$ DOLAR → Alış: 6,36 / Satış: 6,38
€ EURO → Alış: 7,43 / Satış: 7,46

SON DAKİKA:

SAHNEDE OYUNCULARA O LAFLARI SÖYLETEN KİMDİR DİYE HEP MERAK ETTİM. BİR BAKTIM Kİ ZAMANLA O KİŞİ BEN OLMUŞUM.

Yıllarca yazdığı dizilerin karakterini anlatarak, o karakterlerin yaptıklarına gülerek ve onca yıl geçmesine rağmen hala geçmişe dönüp tekrarlarını izleyerek anımsadığımız ‘Mahallenin Muhtarları’, ‘Perihan Abla’ gibi dizlerin yazarı olan Kandemir Konduk ile çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Filmlerine, yazdığı oyunlara çok güldük. Her zaman kaleminin gücüne hayran kaldık, sahnede oyuncuları izlerken onun gibi, ‘Oyunculara bu sözleri söyleten kim?’ diye merak ettik ve çoğu zaman aynı ismi duyduk ‘Kandemir Konduk’. Her sektörün kendine göre bir idolü, bir duayeni vardır. Zaman geçer, yapılan işler geçmişte kalır ama hiç unutulmazlar, kitapları başucumuzda durur, filmleri arşivlenir ve defalarca izlenir. İşte benim için ve benim gibi birçok insan için, senaryo yazarlığı, oyun yazarlığı ve kitap yazarlığı konusunda, bütün bir yazarlık konusunda, o kişi Kandemir Konduk. Kalemi elinden hiç bırakmadan geçen uzun yılların, nasıl akıp gittiğini üstadın kendisinden okuyalım.

Gizem YILDIZ
Gizem YILDIZ
  • 21.04.2018
  • 889 kez okundu

  1. Merhaba Kandemir Bey, yazarlık hayatınız nasıl başladı?
  • Hep derler ya ‘Küçük yaşta aldım sazı elime’ diye. Bizimki de o hesap. Ben de küçük yaşta başladım, yazmaya heveslenmeye. Tabi Türkiye’de herkes genelde şiirle başlar. Şiir en kolay yazı türü zannedilir ama edebiyatın en en en zor türüdür. Şiirler yazdım, öyküler yazdım, o şekilde yazmaya başladım.
  • Sonra senaryo yazarlığı başladı.
  • Yok. Ben aslında tiyatro yazarıyım. Sonradan senaryoya geçtik. Şöyle söyleyeyim; ben çeşitli dergilerde küçük küçük mizahi yazılarım filan çıkıyordu. Sonunda tiyatro yazarlığına karar verdim. Çünkü ben bir tiyatro delisiyim ve genç yaşlardan itibaren sürekli tiyatroya giderdim. Haftada iki, üç oyun izlediğim çok olurdu. Bunu da her yerde söylüyorum, özellikle gençlere. Haftada iki, üç oyun izliyorum derken, İstanbul’da o zaman otuz üç tane tiyatro vardı. Bunlar şehir tiyatroları, o zamanlar devlet tiyatrosu yoktu. Bu otuz üç tiyatro, Pazartesi hariç haftanın her günü oyun oynardı. Ayrıca Cumartesi, Pazar da matina yaparlardı. Bugün haftada iki oyun oynayan tiyatrolara çok başarılı gözüyle bakılıyor. O zamanlar sekiz, dokuz oyun oynamış olurlardı, matinalarla beraber ve de o zaman İstanbul’un nüfusu iki buçuk milyondu. Böyle de bir ters orantı var. Ben de o tiyatrodan bu tiyatroya, iyi kötü ayırt etmeden hepsini gezip, oyunları izlerdim ve sahnedeki oyunculara bakarken de hep bir tek arkadaki görünmeyen ismi merak ederdim. O görünmeyen kim? Bu oyunculara bütün bu lafları söyleten, o telefonu çaldıran, kapıdan içeri adamı sokan, o garip durumları yaptıran, tüm bunları kafasında kuran kişi kimdir diye? Zamanla baktım ki, o adamın kim olduğunu düşüne düşüne o adam ben oldum (Gülerek).
  1. Daha çok mizah yazarı olarak tanınıyorsunuz. Komedi yazarlığını sevmenizin güçlü bir nedeni, kaleminizin komediye mi yatkın olmasından yoksa yarattığınız mizah karakterlerinin hayatınızın içinden olmasından mı kaynaklı?
  • Ben küçükken çok zayıftım. İnanılmaz zayıf bir çocuktum. Mahallede futbol oynarken, beni takıma almazlardı. Bir top gelse uçup gideceğim (Gülerek). O zamanlar ben de bir kenarda eziklik hissedip, onları izlerken onların komik taraflarını görmeye başladım. İçimde hınç var ya, bir şekilde yansıyor tabi. Biri paytak paytak yürüyor, kaleci kalede dururken devamlı burnunu karıştırıyor, diğeri topun peşinde koşarken devamlı düşüyor, öbürü ciyak ciyak bağırıyor ‘Pas verin! Pas verin!’ diye. Önce onların gülünçlüklerini yakalayıp, sonra da onların taklitlerini yapardım. Büyüdükten sonra bizi üzen, bizi çocukluktaki gibi hınçlandıran, hırslandıran, üzen etkenler nelerse bu sefer onlarla dalga geçmeye başladım. Bunlar da çoğu zaman yönetimdekiler oldu, çoğu zaman bizi idare edenler oldu, bizim gülmemizi, güzel bir oyunun içinde rol almamızı engelleyenler oldu.
  1. Hem kitap yazarlığı, hem televizyon, hem sinema hem de tiyatro oyunu yazarlığı yaparak ülkemize birçok eser bıraktınız. Sizin için yeri ayrı olan yazarlık türü ya da daha çok severek yaptığınız yazarlık türü hangisi oldu?
  • Tiyatroyu her zaman çok daha fazla sevdim. Tiyatro yazarken, düşündüğüm kişileri sahnede izlemek, sahnede yer aldığını görmek beni daha çok mutlu etti. Bir yazarın en bağımsız olduğu yer kitabıdır. Kitapta çok özgünsünüz, kendinize ait, günahı sevabı size ait ama televizyon da ya da sinema da çok farklı etmenler devreye giriyor. Örneğin yönetmen etkisiyle sizin yazdığınız biçim değiştirebiliyor, oyuncuların yeteneğiyle bağlantılı, ışık, müzik, bir sürü etmenler… Sizden kopup götürüyor ürettiğiniz eseri. Tiyatroda bu daha az, tiyatroda da yönetmen var ama orada canlı canlı sizin yazdıklarınız oynanınca daha bir farklı oluyor. Mesela kitapta onu göremiyorsunuz. Kitapta kim okurken neler düşünüyor siz onları bilemiyorsunuz. Tiyatroda karşılıklı, canlı olarak izliyorsunuz, o çok anlamlı geliyor bana. Bu sebepten tiyatroyu daha çok seviyorum.
  1. Senaryo yazarlığı, yazdığı her karakterin duygularını yansıtmaktır. Senaryo yazarken zorlandığınız ya da çok severek yazdığınız karakterler hangisi oldu?
  • Çok severek yazdıklarım oldu, çok zorlandığımı da yazmadım herhalde (Gülerek). Perihan Abla dizisi vardı bir zamanlar, onu çok severek yazmıştım. Böyle bir anaç, sevecen, yardımsever bir kadın tiplemesiydi. En çok sevdiğim tip oydu.
  1. Türk televizyon tarihinde yeri asla unutulmayan Mahallenin Muhtarları ve Perihan Abla gibi ismi başta gelen diziler yazdınız. Şimdilerde başlamasıyla bitmesi bir olan ve akılda da fazla kalmayan yapımlar yer alıyor. Sizce eskilere oranla şimdiki dizilerin bu kadar çabuk harcanmasının nedeni nedir?
  • Türkiye’de televizyon adına henüz, kelimenin tam anlamıyla bir sektör oluşmaması. Kıyasıya bir rekabet, kapitalizm sistemin getirdiği inanılmaz bir savaş ve bu yüzden kısa sürmüş, uzun sürmüş veya duygusal bakanları, seyircinin sevip sevmemesini hesaba katmadan, tamamen maddesel bir çıkar uğruna, bir savaşım uğruna harcanıyor diziler ve emekler. Çünkü iki buçuk saat süren dizilerle bir savaşa girmek çok anlamsız geliyor bana. Karşınızdaki de iki buçuk saat bir dizi yapıyor, orada da onlarca kişi çalışıyor, emek veriyor. Yazarlar perişan, oyuncu perişan, teknik ekip perişan, tabi bunları izlemek zorunda kalan seyirci perperişan. Gece yarılarına kadar, reklamlarla dört saat izliyorlar. Bu durumda reyting oynadığı zaman, hadi (Uzatarak) yeniden bir yatırım, yeni ilişkiler, yeni diziler meydana geliyor. Sektör maddesele bağlandı.
  1. Televizyonu besleyen en önemli damar sizce nedir?
  • Reklam.
  1. Televizyonla aranız nasıldır? Ekran başında vakit geçirir misiniz?
  • Ekran başında vakit geçiriyorum ama ancak geç saatlerde.
  • Dizi mi? Film mi? Program mı?
  • Hayır, hayır. Şuan Türkiye’nin ihtiyacı olan şey diziler, programlar değil. Ne yazık ki öyle empoze edildi, halka bu benimsetildi ama televizyon odaklı Türkiye’nin ihtiyacı olan asıl tartışma programları, Türkiye’nin gerçeğini vurgulayan programlar. Ne yazık ki! Dizilerin egomanyası yüzünden, diziler bittikten sonra, gece yarılarından sonra halkın sorunlarını ilgilendiren, çok değerli insanların konuştukları, tartıştıkları konulara yer veriliyor. Dolayısıyla da, dizilerden kafası şişen, uykusu gelen insanlar da pek fazla izlemiyor. Dizi olarak Güney Amerika dizilerini takip ediyorum (Gülerek). Ondan dolayı çok muyluyum, çünkü onların hepsi Türk televizyonlarında yer aldığı için Güney Amerika, Kore dizilerini severek izliyorum. Onlar bizim televizyonlarımızın demirbaşı oldular. Türk yazarların yazdıkları kendi projelerini bir kenara atıp, formatlardan yararlanmayı seçti sermaye. Bugün futbol takımlarının 4/3’ü yabancılardan oluştuğu gibi, Türk televizyonlarındaki dizilerin de 4/3’ü yabancılardan araklama, adapte adı altında yapılan çalışmalara yer veriliyor ve yerli dizi diye bunlar halka yutturuluyor.
  1. İyi bir senaryonun yazılması için sizce en temel şartlar nedir?
  • İyi bir senarist (Gülerek).
  1. Sizce yazarlıktaki en önemli temel eğitim mi yoksa yetenek mi?
  • Kesinlikle yetenek. Eğitim elbette tamamlayıcı bir unsur ama yeteneğin yoksa istediğin kadar eğitimli ol. Yazma yeteneğin yok onu ne yapacağız? Eğitim, yeteneğin üstüne artı getirir ama olmayan bir şeyi var edemez. Çok eğitimli birisi ama hiç yazma yeteneği yok, yazar olamaz. Çok yetenekli ama eğitimi yok, o eğitilebilir, çok iyi bir yazar olabilir.
  1. Senaryo yazarlığını ve kitap yazarlığını ikiye ayırdığımız zaman aralarındaki kurgu ve çatışma farkı nelerdir? Senaryo yazarlığını ve kitap yazarlığını kesin bir çizgiyle ayıran çizgi nedir?
  • Kitapta son derece özgürce yazar, yazdıklarını okuyucu hayal edip gözünün önüne getirebilir, oradaki karakterleri, olay örgüsünü gözünde canlandırabilir. Oysa senaryoda ekranda canlanıyor tüm bunlar.
  1. Şuan tiyatro sahnelerinde oynanan ‘Artiz Mektebi’ oyununu geçmiş yıllarda Müjdat Gezen ile yazıp yönetmiştiniz. Şimdi yeni versiyonuyla tekrar sahnelerde. Bu oyunu tekrardan sahnelere taşıma fikri nasıl doğdu?
  • Bu tamamen Müjdat’ın fikriydi. Şu anda bizim eğitim sistemimizin ne kadar değişken olduğunu, ne kadar dalgalanma içinde olduğunu, yanlışlarla dolu olduğunu düşünerek, bunu karikatürize etmek, bununla mizahi bir yaklaşım sağlamak için yeniden yapalım dedik. Oyun okulda geçiyor, okuldaki eğitim sistemi ve öğrenci hayatıyla ilgili olduğu için.
  1. Aslında hepimizin kendi hayatımızın senaristiyiz. Kaderinizin kalemini sizin elinize verselerdi, yine yazar olmak ister miydiniz?
  • Kesinlikle isterdim ama belki de başka bir ülkede (Gülerek).
  1. Yazarlık hayatınızda kesin çizgileriniz, asla vazgeçilmezleriniz var mıdır?
  • Her şeyin mizahı yapılır derler ama ben dinsel konularda ve kişilerin özel yaşamlarının aşağılanması, didiklenmesi gibi konularda mizah yapılmasından yana hiçbir zaman olmadım. Hiçbir zaman da yapmadım, yapmam. Ayrıca çocukları çok önemsiyorum. Benim çocuğum yok ama bütün çocuklar benim diye bakıyorum ve diyorum Ki, çocukları genel doğrudan uzaklaştıracak, yanlışa yönlendirecek üretimlerde (Yazmak açısından) bulunmamak gerekir.
  1. Bana geçmişe dönüp baktığınızda hala yüzünüzü güldüren bir anınızı anlatır mısınız?
  • Benim bir düşüncem vardı; bütün mizah yazar ve çizerlerini bir araya toplayıp, daha güçlü olarak üretimde bulunmak ve bunu duyanlar Türkiye’de yapılamaz diye dalga geçiyorlardı. ‘Senin ayağın yere basmıyor, sen çok Avrupai düşünüyorsun, Türkiye’de böyle bir şey olmaz’ diyorlardı. Bir gün Müjdat’la köprüden karşıya geçiyorduk. Yolda bana dedi ki ‘Sen bir şeylerden bahsediyormuşsun, nedir bu?’ ben de anlattım. Mecidiyeköy’e geçecektik, birden Beşiktaş’a saptı araba. Noter’in önünde durdu ‘Niye buraya geldik’ dedim, ‘Hadi yürü’ dedi. Ortaklık anlaşması imzaladık noterde. ‘Hadi ortak, birlikte yapıyoruz bu fikri’ dedi ve ondan sonra Güldür Güldür Üretim Merkezi’ni kurduk. Dediğim gibi bütün mizah yazar ve çizerlerini bir araya toplayıp, gazetelere sayfalar yaptık, oyunlar yaptık.
  • Kaç yıl sürdü bu?
  • Beş yıl. O zaman bu olaya o kadar çok şaşırdım ki, hem güldüm hem mutlu oldum. Bir anda oldu her şey, Müjdat’ın da öyle bir tarafı vardır. Hatırladıkça çok gülerim. Zaten onunla otuz beş senelik bir dostluğumuz var ve en sevdiğim, en güvendiğim, en çok da güldüğüm arkadaşımdır.
  1. Yazmadığınız zamanlarda hayata kısa bir mola vermek için, kendinizi mutlu edecek neler yaparsınız?
  • Eskiden balık tutmaya giderdim, şimdi balık kalmadı (Gülerek). Bazen eşimle Bodrum’a gidiyoruz, dinleniyoruz. Uzun tatiller yapamıyoruz artık, kısa kısa dinleniyoruz.
  1. Tiyatro sahnelerinin hak ettiği yerde olduğunu düşünüyor musunuz? Geçmiş yıllara baktığımız zaman ile şimdilere baktığımızda tiyatroya ve sanatçıya verilen önem azaldı mı?
  • Tiyatro Türkiye’de hiçbir zaman, hele son dönemde hak ettiği yeri bulamadı. Özellikle son dönemde ‘Keşke bütün perdeler kapansa da rahat etsek’ denilen bir döneme girdi. Tiyatronun milattan önce, antik yunana dayanan bir tarihi var. Bu kadar uzun, kökenli olan bir sanat dalını Türkiye’de yeterince yaşatamıyoruz.
  1. Sahne Tozu tiyatrosunda önemli isimlerle birlikte eğitim veriyorsunuz. Buradaki eğitiminizden biraz bahseder misiniz?
  • Geçen sene Sahne Tozu’nda senaryo yazarlığı dersine giriyordum. Bu yıl oyunculuk bölümüne çok rehavet var fakat yazarlık bölümüne yeterince katılım olmadığı için bölümü açamadık. Önümüzdeki yıl inşallah diyelim.
  1. Yetiştirdiğiniz öğrencilerin mesleki kariyerlerini de takip eder misiniz?
  • Başarılarını duydukça çok mutlu oluyorum.
  1. Yeni dizi projelerinin içinde sizi göremiyoruz. İleride dizi veya bir film yazmayı düşünüyor musunuz?
  • Film yazmayı düşünüyorum. Film senaryom da var ayrıca hem de iki tane ama dizi yazmayı düşünmüyorum. Dizi, senaryo olarak benim için kapandı ama hikayelerim var. Hikayelerimi veririm.
  1. Genç yeteneklere, sektörün içine girmeye hazırlananlara ne söylemek istersiniz?
  • Girmeyin (Gülerek).  Girmeyin, çıkamazsınız (Gülerek).
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Yırtık Gömlek

Uzunca koridorda yürürken endişeliydi. Nice zamandır efendisinin kendisinde gönlü olduğunu biliyor ve kaçabildiği kadar kaçıyordu. Ancak daha nereye kadar kaçabilecekti?...

Kapat