EN ÇOKTA VATANSIZLIKTI BiZi ÜŞÜTEN

EN ÇOKTA VATANSIZLIKTI BiZi ÜŞÜTEN

Bir bir kapıları çalınarak alınmaya başlanmıştı komşularımız. Hiç kimse buna tepki göstermiyordu, işin en acı tarafıyda buydu zaten. Suriye de ki iç savaşın ayak seslerinin ilk duyulduğu zamanlardı. Bizim ordumuz mu değil mi bir türlü anlayamadığımız askerler gelip kapıları kırarak ailelere işkence yaparak, yerlerde sürükleyerek, gözyaşları dudaklarından akan kana karışmış bir vaziyette sürüklüyorlardı. Uzun uzadıya burada bize yapılan işkenceleri anlatmayacağım ama birşeyi ailece kararlaştırmıştık o da sınırı geçerek Türkiye ye ulaşmaktı. Çünkü Suriye nin Aleppo kenti artık bize yaşamanın çok ağır bedelleri olduğunu söylüyordu. Ne elde kalmıştı ne avuçta onurlu bir hayat sürecek kadar umut. Bir birimize baktığımızda benim, annemin ve babamın gözlerinde tek cümle okunuyordu: “tek çıkar yol memleketi terk etmek“

Babam orta halli bir esnaftı. Küçük bir ayakkabı dükkanı vardı ve elinin rengi emeğin rengiydi. onun elini her öpüşümde alın terinin kutsallığı sarardı yüreğimi. Ellerini iki elimin arasına alıp yanaklarıma dokundurduğumdaki duygu, içimdeki huzursuzluğu kovan tek duyguydu. Bir sabah uyandığımızda evlerin duvarlarına isyanın rengi ile yazılmış yazılar okunuyordu :“ Halk değişim istiyor“ ve bu yazının kaderimizi değiştirecek bir yazı olacağından hiçbirimizin haberi yoktu.

Babamın çok samimi bir arkadaşı vardı İsmail amca. Uzun boylu, simsiyah gözleri, uzun yüzünü çevreleyen ve saçları ile aynı beyazlıkta sakalı ile çok ciddi görünümlü bir insandı. Çok fazla knousmayı sevmezdi. Otururken bacak bacak üstüne atar koltuğa iyice yerlerşir ve dirseklerini koltgün yanlarına dayardı. Konuşurken elinde sürekli olarak bıçakla yonttuğu bir kalemi vardı. Bir yandan onu yontarken, bir diğer yandan da pür dikkat karşısındakini dinler ve ona cevap verirdi. Annem ve ben bi köşede oturmuş babam ve İsmail amcanın konuşmalarını dinliyorduk. Kaçış planı tüm detayıyla yapıldı . Babamların konuşması bittiğinde içerde çok ağır sigara kokusu ve Sehpa üzerinde ki bardaklarda yarım bırakılmış çaylar kalmıştı. Artık çocuk seslerinin, balkondan balkona konuşan kadınların olduğu sokaklar yoktu. İçinden ölüm geçen sokaklardı arta kalan. Üstelik evlerimiz gibi kurşunlanmıştı bir çocuk misali yarınlara koşan umutlarımız, yasama sevinçlerimiz.

İsmail amca ticaret insanıydı. Yakın ülkelere gider ve mal alırdı. İşte bizi bir kamyona yerleştirdi ve üzerimizi bir kaç eşya ile örterek sakladı. Ben, babam ve annem yan yana uzanmış bir şekilde konuşmadan eşyalar altında aynı karanlığa golerimizi dikerek farklı çarpan yüreklerimizde aynı korkuyu hissediyorduk yola doğru çıkmışken yangın yeri olan ülkemizden, yarınlar dolu bir ülkeye doğru. Arkamızda bıraktığımız şehirde silah ve patlama sesleri çocuk ağlamalarına, kadınların feryatlarına karışıyordu. Gece mi çok soğuktu yoksa biz mi ince giymiştik bilmiyorum ama çok üşüyorduk savaş içindeki ülkemizden ayrılırken. Ama bana öyle geliyor ki en çokta vatansızlıktan üşüyor, tir tir titriyorduk…

Avatar
Kurtuluş BAŞTİMAR( [email protected] )

YORUM ALANI

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.