarete açılacak tarihi Sümela Manastırı'nda riskli görülen...
Bakan Koca’dan, sağlık sektöründe istihdam açıklaması
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kamuda 29 bin 689 yeni sağlık çalışanının istihdamı kararının detaylarını açıkladı.
Yeni askerlik sistemi teklifi, komisyondan geçti
Bedelli askerliği sürekli hale getiren, askerlik süresini 6 ay olarak düzenleyen, uzun dönem askerliği 12 ay olarak öngören yasa teklifi,...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Metabolizmayı Hızlandırmanın Püf Noktaları

Kapat