$ DOLAR → Alış: 5,37 / Satış: 5,39
€ EURO → Alış: 6,07 / Satış: 6,10

SON DAKİKA:

İSLAM’IN GÜNCELLENMESİ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 8 Mart 2018 günü Beştepe’de, “Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı” tanıtım toplantısında yaptığı konuşma, gündeme bir bomba gibi düştü.

İbrahim PAZAN
İbrahim PAZAN
  • 12.03.2018
  • 693 kez okundu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 8 Mart 2018 günü Beştepe’de, “Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı” tanıtım toplantısında yaptığı konuşma, gündeme bir bomba gibi düştü. Cumhurbaşkanı’nın özellikle son 15 sene zarfında ülkemizde İslam’ın serbestçe yaşanması ve dindar Müslümanlara uygulanan zulümlerin ortadan kaldırılması konusunda yaptığı hizmetleri takdir eden ve onu bu konuda güvenilir bir “dağ” olarak gören dindar çevreler büyük bir şok yaşadılar. Her sandığa gittiklerinde oylarını, partisinden çok Erdoğan’ın şahsına, şartsız olarak ve seve seve veren bu insanlar, “Acaba Erdoğan dini zamana mı uyduracak, dinde reform mu yapacak?” endişesine kapıldılar. Tarihe not düşmek bakımından söz konusu konuşmanın ilgili bölümünü, noktasına dokunmadan aşağıya alıyorum:
İSLAM’IN HÜKÜMLERİNİN GÜNCELLENMESİ
“Var oluş gayesi sadece istismar olan, milletin ve bu noktada, bütün dinimizin değerleriyle hesaplaşmaktan başka hiçbir hedefi olmayan marjinalleri asla dikkate almayız. İşte son günlerde bakıyorsunuz, din adamı olarak ortaya çıkıp da ne yazık ki kadınla ilgili çok farklı açıklamalarda bulunup dinimizde kesinlikle yeri olmayan, bazı kendine göre içtihatta bulunan kişiler çıkıyor ortaya. Anlamak mümkün değil. Yani bunlar ya bu asırda yaşamıyorlar, çok farklı bir dünyada, farklı bir asırda, zamanda yaşıyorlar, çünkü İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi vardır. Siz İslam’ı 14 asır, 15 asır öncesi hükümleriyle kalkıp da bugün uygulayamazsınız, böyle bir şey yok. Onun için de bugün İslam’ın uygulanması, yer, zaman, koşullar, her şeyiyle, o da ne yapıyor, değişiyor. İslam’ın güzelliği burada zaten, önemi burada. Şimdi birçok hoca efendi tabi beni tefe koyup çalacak, o ayrı mesele. Rabbim bizi tefe koymasın, mesele orada.
İstisnaları genelleştirmek, tarihin belirli bir dönemine, toplumların kendi özel şartlarına dayalı uygulamaları, geleneksel davranışları günümüze taşımaya çalışmak sadece meseleyi sulandırmaya yarar. Hâlbuki biz ortada bir sorun olduğunu görüyoruz ve bunu çözmeye çalışıyoruz. Eksikler elbette olabilir, hatta kimi durumlarda yanlış da yapılmış olabilir. Bunların iyi niyetle ve yapıcı bir tutumla ortaya konması hâlinde derhâl düzeltilmesi mümkündür.
İLİM ERBABI DİN KONUSUNDA AZAMİ HASSASİYET GÖSTERMELİ
Fakat sırf, var ya ‘Reklamın iyisi kötüsü olmaz.’, bu mantıkla dikkat çekmek, popüler olmak, ispat-ı vücut yapmak için söylenen sözleri biz asla kabul edemeyiz. Hele hele bu tartışmayı dinimizin kavramlarıyla yürütmek sadece kadınlara değil, inanın inancımıza da dinimize de haksızlıktır. Tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi dini hususların tartışılmasında da seviyeler vardır. Kur’an’a, sünnete, icmaya, kıyasa vakıf olmayan insanlara, misal kabilinden bile olsa istisnai birtakım uygulamaları anlatmaya kalktığımızda züccaciyeci dükkânına giren fil misali bir sürü başka şeyi kırıp dökmeniz kaçınılmaz hâle geliyor. Birisi bakıyorsunuz sünneti tartışıyor, öbürü bakıyorsun icmayı tartışıyor. Ya, bırak bu işleri. Aslolan nedir? Bizim mukaddes kitabımız Kur’an’dır. Kur’an’a ters değilse mesele bitmiştir. Mesele bitmiştir. Eskiler, yani kudema, ‘Vusulsüzlüğümüz, usulsüzlüğümüzdendir.’ derdi. Yani ‘Bir neticeye kavuşmak, ancak doğru usullerle mümkündür.’ derdi. Amacın hasıl olması için, sizi oraya götürecek yolun da doğru ve düzgün olması şarttır. Farazi tartışmaları günümüz hayatının bir parçası gibi anlatmak hiç kimseye fayda sağlamaz. Bu konularda söz söyleyen, görüş beyan eden herkesi dikkatli olmaya, kendileriyle birlikte değerlerimize zarar vermemeye, kadınlarımızı da rencide etmemeye davet ediyorum. Bilhassa da ilim erbabımızın bu konuda azami hassasiyet göstermesi gerektiğini düşünüyorum.”
Ne yazık ki Cumhurbaşkanı’nın yukarıdaki konuşması, Selçuklular ve Osmanlılar sayesinde Peygamber efendimiz ve arkadaşlarının saf ve temiz yolu olan Ehl-i Sünnet itikadının bin yıl süreyle muhafaza edildiği bu mübarek topraklarda, özellikle son yüz yılda çok sıkıntı çekmiş hassas Müslümanları endişeye sevk edecek ifadeler barındırıyordu. Nitekim toplumda öyle bir infial meydana geldi ki Cumhurbaşkanı hemen ertesi gün sözlerine açıklık getirme ihtiyacı duydu. Erdoğan’ın, AK Parti 18. Dönem Siyaset Akademisi açılış töreninde yaptığı bu konuşmanın ilgili bölümünü, yine noktasına dokunmadan aşağıya alıyorum:
DİNİMİZİN TÜM YENİ DURUMLAR KARŞISINDA SÖYLEYECEK SÖZÜ VARDIR
“Tabii bu değişim meselesi asırlara ve her konuya sâri bir husustur. Değişimi inkâr etmek, kafasını kuma gömen deve kuşu misali kendi kendini kandırmak demektir. Elbette asla değişmeyen ve değişmeyecek olan şeyler, kurallar da vardır, ilkeler de vardır. Mesela İslam’ın son din olduğu, asla değişmeyecek bir hakikattir. Bununla kimse oynayamaz. Biz buna böyle iman etmişizdir. Mesela Allah’ın yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bize açıkça ifade ettiği hükümler, yani naslar asla değişmemiştir, değişmeyecektir. Dinimiz İslam ve kitabımız Kur’an-ı Kerim, Rabbimizin emri gereği Kıyamet’e kadar caridir. Bu da dinimizin ve kitabımızın, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Kıyamet’e kadar gelecek olan tüm toplumlar, yaşanacak tüm hadiseler, ortaya çıkacak tüm yeni durumlar karşısında söyleyecek sözü olduğu anlamına gelir. Kitabımız Kur’an’ın her an, her zaman söylediği ve söyleyecek sözü var. Naslar asla değişmeyecektir. Ama bunlardan hareketle yapılan içtihatlar, geliştirilen kurallar ve bunların uygulamadaki karşılıkları elbette zamana, şartlara, imkânlara göre değişecektir. Mecelle kaidesidir: “Ezmânın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz”. Yani zamanın değişmesiyle ahkâmın da değişeceği inkâr edilemez. Kurallar bunlar. Bunlarla hareket ediyoruz. Eğer biz içtihatları değiştirmezsek, yani uygulamaya ilişkin kuralları, içinde bulunduğumuz şartlara göre, sabit olan naslara uygun şekilde yenilemezsek sadece kendi kendimizi kandırmış oluruz. Müslümanlar eskiden olduğu gibi şimdi de kendilerini sürekli olarak geliştirmek durumundadır. Müçtehitlerimizin de tarihin seyri içinde yaptıkları bu değil midir?
KİMSE DİNİMİZE FATURA KESMESİN
İnsanlığın bugün ulaştığı noktada sahip olduğu imkânları, teknolojiyi, iletişimi, şehirleşmenin getirdiği insan ilişkilerini nasıl yok sayabiliriz? Bu tutum biraz önce ifade ettiğim Mecelle kaidesine de aykırıdır. Peygamber efendimiz ‘aleyhissalatü vesselam’, bunlar çok önemli, bakın ne buyuruyor: ‘Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.’ buyuruyor. Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim vasıtasıyla bize bildirdiği kati emirler ve Peygamber efendimizin ‘aleyhissalatü vesselam’ sünnet-i seniyyesi ortadayken birilerinin çıkıp hayatın gerçekleri ile ilgisi, alakası ve bağı olmayan sözler edip kafaları karıştırması yanlıştır. Kimse bizim dinimize fatura kesme hakkına sahip değildir.
Bu tartışmanın en çarpıcı örnekleri de işte son günlerde kadınlar konusunda yaşanıyor. Sadece ilmî bir zeminde, teorik bir tartışmanın konusu olacak hususların toplum önünde, alelade bir meseleymiş gibi konuşulmasını, içeriğinin ötesinde yöntem olarak da doğru bulmuyoruz. Ülkemizde pek çok örneğini gördüğümüz bir ifrat tefrit ortamında, insanlar kime kulak vereceğini, neye itimat edeceğini elbette şaşırıyorlar. Bu konularda konuşma yetkisi benim değil. Ben Diyanet İşleri Başkanı değil, ben Cumhurbaşkanıyım. Ama Cumhurbaşkanı olarak, bir Müslüman olarak, üzerinde sorumluluğu olan bir insan olarak dinime getirilen bu zafiyete de bizim tahammülümüz yok. Burada bildiğimizi, inandığımızı da söylemek zorundayız. Temenni ediyorum ki inşallah, şu anda Başbakan Yardımcımız da burada, bu konuyla ilgili Din İşleri Yüksek Kurulumuz, Diyanet İşleri Başkanımız alanı boş bırakmaması lazım. İşte bu tür adamlara bu alan boş kalır da bunlar konuşursa ortaya böyle zaaflar çıkar. Bu konularda tabii, asıl ön alması, tavır koyması gereken hocalarımızın, bu kadar İlahiyat fakültemiz var, ilahiyatçılarımızın, muteber âlimlerimizin ise ya sesleri çıkmıyor ya da sesleri duyulmuyor. Veya korkuyorlar. Niye korkuyorsun be kardeşim? İslam ilmiyle mücehhez olan bir ilim erbabı korkar mı? Çıkacaksın, gerçek neyse bunu söyleyeceksin. Hiç kimsenin, hiç kimsenin Türkiye’ye böyle bir kafa karışıklığı yaşatmaya, dinimizi böylesine karikatürize etmeye hakkı yoktur.
DİNDE REFORM YAPMAK HADDİMİZ DEĞİL
Bizim itirazımız ve hatta isyanımız, işte bu hadsizlikleredir. Biz bir dinde reform, böyle bir şey aramıyoruz. Böyle bir derdimiz de yok. Haddimize mi? Asla. Ama önüne gelen, böyle çıkıp da kadınlarla ilgili, genç, yaşlı bunlarla ilgili, ileri geri, bu tür şeyleri konuşmalarının İslam’a getirdiği lekeyi, gölgeyi görmemezlikten gelemez.”
Müslümanlara topyekûn acımasız bir savaşın açıldığı 28 Şubat 1997 sürecinin bir mağduruyum. Sadece eşim tesettürlü olduğu için ihraç edilmekten kurtulmak maksadıyla, 1998 yılında yarbay olmama dört ay kala emekli olmak, çok sevdiğim ordudaki görevimden ayrılmak zorunda kaldım. Bu zulmü, büyük zorluklara göğüs gererek, çileler çekerek, bedeller ödeyerek ortadan kaldıran, Müslümanların nefes almasını sağlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a şükran borçluyuz. Cenabı Hakk’ın böyle yüce bir hizmeti kendisine nasip ettiği bir liderin, Ehl-i Sünnet dışı, reformist görüşlere sahip bazı danışmanlarının tesirinde kalmaması ve yanlışa düşmemesi için daima dua etmekteyim.
Zamanın değişmesiyle dini hükümlerin değişebilmesi konusu, aynen Cumhurbaşkanı’nın dikkat çektiği gibi ilmî bir zeminde ele alınacak hususlardan olup toplum önünde konuşulması ve İslamiyet’in dedikodu mevzuu yapılması doğru değildir. Cumhurbaşkanı’nın ağzından duymaktan son derece memnun olduğumuz, dinin dört ana kaynağı “Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye”nin yanı sıra “icma-yı ümmet ve kıyas-ı fukahâ”ya yani “kudemâ”ya saygılı “muteber” âlimleri nasıl bulacağız? Dini ashab-ı kiramdan ve tabiînden öğrenmiş “kudemânın” en büyüklerinden olan İmam-ı A’zam hazretlerine bile dudak büken “ilahiyatçılara” nasıl güveneceğiz? Bırakın “icma-yı ümmet ve kıyas-ı fukahâ”yı, hadis-i şerifleri bile toptan güvenilmez ilan ederek Peygamber efendimizi aradan çıkaran, Kur’an-ı Kerim’i kendi aklına göre yorumlayarak ekranlarda boy gösteren sözde din adamlarının eline bırakılması halinde dinin ne hâle geleceğin düşünebiliyor musunuz?
Cumhurbaşkanı’nın “Dinde reform gibi bir şey aklımızdan geçmez. Haddimiz de değil.” sözlerini esas kabul ediyor ve Müslümanların gönlündeki yüksek mevkiini sarsacak yanlışlara düşmemesi, sahte din adamlarının tesiriyle hatalı karar vermemesi için dua ediyorum.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Afrin’de merkezin kuşatılmasına 1,5 kilometre kaldı

Zeytin Dalı Harekatı'nın başlangıcından bu yana etkisiz hale getirilen terörist sayısı 3347'ye yükseldi. Yaklaşık 1100 kilometrekare alanın terörden arındırıldığı harekat...

Kapat