$ DOLAR → Alış: 5,34 / Satış: 5,36
€ EURO → Alış: 6,05 / Satış: 6,08

SON DAKİKA:

GENÇLER YETENEKLERİNE VE HEVESLERİNE GÖRE MESLEK SEÇMELİLER

Öğrencilerimizin tercih sıkıntısı yaşadığı şu son dönemlerde, onlara ve ailelerine yol göstermek için Üstün Dökmen ile güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Ana temamız; öğrencilerin seçimleri, kariyer yolculukları, bu yolculuklarda ailenin nasıl rol oynadığı… Gibi gündemimizi her zaman için en çok yöneten konular. Aşılmaz sorular hayatımızı yönetmeye başlayınca bir cevap bulmak gerekiyor. Eğitim sisteminin yadsınmaya başlandığı hatta sınav döngüsü içinde öğrencilerin eridiği bu zaman diliminde Üstün Dökmen’in önerileri derin bir nefes alıp, yeniden düşünmenizi sağlayacaktır. Hazır mısınız? ☺

Gizem YILDIZ
Gizem YILDIZ
  • 18.08.2018
  • 482 kez okundu

Merhaba Üstün Hocam, fizik bölümünü 3.senesinde terk edip, psikoloji bölümüne geçiş yapmışsınız. 3.sınıf bir öğrenci için hayatıyla ilgili önemli bir seçim yapmak o zamanın şartlarında sizi zorladı mı?

– Her zamanın şartlarında böyle bir değişiklik öğrenciyi zorlar. Beni zorlamadı, çünkü ailem yanımda ve arkamda durdu. Üzüldüler, ama engel olmadılar. Çünkü bir sene daha okusaydım lisans alacaktım. İki sene okursanız yüksek mühendis olursunuz. Öyle bir sistem vardı. Ortaokul öğretmenliğine hak kazandım, oradan bıraktım psikolojiye geçiş yaptım. Otuz, kırk yıldır bunu yapan birçok kişi var. İşletme bölümünde yüksek lisans yapmak için Avrupa’ya gidiyor, ama işletme üzerine bir meslek seçmiyor. Pasta bölümüne merak salıyor, yemek kurslarına gidiyor, lokanta veya cafe açıyor. Diplomasını alıp, duvara asıp, diplomasıyla hiç ilgisi olmayan bir alanda çalışan gençler var.

– Peki, neden psikoloji? Fizik bölümünden neden psikolojiye geçiş yapmak istediniz?

– Fizik kötü değil, ama bana uygun değil. Geç anladım… Rehberlik ben lise sondayken başlamıştı. Okulda rehberler vardı, ama ne olduğunu bilmiyorduk. İlk önce toplum rehberi, turist rehberi gibi zannettik. O zamanlar rehberler de ‘Gelin biz size yardım edelim, bizim görevimiz bu.’ demedi. Şimdiki gibi donanımlı değillerdi. Ben Sosyal Bilimler istiyordum, ama puanım her yere giriyordu. Ben sosyal istiyordum. Çevre dedi ki (komşu teyzeler); puanı her bölüme yetiyor, bu puan ziyan olmasın.  Çevre genellikle sakıncalıdır, çevrenin empoze ettiği fikirler sakıncalıdır. Tarih, edebiyat bölümüne girebilirdim. Annem edebiyat hocasıydı. İyi bir edebiyat hocasıydı. Köprülünün öğrencisiydi. O atmosferde büyümüş. Çevredekiler bu puan ziyan olmasın dediler. Ben de puan ziyan olmasın diye Hacettepe Fizik Bölümü’ne girdim. Puan ziyan olmadı, ama üçüncü sınıfa girince anladım ki, fizik bölümünden mezun olursam ben ziyan olacağım. Bakın, fizik kötü değil, bana uygun değil. Bunun altını çizerek söylüyorum.  Bu dünyada iyi meslek, kötü meslek yoktur; kişiye uygun olan ve olmayan meslek vardır. Hekim olmak, cerrah olmak birisinin hayaliyken diğerinin hiç ilgisi olmayabilir. İyi ve kötü renk olabilir mi?

– Tabi ki, bu herkese göre değişir. Renkler ve zevkler tartışılmaz

– Meslekte görecelidir. 1: zihinsel yapısına göre 2: O işi sevmesine göre… Gençler nasıl meslek seçmeli? Yeteneklerine uygun meslek seçmeli, heveslerine uygun meslek seçmeli ben psikolojiye geçmeye karar verdiğimde, psikoloji alanında profesör yoktu. O alanda ekmek yiyen psikolog da yoktu. Ben sadece işi sevmiştim. Yani; oğlanın babası zengin, kızın babası zengin, itibarlı… Böyle evlilik olmaz. Ya da, genetik analizleri yaptık ‘efendim genleriniz çok uyuyor’ diye kimse birbiriyle evlenmez, evlenememeli de.

– Yani, gençlerimiz mesleklerini seçerken en çok bunlara dikkat etmeliler.

– Yeteneklerine uygun seçecekler, hevesine uygun seçecek, ama şimdiki gençler haklı olarak uzun yıllardır şunu söylüyor ‘ Türkiye’de, bu mesleği seçersek bize iş var mı, yok mu?’. Doğru, o da bir faktör, ama hatır için çiğ tavuk yenmez. O halde hatır için istemediğiniz bir mesleği seçip, dört yıl okuyup, kırk yıl da o meslekte çalışılmaz. İş olanakları var mı? Sorusu temelde bir gencin sorunu değil, bir ülkenin sorunu.

Şimdi öğrenciler bir tercih yaparken kendi hayatları için bir seçim yapıyorlar. Biliyorsunuz, şuan lise ve üniversite tercihlerini yeni atlattık. Fakat ailelerin bu tercihlerde kendine bir yer bulması, öğrencilerin hayatını sizce nasıl etkiliyor?

– Çoğunlukla berbat ediyor. Tek tük işe yaramış olabilir, çünkü bazen bir insan istemediği mesleğe gidince bir süre sonra sevebilir. Teşbih olsun, şuna benzetelim: eskiden denirdi ki ‘Nikâhta keramet vardır’ ne demek, görücü usulü. Anneler, babalar ‘Biz bunu beğendik, bu uygun olur’ diyor. Başka seçenek de olmadığı için geri dönüşü de olmadığı için, ‘Bu kız bana uygun, bu oğlan bana uygun’ diyor, çocuklarımız. Nikâhta keramet var dediğimiz, bir zorlama. Bir örnek daha vermek gerekirse; babası reçber oğlan da reçber oluyor, babası tüccar oğlan da tüccar oluyor. Başka bir meslek aklına gelmiyor. Çok azı babası tüccarken, büyük şehre gidip okudu, başka bir meslek seçti kendisine. Çoğunluk annenin dediği ile evlenirsin, babanın dediği mesleğe girersin, çocuklarına da dedelerin adını koyarsın hayatını sürdürürsün diyorlar.

– Kendi hayatlarında seyirci oluyor.

– Direksiyonu yandaki kurs öğretmeni yönetiyor. Şimdi bu geçti. Bazıları nikahta keramet vardır deyip evleniyor, bazıları sevmediği birisiyle evlenmiş oluyor, mutlu olmuyor. Seçenek olmadığı için,  başka şansı olmadığı için, genç o zamanda var oluşunu yaşamadı için geleneksel kültürde, mutlu musun diye sorulduğunda, ‘iyi, çok şükür’ diyor… Kadınlarımız, ‘Çok dövmüyorsa, içkisi yoksa iyidir’; erkeklerimiz, yemek yapıyor, bulaşığını, çamaşırını yıkıyor, daha ne olsun iyidir diyor. Mukayese imkanı yok, özgürlük yok. Aynı şey meslek seçimlerinde de öyleydi. Şimdilerse ise, nadiren, çok az istemediği bölüme girip, orayı seven oluyor, ama çoğunluk sevmiyor ve hayat boyu anne – babasının başına kakıyor.  Evimize yakın, şu okula git dendiği zaman, bu dışarıdan bir tercih oluyor. Anne – babalar geleneksel kültürümüzde genelde zorla yediriyorlar çocuklarını, masa başında oturtup, çalışmaya itiyor. Sürekli yönetilen çocuklar var, uzaktan kumandalı çocuklar var. Biliyorum, tercih listesini çocuğun elinden alıp dolduran ebeveynler var. Anne – babalar bu işe karışmayacak. Okulda rehber hoca diye birisi var. Her öğretmen de değil, fen öğretmeni, sosyal öğretmeni değil. Öğretmen, yeteneğini ve ilgisini ölçmüyor, rehber öğretmen yeteneğini ölçecek, ilgisini ölçecek, o ilgiye uygun bir meslek seçecek. Şunu yapan anne – babalar var, çok duyuyorum; genç hukuk istiyor diyelim, olabilir. Bütün hukukları yazıyor. Ankara, İzmir, Adana, Bursa… Birçok ilde hukuk hukuk, alt ata yazıyor. Anne bakıyor ‘Hayırlı olsun, güzel yazmışsın da, çok tek düze olmuş. Hep hukuk, araya bir de farklı bir şey yaz da çeşit olsun.’ diyor. Genç alt sıralara başka bir bölüm, meslek yazıyor. Bir bakıyorsun orayı tutuyor. ‘Allah! Ben yandım’. Yazmayacaktınız o zaman. Çeşit olsun, araya başka bölümler yaz, çok saçma bir öneri. Bu meyve tabağı mı? Hep erik koymuşsun araya üzüm koyalım da çeşit olsun, renkli gözüksün diyelim. Meyve tabağında hepsini yiyebilirsin, ama 24 tercih içinde hepsini karman çorman yazarsan hepsini birden okuyamazsın.  Anne – babalar çok karışıyorlar. Adeta gencin yaşamına musallat olan anne – babalar. Hep söylerim konferanslarda, küçük yaşlarda başlar. Biz de suflörlü çocuk yetiştirilir. Tiyatroda suflör iyidir, ama siz suflörü alıp eve götürürseniz olmaz. Anne – babalar sürekli suflörlük yapıyor. Biri çocuklarına şeker verdiğinde ‘Teşekkür etsene kızım’ diyorlar. Hayatlarının küçükten büyüğe her alanında suflörlük yapıyorlar. Sahnede bir Fazıl Say piyano çaldığında, oradaki bir sunucu ‘Şimdi koca bir alkış’ diye, mikrofonu uzatsa olur mu! Sanatçı orada zaten alkışı hak ediyor. Sunucu orada suflörlük yaptığında kendi gerçekten alkışlanacak bir şey mi yaptı yoksa sunucu dedi diye mi alkışladılar, tam olarak bilemiyor. 24 sene evvel bir araştırma yapmıştım, epey oluyor. Babaların meslek repertuarında kaç meslek oluyor, 20 civarı çıkmıştı, ama o sırada dünyada 100 meslek var. Genç, 100 mesleğin icra edildiği bir dünyada yaşamaya hazırlanıyor, babanın repertuarı 20. Şimdi, 100 meslek 200’ü geçti. İnanılmaz! Batıda kongre düzenleme mesleği var. 4 yıl okuyorsunuz, kongre düzenliyorsunuz. Bizde herkes kongre düzenler, ne var bunda. Öyle değil işte! Genç 200 mesleğin icra edildiği dünyaya hazırlanıyor, babanın repertuarı 20.

Ebeveynlerin, sanki çocuklarının hayatında sonsuza kadar yer alacakmış gibi, onların verdiği kararlara müdahale etmeleri, çocukların gelecek kaygılarını, özgüven problemi yaşamalarını, yanlış kararlar vermelerini… Bunun gibi birçok sorunu ortaya çıkartıyor.  Bunların sonuçlarında neler yer alıyor?

Kısmen veya büyük ölçüde ziyan olmuş hayatlar. Yıllarca ehliyet almak için çabalamış bir genç kızımız babasıyla birlikte direksiyon çalışmalarına başlıyor. Vites büyütme, vites küçültme, kullanıyor kullanıyor. Bir gün baba dedi ki ‘Hiçbir şey demeyeyim, bakayım kullanabilecek mi?’ kız babasının öğrettiği gibi arabayı çalıştırıyor, aynaya bakıyor, vitesi takıyor sürüyor. Birinci vitesten sonra susuyor baba. Şimdi birinci vitesten sonra hangi gaza basıp gitmesi gerekiyor, ikinci vites, ama kız takmıyor. Gaza basıyor, arabadan farklı sesler çıkmaya başlıyor. Baba bakıyor, motoru yakacak. ‘Evladım niçin ikiye takmıyorsun’ ‘E, söylemedin ki baba’  diyor. Bence bu çok ibret verici bir hikaye. Gereğinden fazla söylerse anne – baba, artık hep söylemek zorunda kalır. Anadolu insanı der ki; çok söyleme arsız olur, aç bırakma hırsız olur. Bir de; anne – babaların yanlış bir varsayımı var. ben bu çocuk için bir

az daha gayret edersem bu hayatta daha iyi bir yerlere gelecek. En iyi dershaneyi bulmalıyım, aramalıyım… o zaman 5 puan fazlar alır, 40 bin kişinin önüne geçer, daha iyi bir yer kazanır.  Biraz daha iyi bir okul bulmalıyım, o okul olmazsa başka bir okula götürmeliyim. Biraz daha gayret edersem, daha iyi bir özel hoca bulursam bu çocuk hayatta daha iyi yerlere gelecektir.

Bu yanlış bir varsayım aslında. Diyorum ki, sevgili veliler, sevgili anne – babalar; çocuğunuzun hayatta ulaşabileceği nihai noktayı, ne yazık ki sadece sizin performansınız belirlemeyecek. Çocuğunuzun hayatta ulaşacağı nihai noktayı 1: Anne – babanın gayreti kısmen etkileyebilir. 2: Çocuğun genetik yapısı belirler. 3: Çocuğun çalışma alışkanlıkları belirler. 4: Ülke’deki eğitim sistemi belirler. Bunların hepsi bir bütündür. Sadece anne – babanın gayretine dayansa canımızı veririz çocuğumuz için. Hayat boyu çocuklarımızın başına tebelleş oluyoruz, ama çok önemli 3 yerde onların yanında olamıyoruz. ‘Çalış kızım, saçınla oynama, ayağını sallama, sağa sola bakma, çalış artık’ hep başına dikiliyor anne – baba, yüz göz oluyorlar. Peki, üniversite sınavına girerken alıyorlar mı anne babayı? Allahtan almıyorlar. 2: Evlendiği zaman giremiyoruz yanına 3: Doğum sırasında giremiyoruz. Zaten girsek bayılırız çoğumuz. Kocasını yanına alan var, almayan var. Hayatın en önemli 3 noktasında yanında değiliz. Çocuğu sokakta yakalamışken, ha bire evde, koltuğun üzerinde yakalamışken başına dikilmek çok komik bir şey.

Gelecek korkusunun bugün ağır basması bugünkü ekonomik şartlar ve işsizlik sorununun yaygınlaşmasından kaynaklanıyor olabilir mi?

– Birçok iş adamı arkadaşım var. İşsizlik yok diyor. İş çok ama beğenmiyorlar işi diyor. Bir televizyon programındayken, konumuz şuydu: Gençlerin geleceğini ne belirler? Ben dedim ki; şuan ki gençlerin geleceğini, şu anki 

yetişkinlerin tercihleri belirler. Siyasi tercihleri belirler, bilim konusundaki tercihleri belirler… Çocuk için a tipi, b tipi, c tipi okul var. Çocuk diyor ki, üçünü de beğenmedim. Ben acaba d tipi okula gidebilir miyim? Diyor ama gidebiliyor mu? Yok, gitmeye kalksa diploma alamaz.

– Seçenekler kısıtlı.

– Belki seçenekler 10 tane de olsa, 10’u da iyi değil, ama gencin 11’nci seçeneği rica edeyim gibi bir seçeneği var mı? – Yok.

Anne – babaların kendi aralarında yaşadıkları sorunlar çocuklarıyla olan iletişiminde ne gibi sorunlar yaratıyor?

Her çocuk da farklıdır. Karı koca arasında sorun vardır. İki çocuğu vardır ailenin, iki çocuğun üzerinde farklı sonuçlar ortaya çıkar. Birinin dersleri bozulurken diğeri daha çok ders çalışabilir. Basit sebep – sonuç ilişkisi yoktur. Çocuğuna göre değişir, ortamına göre değişir, çocuğun kişilik yapısına göre değişir. Bazı anne – babaların ekonomi sorunu oluyor. Maddi durumu kötü olup çok iyi okuyan öğrenciler de var. Tam tersi, çok varlıklı bir aileden olup bir türlü okumayı istemeyen öğrenci de var. Yıllar önce bir araştırma vardı. Fabrikalar var, bu fabrikaların lojmanları var. Lojmanlarda oturan mühendisler var. İşçilere çok fazla lojman verilmiyor. Gecekondu gibi yerleşim yerlerinde oturuyorlar. Bekliyorsun ki, mühendisin çocuğu daha iyi okumuş, hayatta daha iyi bir yerlere gelmiş. Hepimiz böyle bekleriz. Ortalama olarak, işçi ailelerin çocukları daha fazla yükselmiş. Aç kalınca çok çalışmış, ama mühendisin çocukları – bir kısmı- kazanabilmiş. Genel olarak sorunuzun cevabına dönersem, anne – baba arasında fazla bir çatışma varsa, ekonomik sıkıntı varsa çocuğu etkiler. Ekonomik sıkıntı, kadının ve erkeğin anne babasının aileye karışması çatışmayı çoğaltır. Karı koca çatıştığı zaman 1- çocukların ruh sağlığı etkilenir, 2- dersleri, ortam olarak olumsuz yönde etkilenir.

Bu iletişim bozukluğu ileride çocukların aşk hayatında yanlış seçimler yapmasında rol oynuyor mu?

– Aşk hayatında sıkıntı olup olmaması, küçük yaşlarda anneye bağlanmayla ilgilidir. Şimdi vereceğim bilgi çok önemlidir; çocuk küçükken, özellikle anneye bağımlı ya da bağlı olabilir. Bağlılık iyi bir şeydir, bağımlılık kötü bir şeydir. Sağlıklı bağlanma vardır, sağlıksız bağlanma vardır. Daha sosyo-ekonomik duruma gelmeden önce, anne – baba çatışmasına gelmeden önce… Annenin tavrına göre, olumlu anne, olumsuz anne vardır. Örneğin; pek çok çocukta anne 1 sene, 2 sene emzirir çocuğunu çocuk emmek ister sürekli, ama anne kesmek istiyor. Çoğunlukla nasıl keser, kahve sürerler, greyfurt sürerler, limon sürerler (Iyh!). bu çok yanlıştır, yapmasınlar. 2 yaşına anne göğsüne kahve ya da limon sürerse çocuk kötü tatla tanışır. Hiç hoş değil. Bunu sürdüğünde, anne tarafından kabul gören bebek birden bire iten anneyle karşılaşıyor. Psikanalitik anlamda, iyi anne iyi anne iyi anne, birden bire ‘Iyy’ kötü anne oluyor. Artık eski konfor yok. Bağlanmada sıkıntı olur. Bağımlılık felaket bir şeydir. Bağımlı olan erkek ve kadın, evliliğinde başarılı olmaz. Bağlanma olacak, ama sağlıklı bağlanma olacak. Ruh sağlığı yerinde olacak. psikoseksüel gelişim basamaklarından anal dönem, oral dönem gibi basamaklardan sağlıklı geçecek. İyi rol model olacak. İyi geçinen teyze ve enişte görecek, iyi geçinen amca ve yenge görecek, aşağı yukarı iyi geçinen anne – baba görecek. Artı olarak, okuldayken karşı cinsle arkadaşlık ilişkileri olacak.

– Şimdi dönemimizde, iletişim kopukluğundan da dolayı whatsap aşkları denilen aşklar çoğaldı. Bunların günümüze bu şekilde gelmesinin sizce nedeni nedir?

– Bunlar kaçınılmaz. Teknolojinin getirdiklerini reddedemeyiz. Teknoloji kötü değildir, internet kötü değildir. Kullanmayı öğreteceksiniz zaman içerisinde. Radyo ilk çıktığı zaman sürekli çocukların kulağındaydı. Anne – babalar hiç hoşlanmıyordu. Woody Allen’ın Radyo günleri diye bir programı vardı. Ergenlik çağındaki çocuklar sürekli radyo dinliyordu. Anne – babalar ‘Bu çocuğun beyni sulanacak. Zangır zangır kulağının dibinde, kötü laflar öğreniyor, ahlakı bozulacak’. Teknolojideki her yenilik, bir büyük kuşak tarafından kuşkuyla karşılanmıştır. Bugün radyoyu kötü kullanan var mı? Radyo dinlemeyi dünyaca öğrendik, milletçe öğrendik. 70’li yıllarda, televizyon ilk çıktığında bayrak törenine kadar izlerdik. O zamanlar 1 kanal vardı, Trt, o da haftada 4 gün vardı. televizyon ilk çıktığında çok az evde bulunurdu. Herkes ekran başına geçer, televizyon izlerdi. Sonra da, herkes o televizyonun başına toplandı diye iletişim kopukluğundan şikayet edilirdi. Zaten 3 sene önce de bıcır bıcır konuşmazlardı ki. Karı – koca anne babasının yanında konuşmazdı, çocuk babasının yaznında konuşmazdı. Bakın, televizyon boşuna suçlandı. Şimdi televizyonu kimse suçlamıyor. 100 kanal oldu, insanlar televizyon izlemeyi öğrendiler. Artık seçerek izliyorsunuz. Şimdi internet çıktı. Hakikaten çok kötü şeyler için kullanılıyor, ama zamanla insanlar interneti de kullanmayı öğrenecek.

– Artık internet dönemi de diyemiyoruz. Application dönemi gibi oldu. Facebook bir aralar modaydı, şimdi instagram moda oldu. Hangisi modaysa onun devrini yaşıyoruz.

– Teknolojiye, internete uyum sağlayan nesil dünyaya hakim olur. Orta Asya’dan önce at yoktu. Evcilleştirildikten sonra atın üzerinden inilmiyordu. Hala bugün Orta Asya’daki Türkler, Moğollar 2 yaşındaki çocuğu koyunun üzerine, 4 yaşında atın üzerine oturturlar. Herhalde, babalar anneler ‘Evladım in şu atın üzerinden. Devamlı atın üzerinde dolaşılmaz ki’ demişlerdir. Ama ata çok iyi binen ne oldu? – dünyanın en büyük imparatorluğunu kurdu. Yayan imparatorluk kurulmaz. Şimdi de, interneti iyi kullanan, çok kullanan insanlar var. Hayatta her şeyin artısı ve eksisi vardır.  Ekmeğin, suyun… günde 10 litre su içerseniz mahvolursunuz, hastanelik olursunuz, ama içmezseniz de ölürsünüz. Yeteri kadar içeceksiniz. Çok su içmek iyi değildir, su içmek iyi bir şeydir. Aslında her şey böyledir. İnternette iyidir, dozunda kullanılınca.

Aileler sınır koyacaklar. Bazen ebeveynler geliyor ‘Hocam bu çocuk beni dinlemiyor’. Yanlış cümle! Ben sözümü dinletemiyorum. Bir seminerdeyken ‘Hocam bu çocuk beni dinlemiyor. Ön koltuğa oturuyor. Arka koltuğa otur diyorum dinlemiyor’ bu yanlış cümledir. Arkaya oturmuyor değil, ben çocuğumu arka koltuğa oturtamıyorum. Bisiklete binerken ‘Hocam bu çocuk başına asla kask giymiyor’, yanlış cümle! Ben kask giydiremiyorum. Nein ist Nein, Almanca’da Hayır Hayırdır! Kask giyilecek yoksa binemezsin. Anne – baba sınır koyacak. İnternete ne kadar gireceğine, Facebook’ta ne kadar dolaşacağına genç ile birlikte karar verecekler. Yazın çocuklar daha çok internette vakit geçiriyorlar, ama o zaman da sosyalleşemiyorlar. Çocuğun dışarı çıkmaya, top oynamaya, direkt sosyalleşmeye ihtiyacı var. Sorun şu ki, anne babalar çocuklarının ne kadar internette vakit geçirecekleri hakkında çocuklarının fikrini sormuyorlar. Anne – baba birlikte karar alıp, empoze ediyorlar. Emir kipleriyle ‘Onu giyinmeyeceksin, buraya gitmeyeceksin, televizyon fazla izlemeyeceksin, internette en fazla yarım saat geçireceksin’ gibi kurallar koyuyorlar. Çocuğun bu kararlarda hiçbir katkısı yok. Demokratik değil. Birlikte karar verin. 1,buçuk saat kuralını çocuk koydu, ama dinlemiyorsa müeyyide uygulayacaksın, ceza değil. Arı kovanına çubuk sokup arıları rahatsız ederseniz arılar size ceza verir mi? – hayır.

İkili ilişkilerde karıştırılan iki duygudan biri de, sevgi ve aşk. Bunun nedeni nedir?

– aslında ikisi de birbiriyle ilişkili. Sevgi, herhangi bir şeye, genelde anlık bir duygudur. Aşk, karşı cinse duyulur. Sevgi dendiğinde, bir nesneyi, bir hayvanı sevebiliriz, insan olmayan bir varlığı sevebiliriz. Mesleğimi aşkla yapıyorum diyenlerde bir abartı sanatı var. Bu duygular bir miktar karıştırılınca önemli değil, lakin tehlikeli bir karıştırma olmayacak. Arkadaşlık ile anne – babalık birbirine karıştırılmamalı. Birçok kişi çocuğumla arkadaş olmak istiyorum diyor. Bu yanlıştır. Anne – baba olun, arkadaş olmayın! Anne – baba arkadaş olmak zorunda değil.

Son olarak bu güzel sohbet için teşekkür ederim. Son kitabınız ‘Çocuklara ve Büyüklere Masallar’ çok sevdiğim bir sözü sorunun gerçek sahibine sorarak bu güzel sohbeti bitirmek istiyorum. Yalnızlık dışımızda mı yoksa içimizde mi?

– Günlük dilde kişi yalnızdır. 1 – Gözlenen yalnızlık vardır 2 – Hissedilen yalnızlık vardır. Diyelim ki, hava sıcaklığı 33 derece, ama hissedilen hava sıcaklığı 38. Her zaman için hissedilen başkadır, ölçülen başkadır. Şimdi, bir kişiyi dışarıdan görerek bu kişi yalnızdır diyemeyiz. Tek başına oturup kitap okuyan birçok kişiye yalnız diyebilirsiniz, ama o kişi kendini yalnız hissetmiyor olabilir. Bir düğün ortamında, herkesin içinde halay çeken biri o anda kendini yalnız hissediyor olabilir. Özellikler gençler, arkadaşları yoksa karşı cinsten bir arkadaşı yoksa kendini yalnız hissedebilir. Yalnızlık içimizde olan bir şeydir. Yalnız olduğunuzu hissettiğinizde bir adım atmanız gerekiyor, denemek gerekiyor ve yılmamak gerekiyor. En önemlisi de, girişken olmak ve kendine acımamak lazım. ‘Yıllardır soruyorum kendime, bilmem ki bu dünyaya niye geldim?’ bir arabesk. Bu soruyu sormamak gerekiyor. Senin niye geldiğini sen bilmezsen ben nereden bileyim. Şöyle demen lazım; bu dünyaya geldim, zaman zaman mutsuz oluyorum. Nasıl daha mutlu olabilirim? Geçen mutsuz zamanlara dert yanmaktansa önünüzdeki seneleri mutlu geçirmenin yolunu aramalısınız. Zararın neresinden dönülse kârdır. Tanımlanan yalnızlık olmaz, hissedilen yalnızlık olur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Yeni Çağrı Gazetesi 19 Ağustos 2018 Pazar Tarihli Gazete Sayfaları

Gazetemizin tüm sayfalarına web sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Kapat