$ DOLAR → Alış: 6,31 / Satış: 6,33
€ EURO → Alış: 7,37 / Satış: 7,40

SON DAKİKA:

‘İNANDIĞINIZ GİBİ YAŞAMAZSANIZ YAŞADIĞINIZ GİBİ İNANMAK ZORUNDA KALIRSINIZ.’

Bu hafta Psikolojik Danışman ve Rehberlik öğretmeni Mustafa Çağrı Engin ile selfienin psikolojiyle ilişkisine dair konuştuk. Keyifli sohbetimiz sizlerle…

Ayşenur MAMA
Ayşenur MAMA
  • 26.06.2018
  • 1.747 kez okundu

Hoş geldiniz Çağrı Bey. Öncelikle sizi tanımak isteriz. Mustafa Çağrı Engin kimdir?

Hoş buldum. Kafkas Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü mezunuyum. Mesleğimde 3. yılıma girmekteyim. Erzurum Özel Kültür Orta Okulu’nda Psikolojik Danışmanlık ve Rehber Öğretmeni olarak görev yapmaktayım. Çağrı Engin, öğrencilerine saygıyı korkularından değil sevgilerinden ötürü yapmalarını öğreten, gerektiğinde onlarla ağabey, gerektiğinde ise bir arkadaş gibi yaklaşan, mesleğini vicdanen yerine getirmeyi düşünen, gelecekte öğrencilerinin vatan ve milletine hayırlı birer evlat olmaları için onların sorunlarını fark etmelerini ve çözüm yollarını görmelerini sağlayan bir Anadolu insanıdır. İnsanlara yardım etmeyi severim. Hayata pozitif bakmayı kendime amaç edinirim ve yaşadığım yeri olumsuz düşüncelerle cehennemleştirmektense cennetleştirmek için çaba gösteririm. Doğayı severim, hayvanları severim. Spora âşık olanlardanım. Spora olan ilgim çocuk yaşlarımda başlamaktaydı. Küçük yaşlarda lisanslı olarak yüzme ile uğraştım ve sonrasında Doğu Anadolu’nun ilk buz hokeyi takımı oyuncusu olarak 4 yıl gençlik sporun takımında oynadım. 14 yıldır kayak yapıyorum. Erzurum’un ağır kış şartlarından şikâyetlenmek yerine kışı kendime keyifli hale getirmeye çalışırım. İnsanları dinlemeyi severim. Ne yazık ki toplum olarak artık insanları dinlemez olduk ve onların dertlerini dinlemek yerine onlarla dertlerimizi yarıştırır hale geldik ve bu davranışımızdan ötürü dertlerini bizlere açamaz oldular.

Bizlere selfie ile psikoloji arasındaki ilişkiden bahseder misiniz?

Günümüzde yaygın olan bir durumdan bahsetmek istediniz ve adı da selfie. Danışanlarımla yaptığımız oturumlarda karşılaştığım sorunlardan bir tanesi de bahsettiğimiz selfie çekmenin psikoloji ile olan bağlantısıydı. Yaşanan anı kalıcı hale getirmek için çıkan selfie günümüzde psikolojiyi olumsuz etkilemeye başlamaktadır. İnsanların beğenisini almak için ve önde olmak için çaba sarf eden bireylerde artık olumsuz etkileri de görmekteyiz. Takıntı haline getirerek her an selfie çekmek isteyen bireylerde ilgi görme ve narsist kişilik bozukluğu görülebilmektedir.

Toplumumuzda günden güne yaygınlaşarak farklı şekillerde karşımıza çıkan selfie, insan psikolojisini nasıl etkiler?

Selfie çekme hastalığı, çeken kişiyi etkilediği kadar bu resmi gören bireyleri de etkileyebilmektedir. Sürekli birilerinin selfie paylaştığını gören bireyler kendini yetersiz görebilir, selfie çeken kişilerin hayatlarının sadece resimlerden ibaret olduğuna inanarak çok mutlu olduklarını ve hayat standartlarının çok yüksek olduğunu görerek kendini yetersiz hissedebilir, değersiz hissedebilir. Neden insanlar hep mutlu da ben mutsuzum, gibi düşüncelere kapılıp ruh hali gayet iyiyken bunu aksi yöne çevirebilir. Herkesten farklı bir paylaşım yapmak için çeşitli çabalar gösteren bireyler tanımaktayız. Bu düşüncede olmak elbette ki sağlıklı değildir. Çünkü böyle bir uğraş içerisine girmeye çalışıyorsak selfienin amacından sapmış oluyoruz ve sırf farklı olmak, daha fazla beğeni sayısı almak gibi amaçlarımız oluyor. Bunu gören selfie çeken diğer bireyler de onlara benzemeye, onlar gibi farklı pozlar vermeye çalışmakta ve ne yazık ki herkes o kadar şanslı olamamaktadır. Duyuyoruz haberlerde selfie çekerken yüksek binalardan düşen gençleri, falezden düşen hamile kadınları. Sorarım size; ‘Sizce etkilememiş mi bizleri bu selfie çılgınlığı?’

Sizce sürekli selfie çekmek psikolojik bir rahatsızlık mıdır?

Sürekli selfie çekmek kesinlikle psikolojik bir rahatsızlıktır, diyemesek de bireyde bu durum yaşanıyorsa sağlıklı bir davranış göstermemektedir, diyebiliriz, henüz rahatsız olmayanları ise rahatsız etme ihtimali yüksektir. Birey sürekli selfie çekerek kendini sevme, sürekli etrafındaki kişiler tarafından beğenilme duygusu içerisinde olabilmektedir. Bu da psikolojide narsist kişilik bozukluğu olarak adlandırılmaktadır. İnsanlara karşı sürekli beğenilme duygusundaysanız dikkatli olun, derim.

Selfie bir kişilik zaafı haline dönüşebilir mi?

Aslında zaafı olmayan insan pek nadirdir, beklide yoktur bile diyebiliriz. Onun için günümüz de popüler olan selfie ve teknolojik aletlerin bile selfie çekme piyasasında önemli stratejilerle pazarlamalarının yapıldığı bu zamanda kişilik zaafına dönüşmeme ihtimali bile yok diyebiliriz. Selfie çekmek bizi eğer psikolojik olarak hastalık boyutlarına kadar getirmiş ise geçmiş olsun zaafınız hayırlı olsun diyebiliriz.

Yakın çevreye gösteriş maksadıyla çekilen selfieler hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Sürekli bakın ben selfie çekiyorum, bakın ben öndeyim, hayatım çok güzel, gibi imajlar vermeye çalışmak onları belki aldatacaktır lakin bir gün iç hesaplaşmanız da sizi derinden etkileyecektir, işte o zaman dikkat etmelisiniz, gerçeğin aslında öyle olmadığını kabullenenlerden daha da çok zorlanacaksınız.

Bir selfiedeki pozun onlarca kez tekrarlanması psikolojiyle nasıl bağdaştırılabilir?

Kendini olduğu gibi kabul etmeyişin bir sürecidir. Aynı poz, üst üste defalarca çekilmektedir. Fotoğraftan çok kendisi ön plandadır, kendi güzelliği ön plandadır. Bu süreç sonunda hiçbir fotoğrafını beğenmeyip ruhsal olarak kendini olumsuz da etkileyebilir.

Yalnızca sosyal medyada paylaşılmak adına çekilen selfieler, psikolojiyi nasıl etkiler?

Bazı insanlar dış referanslıdır. Kim olduklarıyla ilgili başkalarının görüşlerine ihtiyaç duyarlar. Çünkü bu durumu yine bahsettiğimiz bakış açısıyla ilişkilendirecek olursak kendileriyle ilgili sağlıklı bir yargıları yoktur. Objektif bir değerlendirmeleri yoktur. Kafalarında bazı soru işaretleri vardır. Dolayısıyla sürekli kendileriyle ilgili o pozitif yargıyı diri tutabilmek için, devamlı olumlu geri bildirime ihtiyaç duyarlar. Bunu sosyal medyada sürekli paylaşıyorsa bu ihtiyaçtan kaynaklanıyor olabilir.

Selfie çekmeyi alışkanlık haline getirmiş insanlara, bu alışkanlığın hastalığa dönüşmemesi adına hangi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?

Bulundukları ortamı ölümsüzleştirmek için anıların daha değerli olduğunu, fotoğraf çekmenin bir sanat olduğunu, fotoğrafı değerli kılan şeyin yaşanmışlık olduğunu düşünsünler. Böyle düşündükçe güzel bakmanın ne demek olduğunu anlayacaklardır. Bir objenin eski ve yeni halini düşünelim. Eski olanı değerli kılan şey, yaşanmışlık olmasıdır. Öyleyse yaptığımız her işte yaşanmışlığın değerini kaybedecek fikirlerden uzak duralım.

Kişinin topluluk halinde çekilen selfielerde en önde olma isteği, psikolojiyle nasıl bağdaştırılabilir?

Bazı bireylerde gerek doğası gereği gerekse yaşantısı gereği hep önde olma isteği vardır. Bu istek, elbette ki zararlı değildir, ta ki kendi benliğinin önüne geçene kadar. Bu istek, bizlere bir zaman sonra zarar verecektir, diğer insanlardan üstün olduğumuzu, sadece bizlerin özel olduğunu düşündürecektir ve bir ortamda biz varken selfie çekmeyi bir başkası üstleniyorsa moralimizi bozmamıza sebep olacaktır. Unutmayalım ki bizler ne kadar özelsek her birey kendine özeldir. Nasıl ki parmak izimizden dünyada bir tane daha bulamıyorsak diğer bireylerin parmak izleri de onlara özgüdür.

Selfienin psikoloji üzerindeki etkisi yaş gruplarına göre değişkenlik gösterir mi?

Elbette ki değişkenlik gösterebilir. Bazı araştırmalara göre genç kesimde bu olumsuz etki daha fazla görülmektedir fakat bazı araştırmalarda ve kendi yaptığım danışmanlıklarda görmekteyim ki ailelerin çocuklarıyla olan iletişim kopukluğu, daha küçük yaş gruplarını da sosyal medya ortamına sevk etmekte. Bu durum da onların hem sosyal olmalarını hem de psikolojilerinin sağlıklı olmasını engellemektedir.

Son dönemlerde sosyal medyada vücut fotoğraflarının paylaşılması da psikolojik bir sorun mudur?

Aslında bazı kesimlerce bu durum normal görünse de psikolojik bir sorun haline gelmektedir. ‘Paylaşan her kişi sorunlu mudur?’ sorusuna cevap olarak ‘Tabi ki değildir.’ demeliyiz. Fakat bu durumda paylaşandan çok bunu gören bireylerin psikolojisine değinmek isterim. Burada vücut oranları iyi olan erkek veya bayanların paylaştığı resimleri gören diğer bireyler, hayatında çok mutluyken birden mutsuz olmasına sebep olabilir. İnsanlarda nasıl vücut var, bendeyse ne kadar kötü bir vücut var, deyip psikolojik bunalımlara giren bireyler tanıdım. Hemen spor salonlarına yazılıp bilinçsizce spor yapanlar, bilinçsizce diyet yapmaya çalışanlar hatta ve hatta internetten sahte ilaçlar alıp sırf zayıflamak uğruna kendi canından olanları gördük. Medya da ne yazık ki insanları olumsuz yönde etkilemektedir. Herhangi bir reklamda kaslı yapıya sahip olan erkekleri veya vücut oranları güzel olan bayanları oynatarak algı yapmaya başladılar. Bunu gören bireyler mutlu bir hayat yaşarken birden enerjilerini düşürüp mutsuzluğa yelken açtılar. Mutluluk ile aranıza kimseyi almayın.

Son olarak gazetemiz okurlarına neler söylemek istersiniz?

Sevdiğim bir sözle başlamak isterim; ‘İnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmak zorunda kalırsınız.’ Siz siz olun inançlarınızın ötesine geçirmeyin hiçbir şeyi. Tabi ki fikirler önemlidir lakin bizleri yöneten fikirlerden olmadığı sürece. Her şey tadında güzel. Selfie de çekin, herhangi bir hesabınızda da paylaşın fakat tozlu raflara kaldırdığımız albümlerdeki resimlerin değerini, yaşanmışlığını unutmayın. Hayatınızı sevin, kimseye özenmeyin. Doğayı sadece resimlerde paylaşmak için sevmeyin. Doğanın güzelliklerini fark edin ve resim çekmek için kullanmayın. Hayvanları sevin ve onları koruyun. İnsanları sevin. Her şeyden önce kendinize değer verin ve kendinizi sevin. Eğer bizler kendimize değer vermezsek etrafımızdaki hiç kimse bize değer vermeyecektir. Kendinize değer vermek, kibirlenmeniz demek değildir elbette. Sosyal medyayı yerinde kullanmayı bilelim. Arkadaşlarımızla, ailemizle birlikteyken telefonların içerisinde kaybolmayalım. İletişimimizi yan yanayken bile telefonlar ile yapar hale geldik, konuşmayı unutur olduk. Telefonlarımız olmadan da yaşayabileceğimizi idrak etmeliyiz. Bizler dünya malına hizmet etmek için uğraşmamalıyız. Onlar bizlere hizmet etmek için varlar ve bu düşünce ile ayrılmaz bir parçamız olmadıklarını bilerek hayata bakmalıyız. Stres yüklü bir toplum olduk ve bu stres, bizleri tanınmaz hale getirdi. Sabrımızın tükenmesine izin vermeyelim. Sürekli en güzeline sahip olma arayışında olmayalım. Unutmayın ki bu dünyada her şeyin bir güzeli daha var fakat sizin için olanı en güzeli ve özelidir. Değerli vaktinizi ayırıp yazımı okuduğunuz için sizlere teşekkürü borç bilirim. Saygı ve selamlarımla…   

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Yeni Çağrı Gazetesi 27 Haziran 2018 Çarşamba Tarihli Gazete Sayfaları

Gazetemizin tüm sayfalarına web sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Kapat