10 Yıl Sonra açılan mezar

Arif Ahmet Denizolgun Dosyasında Asıl Soru Ne?

Bazı dosyalar kapanmaz. Sadece üzerlerine zaman örtülür.

Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılında “beyin kanaması nedeniyle doğal ölüm” olarak kayıtlara geçen ölümü, bugün Türkiye’nin en dikkat çekici adli dosyalarından birine dönüşmüş durumda.

Çünkü aradan geçen 10 yılın ardından yapılan yeni inceleme, ölümün nasıl gerçekleştiğine ilişkin çok ağır soru işaretlerini yeniden masaya koydu.

Yeni bilirkişi raporunda, Denizolgun’un otopsisine ait fotoğraf ve video kayıtları incelendi. Göğüs bölgesindeki morlukların ölümden önce meydana gelmiş olabileceği değerlendirildi.

Daha da çarpıcı olanı, göğse dizle baskı uygulanması ve ağız ile burnun yastıkla kapatılması suretiyle nefessiz bırakılmış olma ihtimalinin bilimsel olarak dışlanamayacağı belirtildi.

Ve şimdi savcılık soruşturması başka bir aşamada.

Aralarında Alihan Kuriş’in de bulunduğu şüpheliler hakkında “adam öldürme” suçundan soruşturma yürütülüyor.

Dahası, 2016’daki ölüm raporunda imzası bulunan doktorlar hakkında da “resmi belgede sahtecilik” yönünden işlem yapıldığı, otopsi videosunun varlığı konusunda daha önce verilen cevaplarla sonradan ortaya çıkan kayıt arasında çelişki bulunduğu bildiriliyor.

İşte meselenin asıl sarsıcı tarafı burada.

Bir insanın ölümü üzerinden 10 yıl geçtikten sonra dosyanın yeniden açılması tek başına önemli değildir. Asıl önemli olan, “doğal ölüm” denilen bir olayın hangi delillerle bugün “cinayet ihtimali” olarak yeniden tartışmaya açıldığıdır.

Bu yüzden artık sorulması gereken soru “Denizolgun nasıl öldü?” sorusundan daha büyüktür.

10 yıl önce ne görülemedi?

Hangi görüntüler neden bulunamadı?

Hangi bulgular neden yeterince tartışılmadı?

Ve bugün ortaya çıkan yeni deliller, geçmişteki değerlendirmeleri neden yeniden sorgulatıyor?

Bunların cevabı verilmeden bu dosya kapanmış sayılmaz.

Burada hiç kimse mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilemez.

Bu, hukuk devletinin kırmızı çizgisidir. Ancak aynı hukuk devleti, şüphe ortaya çıktığında onu araştırmak zorundadır.

Çünkü adaletin takvimi bazen şaşabilir.

Ama delilin saati durmaz.

Belki de bu dosyanın Türkiye’ye vereceği en önemli mesaj budur:

Bazı gerçekler öldükten sonra değil, yıllar sonra konuşmaya başlar.

Arif Ahmet Denizolgun dosyasında şimdi herkes aynı cevabı bekliyor:

2016’da “doğal ölüm” denilen şey gerçekten doğal bir ölüm müydü, yoksa Türkiye’nin önünde 10 yıl gecikmiş bir cinayet dosyası mı var?

Bu sorunun cevabı yalnızca bir ölümün sırrını değil, Türkiye’de adli tıbbın, delilin ve soruşturmanın geçmişe nasıl baktığını da belirleyecek.