Kalbin kanı pompalarken damarda oluşturduğu basıncın normal değerlerin üzerinde bulunma durumu hipertansiyon olarak tanımlanırken, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü'nde tedavisi olmayan ancak kontrol altında tutulabilen yüksek tansiyon için halkın bilinçlendirilmesi amaçlanıyor.

Basit gibi görünen ancak ölümcül olabilen hipertansiyonun, kontrol altında tutulmazsa günlük hayattaki etkisine ilişkin yapılan son araştırmaları AA muhabiri derledi.

Hipertansiyonu etkileyen tuz kullanımı için sert önlemler

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 15 Mayıs'ta yayımladığı son araştırmada, tuz kullanımı ve hipertansiyon arasındaki yakın ilişkiyi ele aldı.

Araştırmada, günlük hayatta tuz kullanımını azaltmanın Avrupa'da binlerce hayatın kurtulmasına katkı sağladığı vurgulandı.

Hipertansiyonun genellikle hiçbir semptom göstermediğine işaret edilen araştırmada, kontrol altında tutulmadığı sürece yıkıcı sonuçları olabileceği kaydedildi.

Araştırmada, yüksek oranda tuz kullanımının kandaki basıncı artırdığı belirtilerek, "Tuz kullanımını azaltarak hipertansiyonu kontrol altında tutmak mümkün ancak çoğu ülke de bu uygulanmak istenmiyor." ifadesi yer aldı.

İnsan sağlığı için daha sert önlemlerin alınabileceğine işaret edilen araştırmada, sonuç bulgularını inceleyen ekibin tuz kullanımına ilişkin önerilerle siyasilerin kapısını çalacağına işaret edildi. Ekibin, tuz oranı yüksek ürünlerin yeniden paketlenmesi gibi taleplerde bulunacağına dikkat çekildi.

Hipertansiyon hafızayı etkiliyor

ABD'de Boys Town Ulusal Araştırma Hastanesi İnsan Sinir Bilimi Enstitüsü araştırmacılarının mayıs başında yayımladığı araştırmada ise hipertansiyonun sözel hafızayı etkilediği belirtildi.

Kronik hipertansiyonun bilişsel gerilemeyi tetiklediğine işaret edilen araştırmada, hipertansiyonu olan kişiler ile sağlıklı kişilere sözel çalışma görevi yaptırılarak bu kişilerin belleklerinde meydana gelen sinirsel süreçler incelendi.

Araştırmada, hipertansiyonun sözel hafızasının kodlanması esnasında yaşanan sinirsel anormalliklerle ilişkili olduğu sonucuna ulaşıldı.

Kontrollü hipertansiyonu olanların sözel hafıza işlevlerinde sorun tespit edilmezken, kontrolsüz hipertansiyonu olan bireylerin sınırlı kaynaklarla bu işlevi yapabildiği kaydedildi.

"Sessiz katil" hipertansiyon

DSÖ'nün raporunda, hipertansiyona ilişkin farkındalık oluşturulmasında sadece sağlık çalışanlarının değil sivil toplum kuruluşları, toplum ve siyasilerin de rolü olduğu belirtildi.

Hipertansiyonu "ciddi bir kronik sorun" olarak tanımlayan Örgüt, 2019 yılı itibarıyla dünyada 1,3 milyar yetişkinin hipertansiyondan etkilendiğini vurguladı.

Raporda hipertansiyonun kalp, damar ve böbrek hastalıklarından ölüm oranını artıran ciddi bir durum olduğuna işaret edilerek, "sessiz katil" olarak da tanımlanan yüksek tansiyonun etkili ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabildiğinin altı çizildi.

Kandaki basıncın yükselmesiyle kalbin çalışmasının zorlandığı ve ortaya çıkan baskının beyin ve böbrekleri olumsuz etkilediği ifade edilen raporda, dünya genelinde yaşları 30 ila 79 olan bireylerin yüzde 33'ünün hipertansiyondan etkilendiği aktarıldı.

Raporda, "Hipertansiyon vakaları 1990'da 650 milyon iken bu sayı 2019'da 1,3 milyara kadar yükseldi. Hipertansiyon vakaları daha çok nüfus olarak kalabalık bölgeler olan Batı Pasifik ve Güneydoğu Asya'da görülüyor." ifadelerine yer verildi.

"Okulda Diyabet Programı" kapsamında çalışmalarıyla öne çıkan isimler ödüllendirildi "Okulda Diyabet Programı" kapsamında çalışmalarıyla öne çıkan isimler ödüllendirildi

Tedavi etkileri ülkelerin gelir düzeyine göre değişiyor

Hipertansiyon tedavisinin ülkelerin gelir düzeyine göre değişiklik gösterdiğine işaret edilen raporda, en iyi tedaviye ABD'nin ulaşabildiği, Afrika'nın ise tedavi anlamında oldukça düşük bir seviyede olduğu bilgisi paylaşıldı.

Zengin sayılan ülkelerde tedavinin kapsamlı olduğu belirtilen raporda, düşük gelirli ülkelerde hipertansiyon hastalarının sadece yüzde 26'sı uygun tedaviye erişim sağlayabilirken, yüksek gelirli ülkelerde bu rakamın yüzde 58'e kadar çıkabildiği kaydedildi.

Raporda, yüksek tansiyonun her bölgeyi, her ülkeyi ve her coğrafyayı etkileyen kronik bir rahatsızlık olduğu vurgulandı.

Kaynak: AA