Yeni Çağrı Gazetesi

İş fırsatları için hemen tıkla!

MEVSİM KIŞ

MEVSİM KIŞ
Avatar
Kurtuluş BAŞTİMAR( [email protected] )
6 Kere Okundu
22 Aralık 2018 - 17:31

Sivas’tayız. Bu şehir, Türkiye’nin birçok şehri gibi çok önemli bir yere sahip. Bağrında çok sevinçler, acılar ,ayrılıklar ve kavuşmalar sarıp sarmalamıştır. Büyük aşklar yaşanmıştır, büyük kavgalara tanık olmuştur bu muazzam şehir. Eşitlik timsalidir şehir. Çünkü bir birine zıt iki ideoloji için kavga vermiş gençler yetiştirmiştir. Dağlarına türkü yakılan şehirdir Sivas. Ve ne gariptir ki, dağlarına türkülerin yakıldığı bu şehirde türkülerin kendisi de aleve verilmiştir. O yüzden bağrı yanıktır Sivas’ın. böylesine bağrı yanık bir şehirden bağrı yanık insanların yetişmesi kadar tabi bir şey olamazdı zaten. Acılarla, özlemlerle inşa edilmiş bu şehirde derindir anlamı kelimelerin. Hüzünlü bakar insanları. Ama hüzün yakıştığından değil, doğuştan boyunlarına asılmıştır hüzün onların. Bur da dünyaya gelen çocuklar. Boyları kapıyı açacak kadar uzadığı zaman başlar yolun hikayesi. O kapının ardında kalır çocukluk. Önlerinde erken karşılamak zorunda kaldıkları büyük beklentiler ve umutlar. Öylesine çok şey beklenir ki onlardan, çocukluklarını yaşayacak kadar vakitleri yoktur.

Mevsim kış. Aylardan Aralık. Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Elmalı köyü’ndeyiz. Hava oldukça soğuk. Yerde dam boyu kar var. bembeyaz bir örtü kaplamış bu şirin köyü. Evlerin bacalarından dumanlar tütüyor, köpek havlamaları , gecenin sessizliğinde dışarda birbiri ile bağırarak konuşan gençlerin seslerine karışıyordu. Hafif esen rüzgar, evlerin önlerinde ve üzerlerinde birikmiş olan karı, alanında uzman bir heykel traş inceliği ile oyup şekillendiriyordu. İçinde bulunduğumuz ortama üç renk hakim: karın beyaz, gecenin siyah ve yanan lambaların sarı rengi. Bu renklerin anlamları da var hiç şüphesiz. Hüznün, yalnızlığın, sıkıntının ve endişenin rengidir siyah. Sarı, kendini hep ayrılıkları temsil etmeye adamıştır. Ayrılıktır onun anlamı. Anadan, yardan, çoluk çocuktan ve memleketten ayrılık. Temizliğin, iyiliğin ve istikrarın rengidir beyaz. Böylesine bir gecede, bir çocuk dünyaya geliyor. Halkı kadar fakir, halkı kadar onurlu ve halkı kadar inaçlı bir çocuk. Üç rengin içerisinde dünyaya geliyor yolculuğumuzun başkahramanı. O yürüyecek, bizler tanık olacağız. O yürüyecek, ülke tanık olacak, o yürüyecek, yollar şahit olacak. İşte başlıyor yolculuk. Gecenin siyahında dünyaya gelen bu çocuk. O gecenin renginden devraldı hüznü, yalnızlığı, kederi ve endişeyi. Evlerdeki sarı ışıktan o gece devraldı, ayrılıkları. Hem de, anadan,babadan, yardan ve ülkesinden ayrılığı. Ve kar beyazından aldı, temiz, el değmemiş ,istikarlı olmayı. Annesi ve babası yeni dünyaya gelmiş çocuklarına Muhsin adını verdiler. İlerde hep birlikte tanık olacağımız, yönetici, ihsan eden, muhabbet, dostluk ve hayır seven anlamına gelen bu isim, daha ilk doğduğu günden itibaren onun ismine yakışır bir hayat süreceğinin işaretlerini veriyordu. Büyümeliydi Muhsin, çabuçak büyümeliydi. Çünkü onu uzunca bir yolculuk bekliyor.  Elmalı köyünden gönüllere uzanan bir gönül, bir  yol var onu bekleyen. Gerçekleştirilmeyi bekleyen umutlar, barışa ve kardeşilğe dair söylenecek türküler, tutuklamalar, hücreler bekliyor.  Doğar doğmaz annesi ayaklarını okşuyor. Sanki oğlu Muhsin’nin dikenli bir yolda yürüyeceğini daha o günlerden hissetmişti.

***

Günler yerini haftalara, haftalar aylara, aylar ise yıllara bırakıyor, zaman su misali akıp geçiyordu.  Muhsin okul yaşına gelmişti. O yaşlarda okumaya büyük ilgisinin olduğunu ilk ailesi keşfetmişti. Yaşıtlarından çok farklı davranıyor, hangi işi yaparsa en iyisini yapmaya çalışıyordu. Zorluklar, imkansızlıklar doldurup çantasına, onu bekleyen ve yürünmesi bir ömür sürecek yolu yürümeye başlıyordu Muhsin. İlk adımlarını, toz ve çamurun hiç ama hiç eksik olmadığı okul yolunda atmaya başladı. Kendi olduğu köyde okul yoktu. Bu yüzden her gün altı  kilometrelik yolu yürüyordu. Bu sadece evden okula, okuldan eve yürünen sıradan bir yol olmaktan çıktı zaman içerisinde. O yol, onun kendi ile baş başa kaldığı, onu bu alemden alıp düşlediği günlere götüren bir yol haline geldi. Çünkü fakirliğin olmadığı bir ülke, işkencenin ve yasakların hüküm sürmediği, hiçbir çocuğun yırtık ayakkabılarla okula gitmediği bir ülkeye götürüyordu bu yol onu. ‘’Bir hayalim var’’ diyebilmenin ilk adımlarıydı bu yolda atılan adımlar. Barışa, kardeşliğe, inanca ve umuda dönüşüyordu her şey bu yolun sonunda. Fakirdi ve bu fakirlik ona aileden miras kalmıştı. Maddi bir fakirliğin içerisinde olmasına rağmen, içinde bulunduğu ortam ve aile büyüklerinin yaşantısı ona manevi zenginliğin en uç noktalarında dolaşma imkanı vermişti. Fakirliği görmüştü görmesine ama duyarlılığından hiç birşey kaybetmemişti.  Alışmamıştı insanları boş vermeye. ‘’Düşene bir tekmede sen vur’’ dememişti onu yetiştiren büyükleri. İnsanları ve insanlığı elinden tutup kaldırmayı düstur edinmişti kendisine. İlk okul yıllarında ailesinin desteği ve önerisi üzerine medrese eğitimi de almaya başlamıştı Muhsin. Ve onu bu dünyanın dar sınırları içerisinden koparıp, özlemini çektiği, düşlediği hayatın yemyeşil ovalarında, bembeyaz bulutların gökyüzüne asılı olduğu bir ülkede çatlatırcasına koşturduğu atlar ile tanışması bu yıllarda olmuştu. Atlardan hayatının geri kalan kısımlarında bağını hiçbir şekilde koparmayacaktı. Çünkü at sürerken, bir düşünceden bir başka düşünceye koşardı. Ve saçlarını özgürlük tarar, rüzgar umudun türküsünü söylerdi. Ata bindiği zaman, etrafındaki çitler yok olur, atın nalları ile ezilmiş, tozdan başka bir şeyin olmadığı zemin yayla yeşiline döner, hafiften bir rüzgar esmeye başlardı. Bambaşka bir aleme sürerdi atını, nallarından çıkan sesi kıtalar aşarak soydaşlarına ulaşırdı. Demir perdenin ötesinde kalmış, beklemekten nasır tutmuş yüreklere bir avuç umut olurdu  atının kişnemeleri. Altı kilometrelik yolu her gün gidip geliyor ancak kimseye en ufak bir şikayette bulunmuyordu. Sınıfa her zaman enson giren Muhsin olurdu. Ve her derse geç kalırdı o uzun yolları aşıp okula gelirken. Birgün  çok şiddetli bir yağmura yakalanmıştı. Sırtındaki çantası, üzerindeki yamalı eski ceketi, ve pantolonu sırıl sıklam olmuştu. Ayakkabıları yolda çamura bulanmış, içerisine sular dolmuştu.  Kapıyı vurup içeriye girdiğinde öğretmenin ‘’Oğlum nerde kaldın?’’ sorusuna takılmıştı Mushin. Nefes nefese kaldığı için önce birkaç derin nefes aldı. Daha sonra sırıl sıklam olmuş ceketinin kolu ile alnını ve yüzünün diğer kalan kısımlarını sildikten sonra ağzından şu cümle döküldü: ‘’Öğretmenim köyden geliyorum’’. Bunu dedikten sonra, kendinden emin yürüyüşü ile yerine geçip oturdu. Soğuk ve yağmurun etkisi ile yanakları al al olmuştu.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -
Hava durumu
-
-
-
Nem Oranı: -
Basınç: -
Rüzgar Hızı: -
Rüzgar Yönü: -

Hangi işletim sistemli telefonu kullanıyorsunuz?

Hangi işletim sistemli telefonu kullanıyorsunuz?

  • iOS (iPhone) --> 4
  • Android --> 2
Gönder
Sonuçlar

Yeni Çağrı Gazetesi © 2019 - Web Tasarım : GNS Ajans

kaçak iddaa kaçak bahis güvenilir bahis siteleri iddaa siteleri en iyi bahis siteleri illegal bahis en iyi canlı bahis siteleri casino siteleri canlı bahis siteleri ensobet üyelik bonus veren siteler