Türk düşünce hayatında, fikirleri ve eserleriyle derin izler bırakan şair, yazar ve mütefekkir Necip Fazıl Kısakürek'in vefatının üzerinden 41 yıl geçti.

Düzenli, edebiyat dünyasında daha çok şiirleriyle tanınan ve "Sultanu'ş Şuara" (Şairler Sultanı) unvanı verilen Kısakürek'in öne çıkan özelliklerini anlattı.

Necip Fazıl Kısakürek'in hayatının her saniyesini "varlık idraki ve mükellefiyeti" ile doldurduğunu belirten Düzenli, usta edebiyatçıyı hakkıyla yad etmenin her alanda liyakat ve ehliyet ölçülerini kuşanacak bir neslin doğmasına vesile olacağını söyledi.

Yazar Düzenli, Kısakürek'in ilk şiirinden son şiirine kadar "varlık sancısı" temasını işlediğine dikkati çekerek, "Bu mısralar ortada dururken, Üstad'ın hayatını kimi eleştirmenlerin 'İslam'dan önceki ve sonraki hayatı' şeklinde bir abes ayrıma tabi tutmaları, onun hayatını ve fikriyatını bir bütün olarak kavrayamamalarındandır." değerlendirmesinde bulundu.

"Her cümlesi sizi bir büyük muhasebeye, varlık idrakine götürür"

Yahya Düzenli, Abdülhakim Arvasi ile tanışmasının Necip Fazıl'da çocukluk yıllarından beri var olan varlık ve varoluş sancısını bir idrake dönüştürdüğünü vurgulayarak, şu bilgileri verdi

"Hesaplaşma önemli bir hususiyetidir. Birbiriyle iç içe olarak öncelikle kendi iç muhasebesi, sonra cemiyet muhasebesi, sonra da bir tefekkür adamı misyonuyla Doğu-Batı muhasebesi, eserlerinin bütününde görülür. O, herkesin kabuğuna çekildiği, izbelerde bile İslam'ın hiçbir şekilde terennümüne tahammül edilmediği, etmeye cesaret edenlerin takip edildiği, zindanlara atıldığı bir 'küfür devri'nde 'Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!' diye haykıran ve bu haykırışı bir dünya görüşü haline getiren mihrak şahsiyettir. Yine kendi deyimiyle 'Küfürden buzdağını, titreyen nefesiyle eritme'nin haysiyetini taşımış bir cesaret ve celadet abidesidir. Tanzimatla başlayıp Meşrutiyetle devam eden ve Cumhuriyetle en dehşetli dönemini yaşayan Batıya kapılma, tarih düşmanlığı, hafızamızı yok etme ve köklerimizi kurutma cinnetine karşı tek başına mücadele vermiş muazzam bir şahsiyettir Üstad."

Necip Fazıl Kısakürek'in ömrü boyunca bir dava şuuruyla hareket ettiğinin altını çizen Düzenli, onun davasının taşıyıcısı olarak gençleri gördüğünü ve gençlerin de bu davayı sürdürmek için muhtaç oldukları enerjinin Kısakürek'in eserlerinde mevcut olduğunu dile getirdi.

"Sakin kent" Uzundere, doğa sporu imkanlarıyla adrenalin tutkunlarını bekliyor "Sakin kent" Uzundere, doğa sporu imkanlarıyla adrenalin tutkunlarını bekliyor

Düzenli, Kısakürek'in eserlerinin tamamına yayılmış ontolojik fikir örgüsünün sadece yaşadığı zaman dilimini değil, geleceği de kuşatıcı dokuya sahip olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

"Üstad, kahramanları 'ölmeden ölenler' ve 'ölüp de ölmeyenler' olarak iki gruba ayırmıştı. Aslında onun hayatını önümüze alarak baktığımızda, kendisi de bu iki kavramın tam merkezinde yaşamış ve halen de eserleriyle yaşamaktadır. Gençliğin, kaotik bir bilgi ve düşünce ortamında istikametini tayin edemediği, yanlış kulvarlara sokulduğu bir zamanda, Üstad'ın bütün eserleri bir kutup yıldızı gibi yön bulmanın projektörü niteliğindedir. Onun eserleri, sadece günümüze değil, gelecek zamanlara hitap eden, geleceğin ipuçlarını bünyesinde barındıran bir zamanüstülüğe sahiptir. Üstadın hangi cümlesinden yola çıkarsanız çıkın, o cümle sizi bir büyük muhasebeye, varlık idrakine götürür. Kendisi, sağlığında gençliğin fikri gıda ihtiyacını görmüş ve 'Ey genç adam yolumu adım adım bilirsin. Erken gel, beni evde bulamayabilirsin' mısralarıyla da teklif ve ihtar etmiştir. Çok şükür ki bugün bütün eserleri Büyük Doğu Yayınlarınca tam ve tekmil olarak ortadadır."

"Ayasofya Hitabesi, manifesto niteliğinde müthiş bir konuşmadır"

Necip Fazıl Kısakürek'ten beslenen nesillere fidelik yapacak kültür ve eğitim iklimini hasretle beklediğini aktaran Düzenli, Kısakürek'in muhayyilesindeki medeniyet tasavvurunu İdeolocya Örgüsü adlı eserinde bütün açıklığıyla ortaya koyduğunu vurguladı.

Düzenli, Kısakürek'in "Bu devirde eline kalem almak cesaretini gösteren her insan, yapacağı en beylik teşbih ve kullanacağı en ucuz nükteyi bile, herkesçe malum bir dünya görüşünün ölçülerine dayamak zorundadır." cümlesine atıfta bulunarak, inandığı davayı taşıma ve temsil etme endişesinin çok yüksek olduğunu kaydetti.

Kısakürek'in 29 Aralık 1965'te Milli Türk Talebe Birliğinde kalabalık bir genç topluluğuna hitaben Ayasofya Hitabesi yaptığını söyleyen Düzenli, sözlerine şöyle devam etti:

"Bu konuşma Ayasofya vesilesiyle adeta tarihi bir hesaplaşma, bir tarih muhasebesi olarak manifesto niteliğinde müthiş bir konuşmadır. Üstad'ın sadece bu hitabesi bile tarih şuuru ve muhasebesinin kıymet hükümleridir. Üstad sadece heyecanları yükselten değil, basiret ve ferasetiyle Ayasofya'nın mutlaka açılacağına dair şartların da müjdesini vermektedir. Bu hitabe varlığımızı canhıraş bir şekilde idrak ettirici bir haykırıştır. Her kelimesi, her cümlesi birer kitap hacminde bir külliyattır. Bugün 59 yıl sonra bu hitabeye baktığımızda Ayasofya'nın ruh, mana ve maddesinin Fatih Sultan Mehmet'le birlikte ne ifade ettiğine dair başka bir ontolojik metin bulabilmek mümkün değildir. Ayasofya üzerinden bir tarih ve medeniyet muhasebesi ortaya konulmuştur. İnanıyorum ki Üstad'ın bu hitabesinden yağan hikmet ve rahmet, Ayasofya'nın yeniden açılışına sebep olmuştur. İnşallah bundan sonra da bu rahmetle birlikte iman, dil, tarih, irfan, idrak seli başlar diye ümit ediyoruz."

Düzenli, Kısakürek'in eserlerinin bugünkü nesiller için pusula ve yol haritası hükmünde olduğunun altını çizerek, düşüncelerinin idrak edilmesinin önemine değindi.

Kaynak: AA