$ DOLAR → Alış: 5,46 / Satış: 5,48
€ EURO → Alış: 6,16 / Satış: 6,18

SON DAKİKA:

FERHAT ULUDERE

Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde bölüm başkanı olan Ferhat Bey, bir zamanlar öğrencilik dönemlerini yaşadığı bu yerde şimdi kendi öğrencilerini yetiştiriyor.  İslenmiş Aşka Mektuplar, 1001 Fıçı Bira, Sayıklamalar isimli kitapların yazarı olan Ferhat Bey, geçtiğimiz aylarda Son 11 adlı kitabını eserlerinin arasına kattı. Bugün Ferhat Bey ile yaptığımız bu hoş, güzel sohbetimizi sizinle paylaşıyoruz.

Yeni Çağrı
Yeni Çağrı
  • 19.05.2018
  • 1.083 kez okundu
  1. Merhaba Ferhat Bey, Yazım hayatınız nasıl başladı?

90’lı yılların sonlarına doğru yazmayabaşladım. Tabii o zaman yazar olacağımı düşünmüyordum. Rock müziğin yükselişe geçtiği bir dönemdi, gençler bir araya gelip gruplar kuruyorlardı. Bizler de müziğe hevesli gençlerdir, ama müzik yapmak yerine birkaç arkadaş bir araya gelip dergi çıkarmaya başladık. Kendi imkanlarımızla, meslek lisesinde okuduğumuzu için elektrikçilerde çalışıyorduk ve oradan aldığımız haftalıklarla “RockReaction” isimli bir müzik dergisi çıkardık. O dergi vesile oldu edebiyat hayatımın başlamasına. İlk önce müzik yazıları yazdım, daha sonra yazdıklarım değişti… Ben büyüdükçe müzik yazılarım şiirlere, şiirlerim öykülere dönüştü ve uzun zamandır da roman yazıyorum…

  1. Yazdığınız karakterler içinde en çok hangisi sizi etkilemiştir? Hangi kitabınız ve hangi karakter?

Yazdığım karakterlerin beni etkileme olasılığı çok yok. Bir yazar yarattığı karakterden etkilenmez. Hatta yazar yarattığı bütün karakterlere eşit mesafede durmak zorundadır. İyi de kötü de aynı olmalı. Ama yazar etkilendiği insanlardan bir karakter yaratır. Bu anlamda düşünürsek “Feryat” benim romanlarımın birinci karakteridir. “1001 Fıçı Bira”da ortaya çıkar, keza o kitap onun öyküsüdür. “Sonbaharda Sarhoş Bir Kasaba”da devam eder. “Don Quijote’nin Üçüncü Cildi”ndeki Han Sahibi ismi söylenmese de biraz Feryat’tır… Feryat son olarak da “Son 11”de yeniden ortaya çıkar.

  1. Hazır söz açılmışken Son 11’e gelelim… Son 11 bir futbol hikayesi değil mi?

“Son 11”i bir futbol romanı olarak düşünürsek tüm kitaba haksızlık yapmış oluruz. Futbol kitabın birleştirici unsur. Tıpkı hayatta da olduğu gibi. Anlattığım insanları bir araya getiren meşin yuvarlak, ama ben o topun kaleye girmesini değil, o topun etrafında bir kasabanın öyküsünü anlatıyorum. Her yaştan ve her sınıftan karakterlerle yapıyorum bunu. Asıl beslendiğim yer ise kasaba, kasabalılık, kasabayı terk etmek ve edememek gibi duygular. Futbola dair birçok unsur da kitabın içinde, hatta kitabın atmosferini oluşturuyor.

  1. Son 11 ile ilgili kitabınızı, futbol ile aşkın harmanlanmış haliyle yazmanızın nedeni nedir?

Futbol ve aşk birbirine denk gelen kelimeler değil mi sizce de? Aşk her zaman tek taraflı bir duygudur. Birine aşık olduğunuzda onun sizi mutlu etmesini istersiniz, ama bu bazen olmaz. Sevginiz karşılıksız kalır. Futbolda da tuttuğunuz takımı karşılıksız seversiniz ve takımın sizi mutlu etmesini istersiniz, ama bu da her zaman olmaz.

Futbol bir aşktır ve aşk da futbol gibidir. İnsan ayırdına varamaz bazen aşk mı futbola benzer yoksa futbol mu aşka…

  1. Müjdat Gezen Sanat Merkezi Yaratıcı Yazarlık Bölüm Başkanı’sınız. Ve burada yazarlık dersleri veriyorsunuz. Bu derslerin öğrencilerinize farklı, size farklı bir yararı olmuştur. Yaptığınız atölye çalışmalarının size nasıl bir geri dönüşü oldu?

Genel anlamıyla eğitim tek taraflı bir çalışma değildir. Öğrenci ile eğitmen aynı anda pek çok farklı şey öğrenir. Ben ve benimle birlikte arkadaşlarım katılımcılara, ya da konservatuvar öğrencilerine bildiklerimizi aktarıyoruz. Onların soruları ve ihtiyaçları sayesinde bizlerde kendimizi çok fazla yenilik katıyoruz. Mesela benim yaptığım çalışmalarda arkadaşlarımın soruları beni daha fazla okumaya ve daha fazla yazmak üzerine düşünmeye itiyor. Onların sayesinde bulunduğum yerden memnun olmuyorum ve kendimi sürekli yenilemek zorunda hissediyorum. Bu eğitimlerin bana en önemli katkısı da budur. 

  1. Müjdat Gezen Sanat Merkezi çok köklü bir eğitim merkezi. Hem konservatuarından eğitim aldınız, hem de bölüm başkanısınız buradaki eğitimi ve ortamı nasıl tanımlarsınız?

Bu tanımı benim yapmama gerek yok Müjdat hocamız bunu yıllar önce tanımladı ve hepimizi bu tanıma göre yetiştirdi. MSM’nin eğitimi özetle şöyledir: Özgür ve özgün bir eğitim veriyoruz Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde. 

İyi bir yazar olmak için çok okumak mı? Gözlem yapmak mı? Çok gezmek mi? yoksa çok izlemek mi daha yararlı?

Yazar olmak için insanın yaşadığı hayatı tanıması gerekir, ona dair bir fikri olmalıdır. “Gözlem” saçma bir kelime… Bu klişe kelimeler ve tanımlarla bir sanat alanını tanımlamaya çalışıyoruz ve çoğunlukla da komik durumu düşüyoruz. Öğrenci olduğum dönemde bazı arkadaşlarım “gözlem yapmaya gidiyoruz” diyerek bir yerlere giderlerdi. O kadar çok gözlem yaptılar ki, hiçbiri yazar olamadı.Yazar ya da bir sanatçı gözlem yapmaz, o zaten hayatın içindedir ve görür… Gördüklerini de aktarır.

Çok gezen mi çok okuyan mı gibi müsamere sorularına girmenin elbet bir anlamı yok. Yazar, evrensel anlamda anlatacak hikayesi olan kişidir. Gözlemeden, gezmeden, okumadan, izlemeden kimse bir hikaye sahibi olamaz… Yazmak için yaşamak gerekir, nasıl yaşayacağınız ise nasıl yazacağınızı belirler.

Lise çağındaki Ferhat Uludere ile şuan ki Ferhat Uludere’yi kıyasladığınızda, bugün ki konumunuzu tahmin edebilir miydiniz? Kendi hayatınızı göz önüne aldığınız zaman, her şeyi planlayarak mı yaparsınız?

Hiçbir şeyi planlayarak yapmadım. Önce rock yıldızı olmak istiyordum. Beceriksiz bir bateristtim, başta da söylediğim gibi arkadaşlarımla birlikte dergi çıkarmaya başladım ve sonra da yazar oldum. Ama hiçbir zaman inandığım şeyden vazgeçmedim ve hep yapmak istediklerim için zaman harcadım. 20’li yaşlarımın başında hayatıma koyduğum en önemli hedef 25 yaşında bir kitabımın olmasıydı. Ve 25 yaşında ilk kitabım “Sayıklamalar” yayımlandı. Şimdi yazmanın tadını çıkarıyorum ama yarın ne olacağını kimse bilemez. Belki de her şeyi bırakıp bir tekel bayii açarım. Bunu kim bilebilir ki… Hayat çok planlı yaşandığında bir şeye benzemiyor olabilir.

Her yazarın, yazmakta tıkandığı bir zaman dilimi oluyor. Hiç başınıza böyle bir şey geldi mi? Sizce böyle bir durumda yapılması en doğru hamle ne olur?

Sorunuzun ilk cümlesi çok keskin. “Her yazarın, yazmakta tıkandığı bir zaman dilimi oluyor.” diye söze giriyorsunuz ve bana böyle bir şey başınıza geldi mi diye soruyorsunuz.Böyle bir şey yaşamadım. O yüzden de en doğru hamlenin ne olacağını bilmiyorum. Zaten bu tip genellemelerin de hiçbir zaman kimseyi doğruya götürdüğünü görmedim.

Senaryo yazıyor musunuz? Televizyon veya beyazperdeye senaryolar yazmayı düşündünüz mü?

Sinema filminden belgesele kadar birçok senaryo yazdım. Hala yazıyorum. Ama kendimi hiçbir zaman bir senarist olarak tanımlamadım.

Bir hikaye oluştururken önem verdiğiniz şeyler nelerdir? Hikaye yazmanın püf noktaları nelerdir?

Ben yazarken ilk önce sahiciliğe dikkat ediyorum. Anlatacağım hikaye sahici olmalı. Bir şeyler söylemeli. Sıradanlığın içinde sıradışını tespit edip onun üzerinden felsefe kurgulamaktır yazmak. Bunun peşindeyim…

Tabii bunların yanı sıra teknik ve üslup anlamında yenilikler yaratmak istiyorum. Yazdığım kitapları ayrıntılı incelerseniz çok farklı ifade biçimleri göreceksiniz. Yazmak kendine kurduğum bir oyun alanı benim için.

Türkiye’de kitap çıkartmak ve yazar olmak artık eskisinden daha kolay. Bu konu hakkında tecrübe kazanmış bir isim olarak her yazılan kitabın raflarda yer alması, her yazanın da yazar diye anılmasını nasıl buluyorsunuz?

Herkes kitap çıkarsın ve herkes yazsın!Ne güzel olur… Bir dönem memlekette şiir okurundan çok şair vardı. Şimdi okurdan çok yazar var. Yazmak bizi ileriye götürür. Karanlıktan çıkarır. Yazmak insanı insan yapan eylemlerden biridir. Herkes yazsın, yazsın ki hak ettiğimiz dünya da yaşayalım. Yoksa bu örgütlü cehalet bizi bataklığın kıyısına getirdi, şimdi yok etmeyi bekliyor. Hem böylece edebiyat da gerçek misyonun yerine getirmiş olur…

Herkesin bir hayali ve bu hayalin peşinden gitmek için izlediği bir yolu var. Maalesef her meslek sadece eğitimle veya yetenekle elde edilmiyor. Sizce bir insanı yazar yapan içindeki yetenek midir? Yoksa aldığı eğitim midir? İkisini de ayrı ayrı terazilere koyduğumuz zaman sizce hangisi ağır basar?

Rahmetli Süleyman Seba’nın çok güzel bir lafı vardır. İyi insan olmadan iyi Beşiktaşlı olunmaz. Bunu bütün hayata yaymak lazım. Önemli olan yazar, çizer, şair, müzisyen, tornacı, elektrikçi, futbolcu ya da çöpçü olmak değildir. Önemli olan iyi insan olmaktır. Siz iyi insan olmazsanız eğitimin de yeteneğinde hiçbir anlamı yoktur. İnsanı yazar yapan bir takım yetenekler ve çalışmalar neticesinde kazanılan başarılar vardır, ama önemli onlar insanı yazar değil, yazarı insan yapmaktır… Yoksa insan olamamış bir sürü yazar tanıyorum…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Dua Et Ki Orucum

-Aaa! İtmeyin canım! -Kusura bakma abla! Arkadan itiyorlar! -Hu Ayten! Kız! Gel gel! Buradayım! -Sırayı bozmayalım lütfen. -O sıradaydı canikom!...

Kapat