Hastalıklar insanı zayıflatmaz; insanların kurduğu duvarlar zayıflatır.
1 Aralık Dünya AIDS Günü, işte tam bu duvarları yıkmak için var. Yıllardır HIV denince akla hastalıktan çok, korku ve önyargı geliyor. Oysa HIV, ne bir damga, ne bir kader, ne de toplumdan dışlanma gerekçesidir. Bugün tedaviyle kontrol altına alınabilen, insanların uzun yıllar sağlıklı yaşayabildiği bir durumdan bahsediyoruz.
Ama mesele tıbbi değil artık…
Mesele, görülmeyen yaraları görmek, konuşulmayanı konuşmak ve kimsesiz bırakılan sesleri duymaktır.
Gerçek tehdidin kendisi hastalık değil; suskunluğumuz.
HIV’le yaşayan bireyler, en çok dışlanma korkusuyla yaralanıyor. Bu yüzden test yaptırmaktan kaçınılıyor, bu yüzden hastalık gizleniyor, bu yüzden erken teşhis gecikiyor. Toplumun sessizliği, hastalıktan daha derin bir yara açıyor.
Bugün en çok buna dikkat çekmek zorundayız:
Bilgi şifadır; cehalet değil.
Test cesarettir; gizlemek değil.
Dayanışma insandır; damgalamak değil.
Türkiye’de gerçek tablo: Konuşmadıkça büyüyen sorun.
Uzmanların yıllardır söylediği basit bir gerçek var: “Konuşursak çözebiliriz.”
Gizlenen her vaka, geciken her teşhis, görmezden gelinen her genç insan… Bunlar sadece rakam değil, bir hayatın sessiz çığlığıdır.
HIV bir kimlik değildir – kimseyi tanımlamaz.
HIV taşıyan birey; bir anne, bir baba, bir genç, bir komşu, sıradan bir vatandaş olabilir.
HIV’in yüzü yoktur. Ama toplumun taktığı maske çoktur.
Bugünün çağrısı:
Utanmayın, öğrenin.
Korkmayın, test yaptırın.
Saklamayın, konuşun.
Dünya AIDS Günü, bir acı hatırlatma günü değil; bir uyanış günü, bir cesaret günü, bir değişim günüdür.
HIV’le yaşayan milyonların tek isteği var:
“Bize değin, bizi görün, bizi duyun.”
Bugünü bir tarih gibi değil, bir vicdan sınavı gibi düşünelim.
Ve sınavdan geçmenin yolu tek:
Önyargıları değil, insanlığı büyütmek.