2025 Türkiye’sinde Genç Olmak: Umut mu, Umutsuzluk mu

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, Türk gençleri tarihsel olarak belki de en belirsiz, en bıçak sırtı kuşaklardan biri olma özelliğini taşıyor. Onlar, internetin sonsuz olasılıklarını avuçlarında tutan ama gerçek dünyada kendi ülkesinde kök salamayan bir nesil. Üniversite kapısında umutla beklerken, yurt bulamayan; mezun olup diploma aldığında iş bulamayan; ailesiyle aynı evde yaşarken özgürlük hayali kuran ve günün sonunda valizini hazırlayıp “gidebilir miyim?” diye düşünen milyonlarca genç...

Yurtdışında yaşamak ister misin? Sorusuna, 18-29 yaş arası gençlerin üçte ikisi, "Türkiye'de değil başka bir ülkede yaşamak isterim." cevabını verdi. 2019’da bu oran %47 iken, 2023’te %76’ya çıktı. Sadece ekonomik değil, sistemsel güven kaybı da bu artışı açıklıyor.

“Gençlerin yüzde 76’sı yurt dışında yaşamak istiyor” cümlesi artık yalnızca bir istatistik değil, toplumun nabzı. Bu eğilim, birkaç yıl öncesine kadar sadece “kariyer yapmak isteyen idealist gençlerin” düşüncesiyken, artık neredeyse bir varoluş meselesine dönüşmüş durumda. Gençler Türkiye’yi terk etmek istemiyor; sadece içinde hayal kurabilecekleri, emeklerinin karşılığını alabilecekleri, özgürce konuşabilecekleri bir ülke istiyor. O ülke de maalesef kendi ülkeleri değil.

Gidenler yalnızca akademik beyinler değil. Artık zanaatkâr ruhlu gençler, sanatçılar, aşçılar, girişimciler ve hatta lise çağındakiler bile Almanya’nın mavi yaka davetlerini, Kanada’nın çalışma vizelerini, Hollanda’nın sessiz şehirlerini gözden geçiriyor. Çünkü dışarıda en azından “bir ihtimal var”. İçeride ise ihtimallerin yerini belirsizlikler almış durumda.

Birçok genç için yurt dışı hayali romantik değil, pragmatik bir karardır. 2025 yılında İstanbul’da ortalama bir 1+1 dairenin kirası bulunduğu yere göre 15-100 bin TL’yi bulmuşken, asgari ücretle çalışan bir üniversite mezununun bu ülkede yalnızca var olması bile başlı başına bir mucize. 2025 asgari ücret: 17.002 TL. Genç bir çalışanın maaşı, yalnızca kiraya gidiyor. Sosyal yaşam, birikim, yatırım ve memur maaşıyla bir ev almak artık tamamen hayal. Ekonomik kriz gençlerin omuzlarına sadece hayat pahalılığını değil, aynı zamanda “başaramama korkusunu” da yüklüyor.

Bir üniversite öğrencisinin bursu, cep harçlığına yetmiyor. Bir mezunun aldığı maaş, ailesine katkı sunmaya çalışırken kendine yaşam alanı bırakmıyor. En acısı da şu: Birçok genç, ailesinin yıllarca dişinden tırnağından artırarak sağladığı eğitimin, Türkiye şartlarında bir karşılığının olmadığını düşünüyor. Ve bu düşünce, her geçen gün daha fazla genç zihinde “buradan gitmek zorundayım” fikrine dönüşüyor.

TÜİK 2024 verilerine göre: 15-24 yaş arası genç işsizlik oranı: %19,4, Üniversite mezunu genç işsiz sayısı: 836.000, ne eğitimde ne istihdamda olan (NEET) genç oranı: %28, Üniversite diploması artık "iş garantisi" değil, bekleme süresinin başı ve gençler iş imkanları için de yurt dışında arayışa giriyorlar. 2025’te her 5 gençten biri işsiz. Üniversite diploması, sadece duvarda asılı bir belge olmaktan öteye gidemiyor.

Elbette bu yönelimin altında sadece ekonomik nedenler yok. Bir de sosyal medyanın güçlü manipülasyon etkisi var. Instagram’da Hollanda sokaklarında bisiklet süren gençler, TikTok’ta Almanya’da alışveriş yapan mavi yakalılar, YouTube’da Kanada’da kahve içen göçmenler... Bu “süslü yurtdışı hayatları”, Türkiye’deki gençlerin kendilerini sürekli eksik, geri kalmış ve sıkışmış hissetmelerine neden oluyor. TikTok’ta gördüğü Almanya’daki “rahat hayat”, Türkiye’deki sosyal sıkışmışlıkla birleşince, “gitme fikri” artık bir tepki değil, plan halini alıyor.

Her scroll bir kıyas, her story bir hayal kırıklığı. “Yurtdışında yaşamak isteyen gençlerin nedenleri” (IPSOS 2024): Daha iyi yaşam koşulları: %84, özgürlük ve ifade ortamı: %61, ssosyal medya içeriklerinden etkilenme: %39, akranlarının göç etmiş olması: %27. Oysa gerçekte yurt dışında yaşam da kolay değil. Ancak sosyal medya, bu hayatların zorluklarını değil, yalnızca yüzeydeki parlaklığı gösteriyor. Bu da gençlerin zihinlerinde bir “kaçış ütopyası” inşa ediyor. Gerçekten ne istediklerini değil, sadece neye ulaşamadıklarını düşünmeye başlıyorlar.

Bugün Türkiye’de bir üniversite öğrencisinin yaşadığı sorunlar yalnızca maddi değil, aynı zamanda fiziki ve psikolojik. Yurt bulamayan öğrenciler, fahiş fiyatlı özel apartlara ya da uygunsuz koşullardaki evlere mahkûm. 2024’te üniversite öğrenci sayısı: 8,4 milyon, KYK yurt kapasitesi: 950 bin, arada kalanlar, 7,5 milyon öğrenci özel yurt, apart ya da ev bulmak zorunda. Devletin sağladığı barınma imkânları yalnızca yüzde 12’ye hitap ediyor. Devlet yurtları hâlâ yetersiz. Bazı şehirlerde ise genç kadın öğrenciler güvenlik kaygısıyla sokakta bile rahat yürüyemiyor.

Akademik ortamlar bile artık gençleri yeterince heyecanlandırmıyor. Çünkü eğitimin değeri, liyakat sisteminin zedelenmesiyle sorgulanır hale geldi. “Torpil, tanıdık, ilişkiler” gibi kavramlar, gençlerin gözünde emeğin önüne geçmiş durumda. Bu da onları sistemin dışında kalmak istemeye yöneltiyor.

Gençler artık yalnızca ekonomik olarak değil, duygusal ve kültürel olarak da bu topraklara aidiyet hissedemiyor. “Ben buraya ait değilim” cümlesi, sadece büyük şehirlere sıkışmış orta sınıf bir gençliğin değil, Anadolu’nun farklı şehirlerinde yaşayan binlerce gencin de iç sesi. Türkiye Psikiyatri Derneği (2024) Gençlik Raporu: Gençlerin %63’ü “geleceğimle ilgili kaygılıyım” , %48’i “bu ülkede başarılı olabileceğime inanmıyorum” cevabını veriyor. Her 3 gençten 1’i “kendi ülkemde kendimi yalnız hissediyorum” diyor. Sorun yalnızca göç değil, zihinsel bir kopuş.

Ait hissetmedikleri bir ülkede yaşamaya çalışırken, bir yandan da kendi kimliklerini inşa etmeye çabalıyorlar. Ne Batılı gibi olmak istiyorlar, ne de mevcut geleneksel kalıplara sığmak. Onlar yeni bir dil, yeni bir sistem ve yeni bir değerler bütünü arıyor. Bu nedenle bazen pasif bir isyan, bazen sessiz bir geri çekiliş yaşıyorlar. Kimseye kızmadan, küfretmeden sadece arkasını dönüp gitmek istiyorlar.

Tüm bu tablo karanlık gibi görünse de, gençlik hâlâ Türkiye’nin en büyük gücü. Bu kuşağın enerjiye, yaratıcılığa ve çözüm üretmeye olan yatkınlığı hâlâ çok yüksek. Ancak bunun için öncelikle üç temel ihtiyacın karşılanması gerekiyor:

Adalet: Liyakat, fırsat eşitliği ve şeffaflık gençlerin sisteme yeniden güvenmesini sağlar.

Özgürlük: Fikirlerini ifade edebilecekleri, farklı olmanın suç sayılmadığı bir alan.

Gelecek: Umut vadeden bir ekonomi, sürdürülebilir bir yaşam standardı.

Bu üç sütun sağlanmadıkça, Türkiye geleceğini bavullara koyup başka ülkelere gönderir.

Türkiye’nin asıl sorunu, gençlerin gitmek istemesi değil; kalmak için bir neden bulamaması. Bu gençler tembel değil. Umutsuz değil. Sadece artık bu coğrafyada kendi potansiyellerini gerçekleştirebileceklerine inanmıyorlar.

Bu yazıyı okuyan her yetişkinin, bir gün valizini toplayan bir gencin gözlerine bakması gerek. O gözlerde kızgınlık değil, küskünlük var. Türkiye gençliğini kaybetmek istemiyorsa, ona sadece “kal” demek yetmez. “Kaldığında değer göreceksin” diyebilmeli.

Ve bu yalnızca devletin değil, toplumun tamamının sorumluluğudur.

.