$ DOLAR → Alış: 5,36 / Satış: 5,38
€ EURO → Alış: 6,10 / Satış: 6,12

DUVARLARIN ARDINDAKİ ÖYKULER

Kurtuluş BAŞTİMAR
Kurtuluş BAŞTİMAR
  • 13.10.2018
  • 153 kez okundu

Ahmet o gün neredeyse İstanbul’un çoğu yayınevini dolaştı ancak kimse kitabını basmak istemiyordu. En son, eve dönerken yolunun üzerinde bir yayınevi gördü. Önünden geçti, bu yayınevinin de kapıları suratına kapatacağını düşünüyordu. Sonra kararını değiştirdi ve geri döndü, girdi içeriye. İçeride uzun sakalı ve saçları bembeyaz, yüzünün her çizgisinde hayatın farklı tecrübelerinin bulunduğu yaşlıca bir adam karşıladı. Yüzünde insanın içini ısıtacak bir tebessüm vardı.

“Selamün aleyküm.” dedi Ahmet.

“Ve aleyküm selam. Buyurun, nasıl yardımcı olabiliriz.”

“Benim yazdığım bir hayli öykü var, ben onları kitap haline getirmek istiyorum.”

“Tabii tabii, buyurun ayakta kalmayın, oturun.”

“Teşekkür ederim.”

“Ne içersiniz, çay-kahve?”

“Bir şey içmeyeyim sağ olun.”

Ahmet bu adamın kibarlığına hayran kalmıştı. Hareketlerinde yürekten gelen bir samimiyet okunuyordu. Adam gülücük saçan gözlerini Ahmet’e dikerek:

“Öykülerinizi görebilir miyim?”

“Tabii buyurun.”

Ahmet, çantasından çıkardığı kâğıtları adama uzattı. Adamın işinin uzmanı olduğu her halinden belliydi. Öyküleri baştan sona taradı. Siyasal içerikli bir şey yoktu. Ayrıca çok da güzel ve ustaca yazılmış öykülerdi. Yayınladıkları takdirde bu kitabın peynir-ekmek gibi satılacağını geçmişte kazandığı tecrübelerden biliyordu. Adam, Ahmet’e kitabını basacağını söyledi. Ahmet’in mutluluğu yüzünden okunuyordu ve içi içine sığmıyordu. Kızının ölümünden bu yana ilk defa kısa süreliğine de olsa yüzü gülmüş, sonra tekrar kızı aklına gelmiş, yüzünü buruk bir tebessüm sarmıştı. Hemen orda gerekli evraklar imzalanıp ödemeler yapıldıktan sonra Ahmet eve gelerek dinlendi. Eve geldiğinde görüş sırasında içeride bıraktığı kitapları sormayı unuttuğunu fark etti. ‘Daha sonra sorarım’ diye geçirdi aklından.

Odanın penceresini açtı ve bir sigara yaktı. Karnı bayağı acıkmıştı. Camdan dışarıyı seyrederken her sabah kıraathaneye uğrayan simitçi genci gördü. Satamadığı simitleri poşetine doldurmuş gidiyordu. Pencereden gence seslendi. İki-üç kez seslendikten sonra ancak duyurabilmişti. Caddenin ortasında duran genç sesin nereden geldiğini anlamak için başını sağa sola çevirdi. Ensesinden akan terler sırtına boşalıyor, sırtında öbek öbek ter belli oluyordu. Bakışlarıyla etrafındaki insanları, binaları iyice taradıktan sonra, sesin kıraathanenin üzerindeki çatıdaki açık olan camdan geldiğini fark etti. Camda Ahmet’i gördükten sonra yorgunluk ve uyku yüklü gözlerinde sevinç belirmişti. Ahmet camdan iki simit sipariş etti ve odaya nerden çıkacağını tarif etti. Çok kısa bir süre içinde genç odada bitti. Ahmet simitleri aldıktan sonra ayaküstü sohbet edip gönderdi onu. Simitçi genç, son kalan simitlerinden iki tane de olsa satmanın sevinciyle ayrıldı oradan.

Çocuğunu yitirmenin acısı içini günden güne kasıp kavuruyor, kızının o gece yatağında kıvrılmış olarak uyuduğu hali hiç gözünün önünden gitmiyordu. Ama her ne olursa olsun yaşamak gerekirdi. Çünkü bu acı kaybın onun için bir imtihan olduğunu biliyordu. Kadere inanıyor ve buna zor da olsa sabır göstermesi gerektiğini biliyordu.

Kitabını yayımlayacak olan yayınevine tekrardan gitmesi gerekiyordu. Tüm hazırlıklar tamamlanmıştı, yayınevi müdürü, kitap basıma girmeden son bir kez Ahmet’in de kontrol edilmesi gerektiğini söylüyordu. Tüm kitap baştan sona kontrol edildikten sonra Ahmet, kitabın basıma girmesi için onay verdi. Artık kitap basılıyor, tüm kitapçı raflarında yerini alıyordu. Ahmet için yazmak artık bir tutku haline gelmişti. Kendi yaşadığı acılardan ve hayat hikâyesinden yola çıkarak, okuduklarında her kesimin kendinden bir şeyler bulacağı bir yazar olma yolunda ilerliyordu.

Artık günlerini insanları aydınlatmak için verdiği konferanslarla, kitaplarını imzalarken dostlarla ettiği muhabbetlerle geçiriyor, arada mahpushane arkadaşlarını görmeyi de ihmal etmiyordu. Kızının ölümünden sonra yaklaşık iki yıl kadar kısa bir sürede yazdığı kitabı çok satmış, belli ölçüde üne kavuşmuştu. Ama Ahmet mütevazılığı ve ağırbaşlılığından bir şey yitirmemişti. Çünkü ilk gün geldiği gibi kıraathaneye uğruyor, çay içip insanlarla muhabbet ediyordu. Kitabı yayınlandıktan sonra ilk başta yakın çevresi Murat, Hüseyin ve oğlu Kadir’in yanı sıra kıraathanede bazı kimseler okumuş ve kendisini tebrik etmişlerdi.

(Okuyucularımın görüşleri önemlidir : [email protected] )

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Yeni Çağrı Gazetesi 14 Ekim 2018 Pazar Tarihli Gazete Sayfaları

Gazetemizin tüm sayfalarına web sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Kapat