$ DOLAR → Alış: 5,45 / Satış: 5,47
€ EURO → Alış: 6,19 / Satış: 6,21

SON DAKİKA:

NARİ CUMHURİYETİ

Kurtuluş BAŞTİMAR
Kurtuluş BAŞTİMAR
  • 02.03.2019
  • 124 kez okundu

Ülkede devrim tam olarak Useyn’in istediği bir şekilde meydana gelmişti. İnsanlar uykularının en güzel vaktinde yakalanmışlardı bu kanlı devrime. Ve hiçbir itiraz ile karşılaşılmamıştı. Useyn uzun yıllar yurtdışında yaşamış, farklı diller bilen ve birtane kızı olan varlıklı bir insandı. Eğitim adı altında gittiği ülkede yıllar boyu Nari cumhuriyeti’nde gerçekleştireceği devrimin planlarını yapmış ve tam otuz yıl boyunca ülkesine geri dönmemişti. Useyn’in kızı, Fahnaz uzun boylu, simsiyah saçları olan edebiyat düşkünü bir kızdı. Saçlarını ortadan ikiye ayırılmış lüle lüleydi. Uzun saçları kıvrıla kıvrıla beline kadar uzanırdı. Uzun ve muazzam bir bütünlük oluşturan elbise ayaklarına kadar uzanır, ve bir pelerin gibi yürürdü. Yürüyüşünde bir ahenk, bir şiirsellik saklıydı. Yuvarlak bir yüzü, al yanakları ve kara kaşları bakanları büyülüyordu. Useyn, kızını herşeyin üzerinde tutuyordu. Özel hizmetkarlar, korumalar ve bankada ona özel hesaplar vermişti.

Sabahın ilk ışıkları Nari cumhuriyeti’nin üzerine doğarken, bir devir artık geride kalıyordu. Bütün şehirlerde askerler her yeri sarmış, şehir meydanlarına kocaman ekranlar ve ses sitemleri yerleştirilmişti. Ülkede yaşayanlar neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Kapıları kırılırcasına dövülüyor, emirler yağdırılıyordu. Kendilerini ‘Devrim askerleri’ olarak tanıtan eli silahlı askerler, kimsenin tek kelime etmeden şehir meydanlarına toplanmaları isteniliyordu. Uykudan yeni uyanmış bu halk, hiçbir şey anlamadan yanlarına aldıkları üç beş parça elbise ve gözlerindeki korku ve endişe ile birlikte etrafları askerler ile sarılmış bir biçimde meydanlara toplanıyorlardı. Askerlerin yüzleri mahkeme duvarından farksızdı. Tüm ülkede yaşayan yabancılar otellerinden, evlerinden zorla çıkarılmış ve meydanlara götürülüyordu. Nari cumhuriyeti’nin başkentine önceden inşa edilen Useyn’nin heykeli dikilmişti. Çok geçmeden bütün insanlar yaşadıkları şehirlerin meydanlarına toplatılmıştı.  Gece boyunca yağmur yağmış, yerini sabahı ise durmadan esen yele yerini bırakmıştı. Herkes endişeliydi. Sadece Useyn’nin  taraftarları mutluydu. Çünkü Nari cumhuriyeti kendileri içinden çıkan birisi tarafından yönetilecekti. Bütün şehirlerde aynı anda ekranlar çalıştırıldı. Herkes pür dikkat ekrana odaklanmış ve ekrana kimin çıkıp ne söyleyeceğini merak ediyorlardı. Kulaktan kulağa söylentiler olsa da herkeste bir endişe vardı.

Nuaymi, işte böyle bir günün sabahına uyanmış, ve bundan sonra konuşulmasına imkan verilemeyecek bir dilde kendisini sarhoş eden, anadilinde destanlar okuyan Dengbejleri dinliyordu. Çok geçmeden kapısı çalındı. Devrim askerleri kapıyı kırarcasına dövüyor ve kapıyı açması için emirler yağdırıyordu. Gözleri bahçesine bakan camlarda gördüğü huzura emanetken, askerlerin emirleriyle sarsıldı. Hemen kasetçaları kapattı. Ve üzerini giymeye çalıştı ancak pantolonunu ancak giyebildi. Odasından çıkıncaya kadar askerler kapıyı kırıp içeri girdiler. Beyaz başörtüsü, siyah uzun elbisesi ile annesi askerlerin karşısına dikildi:

  • Ne istiyorsunuz, kimsiniz?
  • Hazırlanın, beş dakikanız var!
  • Nereye götürüyorsunuz bizi?
  • Çok konuşma bunak kadın, hazırlan şehir meydanına

Bu esnada, Nuaymi askerlerin yanına geldi. Dolgun ve kendinden emin bir ses tonuyla:

  • Neler oluyor burda, sizde kimsiniz?

Askerlerden birisi, sırıtarak: ‘vaay, bizim meşhur şair Nuaymi bey de buradaymış ama üzerini giymeye vakti kalmamış. Baksana sadece pantolon ile karşılıyor.’ Diye ekledi. Nuaymi soğuk kanlı bir şekilde:

  • Bizi bu şekilde rahatsız etmeye hakkınız yok, çıkın dışarı.
  • Bana bak şair bozuntusu, benimle iyi geçin çünkü artık elimdesin.
  • Ne demek oluyor bu?
  • Birazdan öğrenirsin.
  • Rahat bırakın bizi, çıkın evimden.
  • Bana bak! Şu dilini savunduğun halkın şuan seni götüreceğimiz yerde. Bu iş şiir yazmaya benzemez. O yüzden canımı daha fazla sıkma da düş önüme.

Askerler Nuaymi’yi ve annesini askeri arabaya bindirip dev ekranların kurulduğu şehir meydanına doğru yola çıktılar. Askeri aracın içerisinde sadece küçük bir pencere vardı ve oradan da dışarıyı net bir biçimde görmek olanaksızdı. Annesi ile karşılıklı oturmuşlardı. Şiirler yazdığı, destanlar dinlediği, annesinin ona konuştuğu dilde annesi ile konuştu yol boyunca. Onu teselli ediyor, her şeyin iyi olacağını söylüyordu. Askeri aracın içerisi çok havasızdı. Yaşlı kadının beyaz baş örtüsü altında yılların acımasızlığına rağmen simsiyah kalmayı başarmış saçları belli oluyordu. Üzerindeki elbisesi, çökmüş bedenine yapışmıştı. Nuaymi ise ter kan içinde kalmıştı. Evden çıkarken zar zor giyebildiği gömleği vücudundan akan terler ile sırıl sıklam olmuştu. Biran sırtından ter damlacıklarının aktığını hissetti. Aklında cevaplanmayı bekleyen onlarca soru vardı: neden alınmıştı, nereye götürülüyordu, cennet gibi bir ülke de herkesin istediği  gibi yaşadığı, kimsenin düşüncelerinden dilinden dolayı yargılanmadığı, kültürlerin bir bahçede açan rengarenk çiçekler gibi yan yana var olduğu bu güzel ülkede neler olmuştu?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
AYNASI KIRILMIŞ KADINLARIN HİKAYESİ

“Boyun eğen kadınların tozlu hikayesi” Her gün yüzlerce kadın yüzü görüyoruz. Yolda, arabada, pencereden dışarı bakarken, mağaza gezerken... Siluetleri birbirine...

Kapat