$ DOLAR → Alış: 5,47 / Satış: 5,50
€ EURO → Alış: 6,15 / Satış: 6,18

SON DAKİKA:

SINIRLARIN ÖTESİNDEKİ ÜLKE

Kurtuluş BAŞTİMAR
Kurtuluş BAŞTİMAR
  • 27.10.2018
  • 127 kez okundu

Sınırın öte yanında hayatımızın değişeceği, hayatımızın artık bundan sonrasının geçeceği yere gelmiştik: Türkiye. Çok az şey duymuştum bu ülkenin insanlarına dair. Bunlar arasında hatırladığım bir tek şey vardı o da bu insanların tarih boyunca çok devlet kurdukları ve çok baş kaldırdıkları. Ben, başkaldıran insanları hep sevmişimdir. Yoksulluğun türküsündeki ses onlarındır çünkü. Bastırılmış seslerin farklı dillerdeki çığlıklarıdır onlar. Ve onlar ki, özgürlüklerin temsilcileriydi. Çek defterlerinin arasına sığmayan özgürlüklerin. Uçsuz bucaksız kahverengi toprakların üzerinde öbek öbek gölgeler dolaşıyordu. Gökyüzünde asılı duran, geçmşte bizim bilmediğimiz bir dönemde yaşamış insanların sineleri kadar ak bulutların gölgeleriydi bunlar.
Sınırdan birbirimizi ezercesine koşarak geciyorduk. Ayaklarımızdan ayakkabılarımız, terliklerimiz cıkıyor, yurdumuzu terk ederken yanımıza aldığımız üç beş eşyada karmaşada ezilip gidiyordu. Kaçıyorduk. Sanki arkamızda düşman ordusu vardı ve yaşamamız biran önce Türkiye sınırına ulaşmamıza bağlıydı. Arkamızda ülkemizi işgal eden bir ordu yoktu aslında. Ama sessizliğimizin, başkaldıramamızın kısacası kendimiz olamayışımızdan beslenmiş bir düşman vardı: Savaş. Ibrahim amcanın mahallelilerle yaptığı konuşma geliyor aklıma. Amerika’nın getirdiği demokrasiler hep kanlı olur demişti. Yoksa peşimize düşen ve bizi yurdumuzdan eden onların getirmek istediği demokrasi miydi?
Sınırı aşar aşmaz gördüğüm manzara çok farklı değildi; Kavrulmuş topraklar, tozu dumana katarak esen rüzgar ve itişerek birbirini ezmeye çalışan insanlar. Bizi yönlendirdikleri yere doğru ilerlerken, etrafımdaki herkesin gözlerinde korkuyla karışık bir heyecan vardı. Herkes nereye götürüldüğünü bilmeden, etrafı, ancak küçük yaştaki bir çocukta bulunabilecek bir merkla izliyorlardı. Arapça bilen birisi bize rehberlik ediyor ve sürekli ermirler yağdırarak tek sıra helinde ilerlememizi söylüyordu. Cok zor bir yürüyüştü bu . sadece benim için değil, o gün mülteci olarak bu topraklara gelmiş herkes için çok zor bir yürüyüştü. Sıcaktı. Terliyorduk ve elbiselerimiz bedenlerimize yapışmıştı. Hepimizin yüzünden ter boncuk boncuk akıyordu. Esen rüzgar ile birlikte toprak ağzımıza, kulaklarımıza kadar doluyor ve dudaklarımız catlıyordu. Sınırı geçtiğimizde su dağıtmışlardı ancak bu susuzluğumuzu gidermeye yetmemişti. Çok susamıştık çünkü. Tıpkı ardımızda bıraktığımız ülkemizin temel hak ve hürriyetlere susadığı gibi.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Tunceli şehitleri son yolculuklarına uğurlandı

Kapat