$ DOLAR → Alış: 5,46 / Satış: 5,48
€ EURO → Alış: 6,16 / Satış: 6,18

SON DAKİKA:

TÜRKÇE KONUŞ ÇOK KONUŞ

Kurtuluş BAŞTİMAR
Kurtuluş BAŞTİMAR
  • 10.11.2018
  • 63 kez okundu

Usulca  sokuldu yanına. Ellerini elinin üzerine koyarak yasladı başını omzuna. Gözleri evinizin duvarında bir noktaya dikti. Ama öyle bir inançla dikmişti ki gözlerini; bakışları önce duvara kondu. Ordan bir pencere açıp, süzülüverdi bambaşka diyarlara. Gözlerini ayırmadan dudaklarından fısıltı halinde bir kaç kelime döküldü. Anlamaya çalışmıştın ilk başlarda. Ama sonra sımsıkı sarılmıştın ona. Öyle bir sarılmaydı ki bu, tüm ayrılıkları kovacak kadar cesur ve içten. Başı omzunda olan eşinin bakışları yol olup uzanmıştı evinizden. Mutluluğun deli taylar misali koştuğu duvarlarda bir pencere açılmıştı. Başı omzunda, gözlerini mutlak bir inanç ile dikmiş konuşuyor. Yolculuklar görüyor, denizler aşıyor, yollar yürüyordu. Huzuru arıyordu, insan yerine konmayı, düşüncelerinden dolayı yargılanmamayı, eşit yaşamayı arıyordu gözleri duvardaki yepyeni dünyalara açılan bu pencereden. Çok şey mi istemişti? Bedel ödemek mi gerekirdi doğduğu bu ülkede inandığı gibi yaşamak için? Açılan pencereden gördüğü dünyaya bakarken, zaman zaman dehşete kapılıyordu zorlukları hissedince. Ancak kocasının kendisini sımsıkı sarmaladığını hissediyor ve bu onu çok rahatlatıyordu. Sen artık bundan sonra neler olacağını, hangi geçim sıkıntısı nerede pusu kurmuş seni bekliyor bunları düşünüyordun  sana fikren ve bedenen teslim olmuş bir kadının başı göğsünde iken. Tam o esnada çocukların girmişti içeriye. Hiçbirşeyden habersiz, elinde tuttukları oyuncaklar ile oynayan  ve mutlu olan çocukların. Işten atıldığın zaman ardından söylenen ve seni yaralayan kelimeler birer ok gibi, kurşun gibi, şarapnel parçaları gibi gelip saplanıyordu yüreğine. Saplandıkça ağırlaşıyordu yürekteki umut, donuk kalıyordu gülümsemelerin. Çocuklarının yüreğinde ki mahsumiyeti hissetmiştin. Ardından bu kelimeleri eden insanlarda bir nebze dahi olsa kalmamışmıydı esintisi bu mahsumiyetin? Biz büyüdükçe yaşlandı mı içimizdeki bizi biz yapan, bizi insan yapan duygularımız?  Hayatın hangi semtinde yitirdik insana olan saygımızı?

Eşini teselli etmiştin o gece uzun uzun. Onun korktuğu filan yoktu ancak yine de endişeleniyordu. Sen daha sonra uyuyacağını söyleyip oturma odasında kalmıştın. Televizyonu açıp haberleri izlemeye koyulmuştun. Uyku girmiyordu gözüne. Haberler dehşet vericiydi. Haber bültenleri söz birliği etmişçesine hep bir ağızdan aynı şeylerden bahsediyorlardı: Tüm yurtta sıkı yönetim ilan edilmişti. Bu kelimeyi ilk kez duyuyordun. Ve o kelimenin hayatını değiştirecek, hayatını zindana çavirecek cümle olacağını nerden bilecektin?

Her ihtilalin ardından ilk düşünceler yargılanır, ilk umutlar feshedilir ve yasaklanır özürlüğün sokağa çıkması ikinci bir emre kadar. Öyle de olmuştu. Sokağa çıkma yasağı özgürlüklerine uygulanmıştı, her ne kadar resmi olarak ilan edilmese de. Umutlarına darbe inmişti, bu umutlar ihtilal yapmaya dair değildi şüphesiz. Demokratik, tam bağımsız bir ülke de inandığın gibi yaşayabilmeye dair umutlardı. Ve yargılanacaktı düşüncelerin. Ama bu ilk defa olan birşey değildi. Kürtçe konuşmaları yasaklanmıştı insanların. Analar, evden yolcu ederken çocuklarını sıkı sıkı tembihlerlerdi: ‘ Sakın okulda Kürtçe konuşma’ diye. Analar, ahh o iffet abidesi, direnişin, onurun sembolü analar. Oğullarını görüş gününde ziyaret edip tek kelime konuşamadan, binbir zorlukla aşıp geldikleri yolu geri dönen analar. Oğlunu gördüğü tel örgülerin üzerinde dört kelime yazılı : ‘Türkçe konuş çok konuş’ bir dil, bir düşünce kısacası bir kimlik yasaklanmıştı, yok sayılmıştı ötekileştirilmişti. Namazını kılan, orucunu tutan insanlar da yaşamamış mıydı benzer sıkıntıları? Göğüslerinde taşıdıkları üniversite heyecanı, gözlerinde ışıl ışıl okuma aşkı yanan başörtülü bacılarımız yıllar yılı kampüsleri taşları yasaklarla örülü duvarlar arkasından izlememişler miydi? Yetsin artık arkadaş! Ben her Dengbej’leri dinlediğim vakit, her stran okuyan kürt gençleri gördüğüm zaman, başı kapalı edebiyle yürüyen bacılar gördüğüm zaman, bir ümit yeşerir yüreğimde. Bir tohum düşer kalbime. Tohum filizlenir, yemyeşil bir ağaç olur. Ağacın dalları uzanır dört bir tarafına üzerinde yaşadığımız coğrafyanın. O ağacın altında her kürt, her türk , her dindar, ateist, komunist, solcu, sağcı kısacası tüm halkımıza yetecek kadar gölgelik var. O ağacın dallarında hepimize yetecek kadar meyve var. O ağacın altında Kürtçe, lazca, ermenice, lazca, suryanice her dili bir çiçek misali görürüm. Rengarenk çiçekler gibi ülkemizin zenginliği olan diller. Sahiplendiğimiz farklı hayat görüşleri yasaklanmasa, hiçbir düşüncenin adı geçmese mahkeme tutanaklarında. Koşsa deli taylar gibi özgürlükler Bizi bir arada tutan ağacın gölgesinde bir uçtan bir uca. Dallarına barış güvercinlerini kondursak. Ağacın doğusunda ki çocuk ile batısındaki aynı yemeği yese, yazları aynı tatili yapsalar. Biri havuza girerken, diğeri otuz derece sıcağın altında davar gütmese.  Yürümese okula gitmek için dokuz kilometrelik yolu, ayakları çamura batmadan, ıslanmadan yağan yağmurda ve yakalanmadan sıtmaya. Hala doğum yapacak kadınlar at kızaklarıyla çekilmeseler, doğmadan ölmese çocuklar o kızaklarda. Gençliğinin en güzel yıllarını karton toplayarak geçirmese çocuklarımız kimsesiz sokaklarda. Cebinde beş parası olmadan da sevebilse delikanlılar genç kızları. Yani maddiyat, gelecek korkusu, maaş ve araba karşısında kaybeden hep tertemiz bir yürek ve o yürekteki sevdalar olmasa artık arkadaş. Hangi ara bu kadar düşman olduk birbirimize. Hangi ara bir ekmeyi bölüşemeyecek kadar güçsüzleştik.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Göztepe Erzurum’dan puansız döndü

Kapat