HASRET YÜKLÜ TÜRKÜLER

Vakit tamam. Eşyalarımı, düşüncelerimi, uzun uzadıya süren hasretlerin benden alıp götürdüğü özlem duygusundan kalan kırıntıları,okumaktan korkan insanların okuyamacağı tehlikeli olarak adledilen kitapları da koyarak çantama çıktım yola…

HASRET YÜKLÜ TÜRKÜLER

Vakit tamam. Eşyalarımı, düşüncelerimi, uzun uzadıya süren hasretlerin benden alıp götürdüğü özlem duygusundan kalan kırıntıları, okumaktan korkan insanların okuyamacağı tehlikeli olarak adledilen kitapları da koyarak çantama çıktım yola…
Kadim dostlarımdan biri Mehmet ile dostluğumuza, arkadaşlığımıza ve emek dolu mücadele dolu eğitim yıllarımıza şahit olan üniversite binasının önünde buluşma kararı aldık. Dostluk, arkadaşlık dediysem öyle kelimelere sığacak kadar bir dostluk değil.Hayat bir deniz ise şayet, arkadaşlık o denizin kıyısında çakıl taşları toplamak gibi bişe olsa gerek, sonra ayıklamak için bazılarını atarsın ya işte o atılamayan ve bazıları atıldıktan sonra kalan hakiki dostlarımdan birisi.Sanırım ifade edebildim.
Mehmetle koyuluyoruz yola.Maastricht kentinten Belcikaya doğru.Bırakarak ardımızda günlük aşkların yaşandığı şehri. Biz muhabbete başlayınca dünya işlerini askıya alırız. Zaman ve yollar bizi dinler gibi gelir bana.Öyle bir muhabbetle gidiyoruz arkadaşım Mehmet’in evine. Çantamda okumaktan korkanların tehlikeli gördüğü kitaplar (Batı Klasikleri,Türk Edebiyatına ait bazı yazarların kitapları).
Onurlu,haysiyetli bir yaşam öylesine yaşanmış ki bu evde, her yerine sinmiş insanlığın unutulan kokusu. Mehmet’in annesi Anadolu insanına yakışan bir hürmetkarlık ve sıcaklılıkla karşılıyor bizleri.yemekler hazırlanıyor, muhabbetler ediliyor kısacası insana ve yaşamaya değer ne varsa konuşuluyor aramızda. Sonra İbrahim amca (Mehmet’in babası) teşrif ediyor bulunduğumuz salona, zorluklar, imkansızlıklar ve engebeli bir hayat denizinde ailesine kaptanlık yapmış ve ailesini güvenli bir şekilde huzur limanına yanaştırmış bir kaptan edası ile giriyor İbrahim amca salona. Saygıyla uzandığım eline sevgiyle karşılık veriyor. Uzun uzadıya yemek sofrasında konuşuyoruz her şeyi.Ülkemizi, memleketlerimizi ve bizi bir arada tutan,bizi var eden değerleri. Bu güzel muhabbetin ardından benim havalanına gitme saatim yaklaşıyor.
İbrahim amca sağolsun beni evinden yüz kilometre ötede bulunan ve uçağımın kalkacağı havalanına götürüyor. Dışarda çok soğuk bir hava var üstelik yollar da buzlanmış. İbrahim amca ile yaptığımız muhabbet kovuyor gözlerimdeki uykusuzluğu… Çünkü anlattıklarında yılların yaşanmışlığı, direnişi ve emeği var. Dalıp gidiyoruz muhabbete sererek gözlerimizdeki uykusuzluğu önümüzde ki buzlu yollara. İbrahim amcanın kelimeleri yüreğinden süzülüp geliyor. Yalan ve riya hiç semtine uğramamış bu güzel insanın…
Beni Brüksel havalanından Romanya Bükreş havalanına kadar yalniz bırakmayacak bir öyküyü anlatmaya başlıyor İbrahim amca. Ellerim dizlerimde,gözlerim arabamızın farları önünde kaçışan kar tanelerinde,sırtım koltuğa emanet dinliyorum büyük bir iştiyakla: İnsan aza şükretmeli diye başlıyor İbrahim amca az ile yetinebilmeli. Vakti zamanında doğudan genç bir delikanlı (kendisi hafızmış) anne ve babasına içini kemiren bir düşünceyi açmış: Anne baba ben İstanbula gidip çalışacağım çok para kazanacağım. İki yakamız bir araya gelecek daha mutlu olacağız. Babası bir türlü razı olmaz oğlunun gitmesine. Annesi de oğlunun ayrılmasını istemez üstelik yeni evlidir ve karısını, çocuğunu bırakıp gitmesinin yakışı kalmaz kanısındadır. Tabi hafız gencin diretmeleri galip gelir çıkar yola.
Gidişinin ardından yıllar geçmiştir. Anne babasının yüreğinde ki hasret taşınmaz bir ağırlığa ulaşmıştır. Küçük çocuğu babasını sorup durmakta, gencecik hanımının gözünden yaşlar eksilmez olmuştur. Baba dayanamaz ve İstanbul’a doğru yola çıkar çocuğunu bulmak için, hafız oğlunu aramaya gider. İstanbulu kazan yaşlı amca kepçe arar durur. Aylar alır oğluna ulaşması. Ve oğlunu bir barda kızlarla içki içerken bitkin bir halde görür. Gözlerine inanamaz. Çekip çıkarmak ister ancak oğlu oralı bile olmaz.Babanın zorlamasıyla bir iki kelam ederler:
– Oğlum, bu ne hal. Biz seni bu hallere düşesin diye mi yolladık?
– Halimde ne var benim?
– Kendine gel oğlum sen hafız çocuktun,elinden dilinden kur’an düşmezdi.Hem bu kızlar neyin nesi karın çocuğun bekliyor seni köyde.
– Nasihatin bitti mi? hadi işine bak.
– Yazık,çok yazık sana oğlum. Köye döneceğim ve annene karına öldü diyeceğim seni. Bahsetmeyeceğim bile senden onlara.
Geri döner yaşlı adam. köye varır varmaz anlatır olanları. Herkes derin bir üzünü yaşar. Karısı ve annesinin yüreğinde ki hasretler ümitsizlikle harmanlanmıştır artık. Aradan aylar geçer. Yaşlı baba sabah namazına camiye gider küçük torunu da yanında camide ezanın okunması ile irkilir birden. Kulaklarına inanamaz. Ve ezanın ortalarına doğru kendini tutama ve hıçkırıklara boğularak ağlamaya başlar. Torunu dedesinin bu halini görünce telaşlanır ve sorar: Dede iyi misin neden ağlıyorsun?
– Bu ezan okuyan kişi baban yavrum. Döndü köyüne, özüne, aslına döndü yavrum.
Dönüş vaktiydi. Aslına, memleketine,ailesine dönmüştü hafız genç.
Bu hikayeyi bittiğinde havalanına varmıştık. İbrahim amcanın anlattığı bu hikaye çok etkilemişti beni. Varmıştık havalanına etrafımızı aydınlığa gebe bir karanlık sarmış bir vaziyette. Varmıştık varacağımız yere, bırakarak arkamızda Belçika’ya işci göçü ile gelen işci ailelerin memlekete dönüş umutlarını.
Ve ben Brüksel havalanında okumaktan korkulan kitapları okuyorum. Beklemek zorunda kalanların beklediği bir bölümdeyim. Gözlerimde bedenimi sarıp sarmalamış bir yorgunluk ve uyku… valizlerini yastık yapmış uyuyan insanlar var yerlede. Demir oturaklı bölmede mor elbiseli küçük bir kız uyuyor. Sabahın ilk ışıkları ile uyanıyor mor elbiseli küçük kız, uçaklar yanaşıyor yerlerine.
Uçağa biner binmez uyuyorum, gözlerim benden bu kadar deyip isyan ediyor adeta. Ve çıkıyorum yola, bırakarak ardımda gurbeti vatan yapmış insanları, onların memleket kokan hasret yüklü türkülerini
(Mehmet Aktaş ve ailesine teşekkür niteligindedir….)

Avatar
Kurtuluş BAŞTİMAR( [email protected] )

YORUM ALANI

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.