KANSERE KARŞI DUYARLI OLALIM

Sevgili okuyucularım, “1 SAAT 1 HAYAT ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR” diyerek yazıma başlayıp sizinle kanser ile ilgili bir yazımı paylaşacağım…

KANSERE  KARŞI  DUYARLI  OLALIM

Sevgili okuyucularım, “1 SAAT 1 HAYAT ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR” diyerek yazıma başlayıp sizinle kanser ile ilgili bir yazımı paylaşacağım…
Kanser; hücrelerin olağandışı çoğalıp büyümesi halidir. Kanserli hastalarda hücre, canlının zararına çoğalır. Organların işlevlerini yapmalarını engeller. Bu yüzden erken teşhis her zaman yararımıza olacaktır. Hemen hemen her ailede bir kişi kansere yakalanıyor. Benim ailemde ben yaradanın üçüncü şans verdiği birey olarak yaşamışlardanım.
Neredeyse yakalanmayan aile yok gibi…
Nereye baksam kanser olmuş insanların buruk hikâyesi.
Mutsuzluk sendromu yaratması açısından ünlüdür kanser. Kanserle iç içe yaşamanın çok zor olduğunu yabana atmamak gerek.
Tabii yaşayanlar bilir bunu… 
Buna paralel olarak, eskiye nazaran peruk satışlarında da inanılmaz bir artış görüldüğü apaçık bir gerçek…
Nedeni ise herkesçe malum…
Sevgili okuyucular aşırı tuzlu yemeyelim. Zira tuzda şeker kadar tehlike arz ediyor…
GDO’lu ürünler, işlenmiş gıdalar ve fast food türü yiyeceklerden uzak duralım.
Her ne kadar yediklerimize dikkat etmeye çalışsak da, kansere yakalanmamak için; özellikle gerçek yoğurt yenilmesi, doğasından sapmış her şeyden uzak durulması gerektiği, uzmanlar tarafından sıkça dile getiriliyor…
Ama buna rağmen kansere yakalanan 3 yaşındaki çocuk ve bebeler için ne demeli?
Onlar ne sigara içtiler ne de alkol aldılar. Sadece anne sütü ve anne yemeklerini yediler.
İçinde bulunduğumuz çağ, kanseri yaşayanlar ve bu hastalıkla mücadele edenler çağı oldu sanki?
Normal vatandaşlarımızın yanı–sıra ünlülerde bu hastalıktan nasibini alıyor.
Örnek vermek gerekirse o kadar çok örnek veririm ki buraya sığmaz.
Çok fazla hayatını kaybeden var diye örneklerim.
Ben “Kanseri hayata bağlılık, sevgi, tedavi ve dua ederek yendim” diyorum.
Çünkü her şeyin başında sağlık gelir diyoruz ya. Ya da ben öyle diyorum.
Aslında bu hep böyleydi. Sakın yanlış anlaşılmasın. Hastalıktan sonra önem kazanmadı. Siz yoksanız madde de yok zaten.
Şimdi ki verilere göre dünyada 35 milyon kişi kanserle yaşıyor.
Her sene 13 milyon yeni kişiye kanser tanısı konuluyor.
Toplumun bilinç düzeyi yükselse de hala aklımıza ilk gelen “ağrılı ölüm” ve mutsuzluklar oluyor. Kanser tanısı konulan kişiler de öncelikle evrensel tepkiler oluşur.
Şoke olma, inanamama ve inkâr etmedir. 
Sonra da, “Neden ben?”soruları başlar.
Dolayısıyla geçmişe dönük suçluluk duyguları ve “Cezalandırıldım”düşüncesi ortaya çıkabilir. Sonrasında da depresif bir dönem takip eder. Herkes de olmasa da kabullenme ve uyum gelir.
Bunun için hastaya ve yakınına psikolojik destek çok önemlidir. 
İlk teşhisten itibaren psikolojik destek alan hastalarda kabullenme ve uyum dönemi daha hızlı oluyor. Önemli olan psikolojik destek olduğuna göre muhakkak destek veren birimlerden faydalanmamız gerekir diye düşünüyorum.
Hastanelerde psiko – onkologlar bu iş için çalışmaktadırlar. 
Psiko- onkoloji kanser hastalarına, yakınlarına psikolojik tedavi ve destek veren bir bilim dalıdır.
Bilakis kanser; korku, umutsuzluk, suçluluk, çaresizlik, terk edilme ve ölüm duygularını çağrıştırır.
Bu nedenle kanser psikolojik dengede yıkıma ve travmaya neden olan bir yaşam krizidir. 
Kanser; hastanın ailesini ve sevdiklerini de etkileyen bir durumdur. Hayatınızın merkezinde duran, özdeşleştiğiniz gelecek hayalleri kurduğunuz, âşık olduğunuz bir kişinin sıkıntılar yaşaması, ağrılarının olması ve onun ölüm riskiyle yüzleşmek, çok travmatik bir durumdur.
Bu anneniz, babanız, yakınınız, eşiniz, çocuğunuz ya da en sevdiğiniz arkadaşınız da olabilir.
Psiko -onkologlar kanser teşhisi konan kişilerin, kendilerini ve çevresindekileri suçlamayı bırakmalarını söylüyor. Kanserin geçmişteki sıkıntılardan kaynaklanıp ortaya çıkmadığını bilmeliyiz. Her kriz gibi bunun da geçeceğine inanmalıyız. Sevdiklerimizi bu zorlu dönemlerinde sımsıkı tutarak bu günlerini güzel duygularla geçirmesini sağlamalıyız.
Kaygı ve acı da bulaştırdığı için, bundan uzak durmanın, önemli olduğu söyleniyor.
Hastane de kemoterapi gören birinin midesi bulandı diye sizde de aynısı olacak diye bir durum söz konusu değildir…
Umutsuzluğa kapılmamalı. Hayat devam ettiğine göre bu hayatın devamı için de güzel duygularla beslenmek gerek. 
Hasta yakınları ve arkadaşlarının da ona moral ve destek vermesinden daha doğal bir şey olamaz. Üstelik günün birinde hiç ummadığınız bir anda ansızın; kanser çeşitlerinden herhangi birisi, sizin de kapınızı çalabilir.
Uğramasın derim ama ya uğrarsa?
Dolayısıyla “empati” kurmak en büyük yetenektir bence.
Eğer ki kendimizi karşımızdakinin yerine koyabilmeyi mümkün mertebe beceremiyorsak yapacak bir şey yok. Bilakis bizler bu olguyu tam anlamıyla başarabilmişsek; karşılığında birbirimize sıkı sıkıya bağlanmış ve kenetlenmiş olur üstün bir maneviyat portresine sahip bireyler olma yoluna erişiriz.
Sözü daha fazla uzatmadan güzel bir özdeyişler bağlamak istiyorum;
“En kusursuz cinayet; birinin yaşama sevincini öldürmektir” demiş Paulo Coelho
Hep sevgi ve sağlıkla kalın…

YORUM ALANI

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.