$ DOLAR → Alış: 4,55 / Satış: 4,57
€ EURO → Alış: 5,34 / Satış: 5,36

SON DAKİKA:

HEPİMİZ SONSUZ KARELERDEN OLUŞAN BİR FİLMİN İÇİNDEYİZ.

Hepimizin hayatı aslında birer film karesinden ibarettir. Yaşadıklarımız geçmiş olur, yaşayacaklarımız gelecek ve her geride bıraktığımız an, geçmişimize yazılır. Filmleri, dizileri, ekran da bize yansıtılan hayatları izlemeyi çok severiz, çünkü izlediklerimizin çoğunda, ya kendimizden bir parça buluruz ya da kendi hayatımızda yaşanmasını istediğimiz şeyi. Mesut Uçakan, iyi bir senaryo yazarı, iyi bir yönetmen ve sanat dünyasına, halkımıza birçok anlamlı eser bırakmış bir duayen. Bugün biraz kendisinin hayat tecrübesinden, biraz mesleğin ona öğrettiklerinden, çokça da televizyon ve beyazperdenin püf noktalarından konuştuk. Eminim sektörü tanımak isteyenler için, meslek seçimini televizyon ve sinema üzerinden yapmak isteyenler için çok verimli bir sohbet olacak.

Gizem YILDIZ
Gizem YILDIZ
  • 09.03.2018
  • 255 kez okundu

 

1) Merhaba Mesut Bey, önemli filmlerin, belgesellerin senaryolarını yazan, yönetmenliğini yapan usta isimlerden birisiniz. Sinema hayatınıza nasıl girdi? 

  • Orta öğretim dönemimde bol bol şiir ve roman yazdım. Senaryo yazmışlığım da var. Yönetmenlik şöyle böyle içimde doğup kayboluyordu. Fakat, yüksek okulu okumak için İstanbul’a geldiğimde, (1973’lü yılları kastediyorum) milli değerlere sahip üniversite gençliğine hakim tek gençlik kuruluşu olan Milli Türk Talebe Birliği bünyesinde faaliyet gösteren Sinema Kulübü’ndeki arkadaşlarla tanıştık.  İlk defa sinemada inançlarına sahip çıkma çabasındaydılar. Aralarında rahmetli Yücel Çakmaklı da vardı. Yücel ağabey, Birleşen Yollar, Oğlum Osman gibi filmlerle büyük çıkışlar yapmıştı. Orada sinemadaki kültürel erozyonu, toplum adına işlenen cinayetleri gördüm ve şiiri bu defa kamerayla yazmaya karar verdim Böylece dernek başkanlığı, sinema yazarlığı, senaryo, reji asistanlığı derken yönetmenlik serüvenimiz başlamış oldu.

2) Sinema hayatınıza ‘Lanet’ isimli film ile başladınız. Bu filmi çekmenin ayrıcalığı sizin için ne oldu?

  • İlk filmim, ilk göz ağrım. Bu ona yeteri kadar ayrıcalık kılıyor zaten ama dönüp baktığımda eksiklerle, sakatlıklarla dolu bir çalışma. Benim için bunun böyle olması kaçınılmazdı. Çünkü,  hiçbir şeyimiz yoktu önümüzde. Sinemayı el yordamıyla öğrendik. Çok az sinema kitabı vardı. Sinema okulu diye bir şey yoktu. Erken çıkış yapmak zorunda kaldık. Henüz fidan haldeyken üzerimize çok yük bindirdik. Finansman, dağıtım, yapım sorunları, aykırı bir yönetmen olarak piyasa adamlarının ters tavırları, sinema günah uğraşma diyen kimi yakın çevreler, daha neler neler…

3) Ağırlıklı olarak dini değerleri konu alan filmlere yer veriyor olmanızın özel bir nedeni var mı?

  • Özellikle dini konulara yer veriyor değilim, ele aldığım her konuda bilimkurguda bile olayları yorumlarken, dini bakış açısını eksene oturtuyorum. Mesele bu. Bu benim özelimdir, misyonumdur, varlık sebebidir. Hangi konu olursa olsun bu bakış açısı önemli. Keramet bakıştadır Dini bakış açısı derken, hemen ilmihal anlatmaya kalkıştığımız akla gelmiyordur umarım. Genelde insanın iç arayışları, hakikat sancısı ve o sonsuz olanda yok olmaya doğru bir yürüyüş. İnanın, insanlığın kurtuluş sırrı burada zaten. Diğerleri madde planında tedbirler. Manayı arındırmadıkça bu tedbirler bir kıymet arz etmiyor.

4) Hem yazıp hem çektiğiniz filmler oldu mu?

  • Tabii. Pek çok filmimin senaryosu bana ait. Lanet, Rahmet, Gazap, Reis Bey, Kelebekler Sonsuza Uçar, Yalnız Değilsiniz, Sonsuza Yürümek Ölümüz Karanfiller, Sessiz Ölüm, Yapayalnız, Kavanozdaki Adam, Öcv. B… Dramatik belgeseller de var. 

5) Türk sinemasının size kattığı en önemli değer ne oldu?

– Bir zamanlar kendisine senaryo fabrikası denilen senarist Bülent Oran vardı. Sinema yazarlığı dönemimde, yazılarımda Türk Sinemasından kurutulması gereken bir bataklık diye bahsederken, birlikte seyrettiğimiz bir film çıkışında demişti ki, bir gün yönetmen olacak ve Türk sinemasında çekilen bütün filmleri beğeneceksin! Abartı ediyor gibiydi ama değil,  emeğe dikkat çekiyordu. O her film karesine sinen alın terlerine çekilen acılara, sancılara saygıyı öğretiyordu. Biz önce bu saygıyı öğrendik. Ayrıca, halka saygıyı öğrendik. Halkı dışlayarak sanat yapılamayacağını öğrendik.

6) Yönetmen koltuğuna oturduğunuz zaman hata yapmaktan korkar mısınız?

  • Ne istediğinizden eminseniz bu korku pek olmuyor diyeceğim ama önünüze çıkan şartlardan emin olamadığınız için korkmamak mümkün değil. Hele bir de çok kısıtlı imkanlarla çalışıyorsanız… Yönetmenlik sadece planlamak, oyuncu idare etmek demek değil. Derme çatma oluşturulan koca ekibi de idare etmek gerekiyor. Aslında işin püf noktası şu: Dışındaki şartlar, oyuncu, kameraman, müzisyen, kurgucu, çekim yeri, prodüksiyon şartları sair hemen hemen hepsi, bazı anlar senin kafandaki güzelliği yakalamanı engellemek için var güçleriyle abanıyorlar. Bilinçli bir tavırdan söz etmiyorum. Öyle şartlarla karşılaşıyorsun ki, yamulmak zorunda kalıyorsun. Çünkü, şartlar yönetiyor seni. İşte mesele bu şartlara yenilmemek, yenilmemeyi başarmak… Bunu ne kadar başarabilirseniz, kafanız da gönlünüz de yakalamaya çalıştığınız güzellik o kadar görüntüye yansır. 

7) Bir film sizce öğretici mi olmalı? Yoksa Türk sinemasında artık sıkça gördüğümüz gibi komedi ve günlük hayatımı ele almalı?

  • Ot yemek bir ihtiyaç. Hayvanlara şu ot faydalı, şu ot zararlı demenize gerek yok. Hem anlamazlar, hem sezgileri zaten onu ayırdığına varacak şekilde biçimlendirilmiştir.  Ama daha lezzetli diye zararlı otlara uzanarak, kendine ve çevresine de zarar verdiğini düşünen inekler de var. Onlara, değişik vesile ve anlatım biçimleriyle bunu yapman doğru değil demek insanlık adına bir erdemdir. Erdemsiz bir eylem,   en azından zamanı ve emeği boşa harcadığı için suçludur.
  • 8) Yazarken en çok kendi duygularınızı dile getirmeyi mi seversiniz yoksa okuyucunun isteyeceği tarz da duyguları mı yazmayı seversiniz? Kendiniz için mi yazarsınız okuyuculara mı?
  • Köşe yazarı değilim ama yazmaktan (yazdığım senaryoları veya sinema yazılarımı) kast ediyorsanız benim içim, benim algılarım, ilhamım…  Bu toprağın üzerinde yaşayan diğer insanlardan farklı değil.  Bu nedenle, bir sanatçı her dışa vurduğu eserinde bir anlamda kendini anlatır. Bunun tersi de doğrudur.
  • DIGITAL CAMERA

  • 9) Yakın zamanda yeni bir projenin içinde sizi görebilecek miyiz?
  • İnşallah. Önemli projelerim var. Finans bulmaya çalışıyorum. Dua edin. 
  • İnşallah yakın zamanlarda yeni projeler üzerinde isminizi görürüz.

11) Geriye dönüp baktığınızda mesleğinizle ilgili ‘İyi ki sinema’ diyor musunuz?

  • Elbette. Ancak film üretimi için yeteri İmkan bulmak kaydıyla. Yoksa acı büyük.

12) Geçmişten günümüze ilerleyen sinema kültürü hakkında ne söylemek istersiniz?

  • Sinema kültür ortamına magaziner değil de, idealist bazda eğilen çok yok gibi. Sinema, nasıl eğlenceyi/magazini öne çıkardığı zaman ilgi görüyorsa,  kültür ortamı da o çapta magazinerleşiyor, müptezelleşiyor.  Bir de şunu görmek lazım. Toplum fikir ve estetik planda çok yoksullaştı. Bunların alıcısı yok denecek kadar az. Nitekim 40 küsür yıl sonra Berlin’de Atın ayı ödülü alan Semih Kaplanoğlu’nun Bal filmi 10 sinemada 5.000 seyirciyi zor toplarken, Recep İvedik7 milyonu aşan seyirci topluyor. Gerisini siz düşünün.

13) Herkese göre farklı bir yorumdur fakat sizin için çekmek mi daha zor yoksa yazmak mı?

  • Bazı anlar, her ikisi de çok rahat akıyor; bazen de kabız yapıyor. Mükemmeliyetçi bir disiplinle yetişmiş tipler için ikisi de zor.    

14) “Hepimiz sonsuz karelerden oluşan bir filmin içindeyiz!” sözünüzle insanlara vermek istediğiniz mesaj nedir?

  • Bu bahis biraz uzun… Kısaca şu söylenebilir:  Gördüğümüz madde alemi aslında hakikat nazarında yok. Bir yanılsamadan ibaret. Yani teknik dille smilasyon.  Eskiler hayal derdi de kulak arkası ederdik. Şimdi, madde tek gerçek diyen kuantum fiziği söylüyor bunları. Gördüklerimiz, eskilerin müşâhadealemi dedikleri, beşeri algı için kurulan imtihan sırrı çerçevesinde bir oyun, sonsuzluğun şekillenmiş yansımaları… Lailaleillallah’ta anlamını bulan Allah’tan başka hiçbir şey yok makamı. Bu sözdeki  ”Sonsuz” kavramının anlamı malum, “kare” ise ses ve görüntüyü içeren maddeyi simgeliyor.

15) Sinema ve Yazarlık hakkında birikmiş bir tecrübeniz var. Eğitim veriyor musunuz? Ya da bunu düşünür müsünüz? 

  • Eğitim üzerine hazırladığımız projeler var. Bunları bazı kurumlarla paylaşma sürecindeyiz.

16) Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim. Son olarak sevenlerinize ne söylemek istersiniz?

  • Okuyuculardan beni sevenler, takdir edenler varsa benim için dua etsinler.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Hiçbir kente susuzluk çektirmeyeceğiz

Orman ve Su İşleri Bakanı Eroğlu, ekibiyle bu ay başında yaptıkları toplantıda 81 ilin su durumunu ele aldıklarını belirterek, "Hiçbir...

Kapat