KOKU FİLMİ İLE SEVGİNİN ANCAK SEVGİ İLE DOĞURULDUĞUNU İZLEYECEKSİNİZ

Çok etkileyici bir hikayesi var. Her yönetmenin mesleki açıdan çoğu projeyi kabul ettiği, ama benim çocuğum diyebileceğim bir filmi vardır. İşte Yasin Çetin ile tanıştığımda, bana başından sonuna her şeyiyle ilgilendiği o hikayesinden bahsetti. Bugüne kadar birçok dizinin, filmin içerisinde yer almış, kendini bildi bileli yönetmen olacağını söylemiş bir adam o.

Herkesin çocukken kurduğu bir meslek hayali vardır; işte o hayali gerçekleştirmiş. Şimdi sırada senaryosundan yönetmenliğine, hatta yapımcılığına kadar kendi tasarladığı bir film projesi var. Gişede patlama yapmak, günün sonunda gelen hasılatla övünmek gibi bir derdi yok. Bağımsız bir film yapıyor, izleyenlerin yüreğine önce soğuk bir su döküp yavaş yavaş yarattığı buzları eritecek bir konusu var. Özellikle karakterler özenle hazırlanmış, ‘Nasıl ya!’ diyeceğiniz birçok ünlem, soru işareti ve bir sürü emoji dolu ruh halinde izleyeceğiniz bir senaryosu var.  Yani anlatacak çok şeyi var. Neyse, bu kadar ipucu verdim, gerisini önce Yasin Çetin’i dinleyerek, sonra da bu filmi beyazperde de izleyerek görün.

KOKU FİLMİ İLE SEVGİNİN ANCAK SEVGİ İLE DOĞURULDUĞUNU İZLEYECEKSİNİZ

GİZEM YILDIZ

Merhaba Yasin, birçok dizinin reji koltuğunda oturdun. Şimdi de Med Yapım’ın Baraj adlı dizisinin ikinci yönetmeni olacaksınız. O büyülü koltuğa oturma serüvenin nasıl başladı? Bize bu güzel yolculuktan söz eder misin?

– Yaşım 13’tü. Hangi proje olduğuna dair hiçbir fikrim yok. Bir gün oturduğum mahalleye bir set gelmişti ve orada yönetmenin insanları yönlendirmesini yani liderlik yaptığını gördüm. Onun cezbedici bir havası vardı. Şimdilerde egosal bir durum deniyor ama bence o, olması gereken bir hava. İster istemez o pelerini taktığınızda ve o koltuğa oturduğunuzda kendinizi bir Süperman gibi hissediyorsunuz. Çünkü o projenin içindeki neredeyse tüm sorularacevap veren kişi yönetmen. İşte o zaman kendime “O adam olacağım” demiştim. Ardından süregelen yıllarda şansım yaver gitti. Bununla ilgili özverili bir şekilde çalıştım. Baya olumsuzluklar yaşamama rağmen karşıma çıkan engellerle mücadele ettim. Ve sonuçta bugün buradayım.

Bir senaryoyu okuyup kendin mi yapımcıya gitmeyi seversin yoksa yapımcıdan elinde bir senaryoyla gelmesini mi?

– Senaryoyla gitmek de isterim, ama piyasadan bir beklenti içerisinde olduğumuz için, yapımcıdan da bir senaryoyla gelinmesini isterim.

Yönetmenlik titizlik işidir diyebilir misin?

– Kesinlikle! Benim işimin esprisi yok; hatta genellikle çalıştığım ekiplere –işinizi yapın sizinle işim olmasın- derim

Mesleğinde kendine koyduğun ilk hedef neydi?

– Yönetmenlik. Daha çok dram ve aksiyon benim işim diyebilirim. Komedi pek benim alanım değil.

– Hiç çektin mi peki?

– Çekmek mecburiyetinde kaldık, ama jeneriklerinde biz gösterilmedik. Arkadaşlarımıza destek verdik diyelim (gülerek).

Peki mahalleye o film seti geldiğinde o koltukta oturan yönetmeni bir kahraman gibi hissettiğini söyledin. Şimdi sen de o kahramanlardan birisin. Uzaktan yönetmene bakıp iç geçiren o çocuk, yıllar sonra hayaline kavuştuğunda kendini kahraman gibi hissetti mi?

– Açıkçası pek hissedemedi. Aslında o noktaya da gelmek istiyordum. Ama öyle hissetmedim, çünkü işime o kadar çok aşığım ki, monitörün karşısına oturduğumda tek düşündüğüm; sahne mizanseni, sahne duygusu, tüm bunları nasıl hayal ettiğim. Yani, tamamıyla sahneyi hayal edip insanlarıysa pek görmemeyi tercih ediyorum. Sadece ben ve sahne var.

Peki, elinde bir senaryo var. Bunu reji grubuyla paylaşıp hayata geçirme sürecini nasıl tanımlarsın?

– Şuan hazırlık aşamasında olduğumuz bir festival filmi var. Onun üzerinden örnek vermek istiyorum: Zeytin film olarak yeni bir kuruluş aşamasına girdik. Güzel bir yapım şirketi ve güzel bir aile oluşturduk. Ben ve Barış Gördağ yönetmenliğini yapacak, Yapım kısmındaysa Semih Eren Yılmaz adında bir arkadaşımız var, kendisi filmde de oynayacak. Zeytin Film bizim için tek başına bir yapım kurumu değil aynı zamanda bir aile.

– Yönetmenlik kısmında var mısınız?

– Ben hem yapımcılık kısmında, hem yönetmenlik kısmında hem de proje tasarım kısmında varım. Bir tanım yapmam gerekirse bu proje benim çocuğum. Çocuğunuzu başkasına bırakmazsınız ya, işte benim için de öyle. İyi veya kötü, şu ana kadar edindiğim tecrübelerden yararlanarak güzel bir iş ortaya çıkarmak istiyorum.

– Aslında kendi işinizi anlatan bir film olmuş.

– Tabi ki, çünkü ben bir şeyi sadece çekmek için çekmek istemiyorum. Türk toplumunda son dönemlerde kitap okuma oranı erkeklerde %

 10’larda, kadınlarda % 8’lerde. Bu maalesef üzücü bir sonuç. Artık insanlar önemli değerleri ya televizyondan ya da sosyal medyadan öğreniyor. Aslında biz bir nevi eğitimciyiz. Bizim verdiğimiz şeylerin alt metninin dolu olması lazım ki, biz toplumu bir çizgiye ya da doğru statüye bozulmadan taşıyabilelim. Nesillere bir şeyleri kalıtsal bir biçimde anlatabilelim. Rtük tarafından yasaklanan şeylere kızıyorum, çünkü yasaklanması gereken bir şey varsa gerçekten yasaklanması lazım Mesela; alkol yasak, sigara yasak ama kadını dövüyoruz, çocuğa şiddet uyguluyoruz veya insan öldürüyoruz.

Zeytin Film şirketiyle birlikte, bağımsız bir filminin olduğunu söyledin. Okurlarımız için biraz konusundan bahseder misin?

Toplumda egemen gücün artık sadece erkekler olmadığı her ne kadar söylense de bu pratikte aslında pekte öyle değil. Dediğimiz gibi toplum olarak kadın ve erkek eşitliliği savunuluyor ama aileye indirgediğinizde durum ve tavırlar söylenenle pek uyuşmuyor… Kız çocukları kapalı bir kutu içinde birçok şeyden habersiz ve eksik yetiştiriliyor. Tabi bunu gidip herhangi bir ebeveyne söyleseniz kabul etmez…

Zeytin film olarak hazırlık aşamasında olduğumuz ‘’Koku’’  projemiz bir kadının hayatı boyunca yaşadığı karakter dönüşümünü anlatan bağımsız bir projedir.

‘’ilhan’’ karakterimiz aile yapısı içerisinde iki erkek kardeşiyle birlikte erkek gibi saçları kısa bir şekilde büyütülmüş, topluma ayak uydurmaya çalışıp sonucunda yine yanlış anlaşılıp, yalnız kalan üniversitede felsefe hocalığı yapan bir kahraman( bu arada İlhan bir kadın ), Zel ise Malatya’da yaşayan 5 yaşında bir kız çocuğu. Zel ve İlhan’ın kaderlerinin kesişimini ve dönüşümünü anlatmaya çalışacağız. Bu arada proje gişe filmi değil bağımsız film olacak.

Çok ilgi çekici ve dramatik bir yapısı var senaryonun. Filmin senaryosunu okuduğumda gerçekten beyazperdeye lanse edildiği takdirde birçok seyircinin içinde bir yerlere dokunacağını düşünüyorum. Zel ve İlhan’ın etkileyici hikayesin de senin anlatmak istediğin nedir? Yönetmen gözünden.

Yönetmenlik yapmaya karar verdiğimde kendime koyduğum ilk kural, popüler kültürün dışında gerçek hayatı yansıtan hikayelere odaklanmam gerektiği idi. Okumanın ve araştırmanın bir külfet olarak görüldüğü çağda, biz hikaye anlatıcısı yönetmenlere, ağırlığı kulak ardı edilmeyecek bir görev düşmektedir; madem toplum okumaktan kaçınıyor o halde izlediği şeyler öğretici ve gerçek olmalı. Bu yüzden filmlerin alt metni dolu olmak zorundadır. zaten filmi film yapan temel şeylerden biri de budur. Koku filminde perde arkasında cahilliğe terk edilen bir insanlık savaşının mücadelesine yer veriyoruz. İleri kültür sermayesine sahip bir Öğretim Görevlisi ve kendini insanlardan soyutlamış bir çocuğun çatışması.

Elinize bir tohum alın ve Onu yaşamın kendisi olarak görün. Ama kuşkusuz ki tohumun kök salabilmesi için gömülecek bir toprağa, yeşermesi için güneşe ve suya yaşaması içinse havaya ihtiyacı vardır. İnsanın yaşam biçimi de böyledir. Yaşaması için temelde sevgiye ihtiyacı vardır. Sevgiyi bulduğunda doğa zaten ona ihtiyacı olan tüm gereksinimleri sunar. 

Modern Toplum’un kişiye koyduğu sınırların tanınmadığı, Anadolu topraklarında ki bir köyde, İlhan’ın sınırlarını aştığı her yeniliğin Onu korkuttuğu, ancak eksik kalan sevgisinin ise nasıl yoğrulduğunu anlatan bu hikayede, Sevginin ancak Sevgi tarafından doğurulduğunu izleyeceksiniz. 

Bir çocuğun gibi olduğundan bahsettin. Ne kadar süredir seninle ve nasıl tanıştın projeyle?

‘’koku projesi son bir yıldır üzerinde çalıştığım ve zaman içerisinde kendiğilinden yolunu güzel bir şekilde çizen bir uzun metraj senaryosu oldu. Tanışma şeklim öykü sahibi olan senaristimiz ‘’Hazel sevim Ünsal tarafından değerlendirmem için gönderilmiş ve devamında hikayesini çok beğenince  her anlattığım kişininde hikayeyi benimsemesi üzerine bugünlere geldik.

Biraz spoiler veriyorum ama Zel gibi köyde konuşmayı bilmeyen bir ninenin içinde büyümesi ve normal çocuklardan farklı büyümesi, aynı şartlar olmasa da İlhan gibi sevgisiz büyümüş ve kalbini taşlaştırmış bir kadının ortak bir noktada buluşması, filmin kırılma noktası, seyirciyi tam 12’den vuracak hamle diyebilir misin?

İnsanın hayatında genellikle birden fazla kırılma noktası olur. Bu filmde de birden fazla kırılma noktası olduğunu söyleyebilirim.

Sadece bir kadın ve çocuk hikayesi değil, aynı zamanda aşkı da anlatıyor…

Koku filminle ilgili ilk bize röportaj verdin. Bu projeyi hangi tarihler arasında çekmeyi düşünüyorsun?

Projede iki farklı set tarihi olacak. Bir haftalık kısmını 2019 Nisan ya da Mayıs ayında (Özel bir sebepten dolayı) Üç haftalık kısmını ise Haziran ayında çekmeyi planlıyoruz.

Sence bir yönetmen senaryonun inciğiyle cıncığıyla oynamakta serbest midir?

– Bu yönetmenin ve senaristin arasındaki ilişkiye bağlı bence. İkili diyalogdan bahsetmiyorum, zihnen. Bence bir yönetmen seçimi yapılırken proje için katkı sağlayacağından da emin olunmalı. Her yönetmen her projeyi çekemez. Baktığınız zaman Avrupa sinemasında, Hollywood sinemasında bu bu şekilde veriliyor.

– Artık oyuncular bile farkındaysanız hangi kategoride başarılıysa daha çok o karakterin içine giriyor. Dram, komedi, macera…

– Çünkü yapışıyor, markalaşıyor. Yani bu durum başarıyla ya da başarısızlıkla ilgili değil bence. Sadece popüler kültürde yapımcının o oyuncuyu hangi kulvarda sattığıyla çok bağlantılı. Örneğin Ahmet Kural’a tabi ki dram oynatabilirsiniz, ama biri çıkar der ki ‘Bu adamı biz komedi de izlemiştik’. Yani toplumun bunu kabullenme oranı yapımcı ve belki biraz da oyuncu için bir risk.

– Mesela bir Çetin Tekindor, o dramı daha da yücelten kişi…

– Çetin abinin şöyle bir şeyi vardır, sesi kendisinden önce gelir. O derece donanımlıdır. O komediyi de yaptı. Hem de en zor kısmı; dramanın içerisindeki komediyi verdi.

Dizilerde belirli bir rutin oturduktan sonra, yani 30 bölüm, 50 bölüm gibi… Artık senaryonun yönetmen gözün oturduğunu söyleyebilir misiniz?

– Hatta şunu söyleyebilirim 5 bölümde tam anlamıyla karakterler yönetmen gözünde oturur. Cast ve reji ekibi tarafından her şey daha hızlanıyor. Zaten dikkat ederseniz yerli dizilerin ilk 5 bölümü biraz daha yenilikçi olduğunu hissedebilirsiniz. Bir sezonluk proje olarak baktığınızda ilk bölümler nasıl bir alanda ilerlediğini net bir şekilde görebilirsiniz.

– Neden peki? İlk bölümlerin daha dikkat çekici yazılması izleyiciyi ilk bölümlerden çekmek amaçlı mı?

– Birçok faktörün yanında ilk bölümlerde seyirci toplamak ve kemik bir kitle oluşturmak çok önemli. İlk bölümde dizinizi izleyen seyircinin 2. Bölümde ne olacağını merak etmesi 3. 4. Ve 5. Bölümlerde de bu merakın ve arzunun sürekliliği artık o dizide ki karakterleri seyircinin tanıdığı ve onu kabul ettiği anlamı taşır. Bu yüzden ilk bölümler atıyorum 20. Bölümden daha titizlik gerektirir.

Tabi ki önce senaryo, sonrasında iyi bir reji ekibi çok önemli, ama önemli olan iki damardan biri de cast ekibi. Ekranda bir dizi başlayacak ve oyuncu toplama kısmına geçilecek. Böyle bir dönemde yönetmenin cast üzerindeki rolü nedir?

– Yönetmen castın %80’nına vakıf olmalı ve bu konuda söz sahibi olmalı. Bir yönetmen görsel kısımdaki becerileri dahilindedir. Gülmesi, ağlaması, tüm hareketleri yönetmenin görsel becerisi kavramındadır. Bir kanal olarak baktığınız bir projenin veya ana castın farklı yönlerine bakabilir ve uygun olup olmadığı konusunda bir ihtimal ortaya atabilir.

Sen oyuncunun ekrandaki kimliğini, görünürlüğünü ve bir dizinin tutması üzerindeki etkisini nasıl tanımlarsın?

– Bu bir ekip işi. Bu işin doğasında sempatiklik varsa, oyuncu gerçekte kim olduğuyla değil, oyuncunun o karaktere seyirciyi geçirebilmesiyle, kendisinin karakteri yaşatmasıyla karşısındakine sevdirir. Rejisel anlamda da bir yönetmenin sahne duygusuyla, çekeceği sahne planlaması eşitlenebiliyorsa, zaten o sahnenin duygusu çıkmış demektir.

Ekranda birçok dizi önce kendini bir yıldız gibi tanımlıyor, ama sonra işler yolunda gitmeyince o yıldız gökyüzünden kayıyor. Biz seyirci gözüyle sadece bu kadarını görüyoruz. Siz işin içinde biri olarak ne söylemek istersiniz? Bu toplu tüketimin nedeni nedir?

– Türk sinemasında, daha doğrusu Türk dizi sektöründe ben maalesef istenilen dakikalar mecburiyetinden dolayı birçok altı dolu hikayeyi birkaç bölümde vermek zorunda harcamak zorunda kalıyoruz. Bu sefer hikaye seyirciye doğru şekilde aktarılmıyor. Çünkü önünde bir program var ve doldurman gereken bir süre var. şöyle söyleyeyim; bizim bir sezonda çektiğimiz dakikayla, farklı bir ülkede çekilen projelerin süreleri arasında dağlar kadar fark var. Bizim bir yılda çektiğimiz diziyi onlar dört sezonda çekiyor. Ve o kadar zaman diliminde değil. Bu durumda baktığınız zaman kalitenin sınırlı derecede aranabilir olmasını düşünüyorum. Çok çok çok üstün şeyler bekleyemeyiz. Bunun yanında şu an Türk Film sektörü teknik olarak çokta kötü bir noktada değil.

– Ama kendini tekrarlayan bir noktada…

– Ama bu bir arz talep meselesi. Seyirciden gelen talep üzerine türler çoğalıyor veya tekrarlıyor.

– Farklı türlerde risk gerektirdiği için yapımcılar yanaşmıyor.

– Öyle risklerde ara ara alınıyor. Tutarsa, ama tutmadığı takdirde siliniyor, gidiyor.

Diziler son zamanda kan kaybediyor. Hatta ilerleyen günlerde kumanda düşebilir der misin?

– Yani, benim tahmin ettiğimce 2019’da tüm sinema sektörü, tüm televizyon sektörü büyük bir daralmaya gidecek ve bu noktada biraz sıkıntılar yaşayacağız diye düşünüyorum.

– Çok fazla dizi var. Bugün 5-6 ulusal kanal var ve hepsinde neredeyse her gün dizi…

– Çok fazla dizi olmasından kaynaklı değil aslında, bunu nasıl pazarlayabileceğimizle ve bu pazarlama karşısında nasıl dik durabiliriz ile alakalı bir şey. Çalışanlar arasında çok uçuksal rakam farkları var. Şöyle bir durumda var; yıllarınızı vermişsiniz bulunduğunuz yere gelmek için ve bir marka fiyatınız var. Siz etiketinizi düşürmek ister misiniz?

– Ortada işsiz kalmak varsa

– Benim fikrim; şuan bu noktada herkes böyle söyleyebilir ama o noktaya gelindiğinde onların bunu yapacağından emin değilim.

Artık kaliteli yapımların bile insanlar tarafından alkışlanmadığını görüyorum.

– Şu söyleyeceğim utandırıcı bir şey; bir sinemaya gittiğinizde veya bir Türk dizisini izlediğinizde, izleyen seyircinin bir kısmı ‘Ya bizimkiler yapamamış’ diyor. Maalesef bu gerçek! İnsanlar gördükleri şeyi eleştiriyorlar, ama bilmiyorlar ki insanlar ne şartlarda, nasıl bu projeyi, o kalitede çıkartıyorlar. İnanın, ben bir projemde 4 tane saçkıran çıkarttım. Psikolojik hasarlarını söylemiyorum bile. Bunların sebebi işime duyduğum saygı ve bu saygının yanı sıra bana bağlı olan 130 kişilik bir ekip var. Benim yapamadığım birçok şeyden bu insanlarda nasibini alıyor. Benim çekemediğim bir bölüm olduğunda o bölümün parasını alamıyorlar ve bunu 130 kişiye bağladığınız zaman üzerinizde çok büyük bir sorumluluk ortaya çıkıyor. Keşke seyircimiz de bunu düşünerek yorumlarını yapsa.

Senin için ilk 15 dakika mı daha önemlidir yoksa son 15 dakika mı?

– İlk 15 dakika hayat mücadelesinin verildiği hatta kopma noktasının yaşandığı yerdir. İlk 15 dakikayı aksiyoner olarak söylemiyorum. Gerçekten hikayenin anlatıcısının seyirciyi nasıl sokabildiğiyle alakalı bir şey.

Yeni başlayacak olan, seyirciler için de merakla beklenen ‘Baraj’ dizisinden bahsedelim biraz da… Baraj filminden uyarlama galiba?

– Yapımcıları zaten Fatih Aksoy, Med Yapım ve Türkan Şoray’ın kızı Yağmur Ünal ortaklığında yapılan bir proje. Temmuz ayında anlaştık ve bazı aksaklıklar oldu. Fatih Bey’in bu projeyi çok çok önemsediğinden dolayı tarih olarak biraz askıdayız.

Baraj filmi yanlış hatırlamıyorsam 1977 yılında çekildi. Bir dizi olarak gündeme gelmesinin nedeni sadece konunun çekiciliği mi?

– Konunun çekiciliği haricinde filmin 1977 yılında film versiyonunu izlediğimizde gönülden bir bağımız oluşuyor. Çünkü baktığınızda o tarzda anlatılan ilk ilk film formatı olduğu için ilgimizi çeken bir proje, ama şuan ki dizi versiyonuna baktığımız zaman -ilk 2 bölümü okuduğum kadarıyla konuşuyorum ve genel hikayeyi- benim hoşuma gitti.

Sence Yeşilçam’dan günümüze uyarlanması gerektiğini düşündüğün, geçmişe dönüp baktığında ekranda eksik bulduğun bir film veya dizi var mı?

– Ben Kibar Feyzo’yu yapmak isterdim. Yapılması şart. İhsan Yüce’nin bence şaheseri… Allah rahmet eylesin, keşke tanışma fırsatı bulabilseydim. İhsan Yüce’nin senaryolarına aşığım. Çöpçüler kralı, Kibar Feyzo ve birçokları, değerli bir anlatıma sahip…

– Neden Kibar Feyzo?

– Bir komedinin, komedi altında propaganda kısmında daha iyi anlatılamaz bence. Faşo ağadan, Türkiye’deki Faşizmin ne demek olduğu, bence Kibar Feyzo’dan öğrenildi. – Osman Sınav hem çok sevdiğim bir yönetmen hem de çok sevdiğim bir hocamdır. Birlikte çalışma şerefine de nail oldum. Özel hayatında 2 tane kedisi olan, bir nişanlılık hayatı sürdüren, çok evcil bir – dışarıda vakit geçirmekten çok evde bir şeyler izleyerek ve okuyarak vakit geçirmeyi severim- Yasin’im. Çok güler yüzlüyümdür, bunu gerçekten samimiyetle söylüyorum, her zaman gülümseyerek yaklaşan, her konuda anlayışlı olan bir yapım var.

YORUM ALANI

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.