$ DOLAR → Alış: 5,33 / Satış: 5,35
€ EURO → Alış: 6,07 / Satış: 6,10

İNANÇ

Ulaş Salih ÖZDEMİR
Ulaş Salih ÖZDEMİR
  • 31.05.2016
  • 693 kez okundu

Hayat insana çok farlı zamanlarda çok farklı, bazen içinden çıkılması güç imtihanlara maruz bırakır. Zaten bu dünya sahnesinin de amacı bu değil midir?
Bazılarına hayat çok zor geçerken, bazıları ise çok sürurlu bir hayat yaşar. Ya da biz dışarıdan öyle görür, öyle düşünmek isteriz.
Hayat bize fazlası ile çetrefilli yollardan geçirmekte, bu yollardan geçerken de bizi bazen uçurumun kenarına kadar getirmekledir.
İşte o anda tercih bizimdir.
Ya devam deyip zoru seçer ya da kolayı tercih eder.
“Kader” deyip başarısızlığımızı bu beş kelimelik küçük dünyanın içine hapsederiz. Bırakın bu küçük yanılsamaları hayatımızda bir şeyleri değiştirmek istiyorsak bazen küçük bir çakıl taşının terazideki iki eşit kefeyi değiştirmesindeki o ufak ama çok önemli rolü unutulmamalı.
Bizler hayatta hep o küçük çakıl taşı gibi olan durumlarla karşılaşmışızdır. Büyük ihtimalîde o çakıl taşını terazinin bir kefesine koymayarak kaybetmişizdir.
Bu konu ile alakalı bir başarı hikâyesini sizlere yazmak isterim. Bu hikâyeden sonra hayata bakış açımızın bir kez daha değiştiğini fark edeceksiniz sanırım.
İNANÇ
Ortaokulda okuyan ve kısa bir süre önce annesini kaybeden genç, babasıyla birlikte yaşıyordu. Babasıyla aralarında çok güzel bir dostluk vardı. Genç, okulun futbol takımındaydı. Takımdaydı ama, ufak-tefek yapısı ve tecrübesizliği nedeniyle hocası ona bir türlü maçlarda görev vermiyordu. Bu yüzden, her maçta yedek kulübesinde oturuyordu. Buna rağmen, babası hiçbir maçı kaçırmaz ve hep ayağa kalkıp tezahürat yapardı.
Liseye girdiğinde sınıfının en sıska öğrencisiydi gencimiz. Fakat babası onu hep futbol oynamaya teşvik etti; bununla birlikte, istemezse oynamayabileceğini de belirtti. Delikanlı futbolu seviyordu ve takımda kalmaya karar verdi. Her idmanda elinden geleni yapıyor ve takımın as oyuncularından bir olmaya çalışıyordu.
Bütün lise hayatı boyunca hiçbir idmanı veya maçı kaçırmadı. Ama sürekli yedek kulübesinde oturmaktan kurtulamadı. İnançlı babası her zaman ki gibi tribünlerde yerini alıyor ve oğlunu destekleyici tezahüratlarda bulunmaya devam ediyordu.
Genç, üniversiteye başladığında futbol onun için önemini kaybetmeye yüz tuttu, ama yine de elinden geleni yaptı. Herkes onun okul takımına giremeyeceğinden emin olsa da, bunu başardı. Takımın antrenörü onu listeye dâhil ettiğini, çünkü her idmanda yüreğini koyduğunu ve takımın diğer üyelerini de şevke getirdiğini itiraf etti.
Takıma girebildiği haberi onu o denli heyecanlandırdı ve sevindirdi ki, soluğu en yakın telefon kulübesinde aldı ve babasına müjdeyi verdi. Onun bu mutluluğunu paylaşan babası, kendisine maçların sezonluk biletlerini göndermesini istedi.
Üniversitedeki dört yıl boyunca hiçbir idmanı kaçırmayan genç, ne yazık ki hiçbir maçta oynayamadı. Futbol sezonunun sonlarına doğru, büyük bir eleme maçının idmanı için sahaya çıkmaya hazırlanan gencin yanına, elinde bir telgrafla antrenörü geldi. Delikanlı telgrafı okuyunca ölüm sessizliğine büründü. Güçlükle yutkunarak hocasına şunları söyleyebildi:
– ”Bu sabah babam ölmüş. İzninizle bugünkü idmana gelmesem?”. Hocası kolunu şefkatle omzuna doladı ve :
– “Bu hafta dinlen evlat” dedi,
– ”cumartesi günkü maça gelmeyi de aklından geçirme.”
Cumartesi geldi çattı, ama okul takımının durumu hiç de iyi değildi. Maçın sonlarına doğru, bir kişi soyunma odasına sessizce girdi, formasını ve futbol ayakkabılarını giyip saha sahanın kenarına çıktı. Babası ölen ufaklıktı bu! Antrenör ve oyuncular azimli arkadaşlarını bu kadar kısa sürede tekrar aralarında görmekten dolayı son derece şaşırmışlardı.
Hocasının yanına giden genç:
– ”Lütfen izin verin oynayayım” dedi.
– ”Bugün oynamak zorundayım.” Hocası önce onu duymamış gibi davrandı. Böylesine zor bir eleme maçında takımın en kötü oyuncusunu sahaya çıkarmasına imkân olmadığını düşünüyordu. Ama genç o kadar ısrar etti ki, sonunda ona acıyan hocası razı oldu:
– ”Pekala oyuna girebilirsin.”
Gencin oyuna girmesinin üstünden çok geçmemişti ki, hem hoca, hem oyuncular, hem de maçı izleyenler gördüklerine inanamadılar. Daha önce hiç oynamamış olan bu meçhul ufaklığın her hareketi harika, attığı her pas isabetliydi. Karşı takım oyuncuları onu durduramıyordu. Koşuyor, pas veriyor, savunmaya yardım ediyor ve maçın yıldızı olarak parlıyordu.
Sonunda, gencin takımı aradaki farkı kapattı, nihayet atılan bir golle de beraberliği yakaladı. Ve son saniyelerde ufaklık topu tek başına sürükleyip herkesi geçti ve galibiyet golünü attı. Maç bitmişti. Okulunun taraftarları sevinç çığlıkları atıyor, arkadaşları onu omuzlarında taşıyordu.
Seyirciler tribünü terk ettikten, oyuncular duşlarını alıp soyunma odasını boşalttıktan sonra, takımın hocası gencin köşede tek başına sessizce oturduğun fark etti. Yanına gidip:
– “Evlat, inanamıyorum. Bugün bir harikaydın” dedi.
– “Sana ne oldu, bunu nasıl yaptın, anlat bana! “
Genç hocasına baktı, gözlerine yaşlar doldu ve şöyle dedi:
– “Babamın öldüğünü biliyorsunuz. Peki, onun gözlerinin görmediğini biliyor muydunuz?” Delikanlı zorlukla yutkundu, gülümsemeye çalıştı:
– ”Babam bütün maçlarıma geldi, çünkü görmediğim halde beni desteklemek istiyordu. Ve ilk defa bugün beni oynarken görebilirdi. Ben de bu fırsatı kullanmak ve oynayabildiğimi ona göstermek istedim.
Baki selam ve muhabbetlerimle…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
“4. Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri” sahiplerini buldu

"Yılın Oyunu" ödülü Bakırköy Belediye Tiyatroları tarafından sahnelenen "Gülünç Karanlık" oyununa verildi

Kapat