1971 yılında Yozgat’ta doğan Abdurrahim Zararsız, ortaokul ve liseyi yatılı olarak Kayseri’de okudu. 1990 yılında memleketine döndü. Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü’nde lisansını, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi İlahiyat Bölümü’nde de ön lisansını tamamladı. 2014 yılına kadar özel sektörde çalıştı, yöneticilik yaptı. Daha sonra kamuya geçiş yaparak Ankara’da ikamet etmeye başladı. İnternet portallarında, Merhaba Yozgat gazetesinde, Hayal Bilgisi, Kırklar Mecmuası, Ayarsız, Sebîlürreşâd ve Genç Yürekler dergilerinde köşe yazıları, öykü ve şiirleri yayınlandı. İlk hikâye kitabı “Bir Zamanlar Bozkırda / Sudan Sebepler” 2020, “Hayal Olsun” ise 2022 yılında, Muhammed Işık ile birlikte kaleme aldıkları “Eyvah Cumhurbaşkanı Oldum” adlı çalışma ise 2023' te okurları ile buluştu. Türkiye Yazarlar Birliği üyesi olan yazar evli ve üç çocuk babasıdır.
Abdurrahim Bey, “Sudan Sebepler” kitabınızı yazmaktaki amacınız neydi? İlham aldığınız bir olay oldu mu? Okuyucunuza vermek istediğiniz genel bir mesaj var mıdır?
Başlıca amacım tarihe bir not düşerek, geçmişten günümüze hatta geleceğe bir köprü kurmak, bütün bir Orta Anadolu kültürünü, yaşanmışlığını, bölgenin gelenek ve göreneklerini doğruları ve yanlışları ile olabildiğince gelecek nesillere aktarmaktı. Umarım bir nebze olsun başarılı olmuşumdur.
İlham kaynağıma gelince: Doğduğum, büyüdüğüm ve her manada beslendiğim coğrafya ve o coğrafyanın birbirinden ağır, sayısız zorluklarıyla sınanmış insanlarıdır.
Okuyucuya vermek istediğim genel mesajı ise şu şekilde özetleyebilirim: Benim aktardıklarım bir zamanlar bozkırda yaşanmış ve hâlen yaşanmakta olan sayısız örnekten sadece birkaçı. Bunlar arasında iyi ve güzel olanları hatırlamak ya da yaşatmak da olumsuz olanları terk etmek ya da düzeltmek de sizin elinizde. Seçim sizin.
Kitabın ismi olan ‘’Sudan Sebepler’’ nereden geliyor, bu ismi seçerken neyi düşündünüz?
Bildiğiniz gibi su, bizim hatta yeryüzündeki tüm canlıların varlık sebeplerinden biri. Kutsal kitabımızda ve başkaca birçok kaynakta zaman zaman sudan, topraktan hatta balçıktan yaratıldığımıza dair beyanlar ve işaretler yer alıyor. Dahası, su eskilerin ‘anasır-ı erbaa’ dedikleri bugün dört element diye nitelendirdiğimiz unsurlardan biri. Birinci neden bunu vurgulamak. Bunun dışında kitabı okuyanlar, hemen her hikâyede bizzat suya veya incir çekirdeğini doldurmayan sebepler yüzünden insanların birbirlerinin başına açtıkları dertlere atıflar bulacaklar.
Şunu da belirtmeden geçmeyeyim: “Sudan Sebepler”, ilerleyen zamanda dört elemente tamamlanacak olan ‘Bir Zamanlar Bozkırda’ serisinin ilk kitabı. Serinin sıradaki kitabının ismini şimdiden okurlarımızla paylaşabilirim: “Ateşin Düştüğü Yer.” Allah ömür ve imkân verirse seri hava ve toprak ile tamamlanmış olacak.
Kitabınızın yazımını ne kadar sürede tamamladınız?
Bu soruya artık klasikleşmiş olan bir kalıpla kısa cevap vereyim: Kırk yıl + altı ay.
On bir farklı hikâyeyi ele aldığınız bu kitap bende; sanki tüm hikâyeleri siz yaşamışsınız ya da bu hikâyeleri yaşayanları görmüşsünüz gibi bir his bıraktı. Çünkü çok içten yazılmış. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
Hislerinizde yanılmadığınızı söyleyebilirim. Hikâyelerim, bizzat yaşadığım veya şahit olduğum veya dinlediğim veya yaşanacakken bir mâni çıkmış olup hayalimde yaşattıklarım gibi (veya’lar uzar gider) olgu ve mümkünlerin ilave kurgularla harmanlanmasından oluşuyor.
Yazdıklarımı içten, samimi bulduğunuzu söylediniz. Ben bunun nedenini yerel şive ve içerisindeki ağızları kullanmaya gayret etmeme ve anlatım esnasında olabildiğince kendimi (yani anlatıcıyı) gizlememe bağlıyorum. İkide bir anlatıma ara verip müdahaleleri ile yön vermeye çalışarak hatta zaman zaman fırça atarak okuyucunun hayal perdesini yırtan metinleri hoş bulmuyorum.
Ele aldığınız bu hikâyelerden sizce en iyisi ya da en özeli hangisidir? Ve bunun nedenini söyler misiniz?
Nasıl ki evlatlar arasında ayrım yapmak zordur, yazarın eserleri arasında da kolayca böyle bir tasnife gitmesi beklenemez. Ancak bu kitap özelinde kitaba ismini veren hikâye, inşa açısından ayrı değerlendirilebilir. Çünkü “Sudan Sebepler” diğerlerinin aksine hiçbir yaşanmışlığa dayanmayan baştan sona bana ait bir kurgu.
Son olarak rica etsem her hikâyeniz için bir-iki cümle ile okuyucunuza vermek istediğiniz mesajı söyleyebilir misiniz? Ya da bu hikâyeler bize ne anlatıyor Abdurrahim Bey?
Öp Babanın Elini: Hep küçük yaşta zorla evlendirilen kız çocukları konu ediliyor hikâyelere. Bu sefer hem olaya tersten bakıp hem de iradenin, fikrin sudan sebeplerle nasıl yok sayıldığını gözler önüne sermek istedim.
Emanet: Hikâyede bir değil birçok emanet konu ediliyor. Bunlardan bazıları zoraki emanetler. Sonunda bu emanetlerden biri telef oluyor gibi gözüküyor. Hıyanete mi uğruyor yoksa iki gencin hayatını kurtarmak gibi bir görev mi yükleniyor, kararı okuyucu versin.
Bozkır Bestesinde Bir Naturel Nota: Diyez veya Bemol olarak değiştirilen seslerin eski halinde söylenmesi olayına naturel deniyor. Daha anlaşılır olsun diye, hafif arızalı bir durumu küçük bir temas ile doğal haline döndürmek şeklinde ifade edebiliriz bu müzik terimini. Bir bozkır bestesine dâhil olan saf ve temiz bir kadının temas ettiği hayatlardaki aksilikleri kendisi bile fark etmeden doğal akışına nasıl getirdiği konu ediliyor hikâyemizde.
Yokuş Yukarı: Bazen bıçak kemiğe dayandığında kan beyne, su yukarı doğru akabilir.
Can Seddi: Eskilerin anılarında çokça konu olan bir nişanlı görme hikâyesi anlattım.
Yağmursuz: Para kimde, iman kimde, deli kim, veli kim bilemeyiz. Yaşadığımız kırılmalar hayatımızı veya karakterimizi değiştirebilir mi?
Altı Kaval Üstü Mandolin: Söz de bir emanettir ve yerine getirilmezse neler olur? Yerine getirilmeyen sözlerde kaybeden yalnızca bir taraf mıdır?
Sudan Sebepler: Aslında bir romana konu olabilecek birbirine ilintili hayatlar ve macera…
İddia: İddialı olmak da hatta bazen iddiaya girmek de iyidir ancak birtakım riskler barındırırlar.
Abdurrahim Bey vakit ayırarak bu röportajı yapmama vesile olduğunuz için ve kitabınızla ilgili verdiğiniz çok kıymetli cevaplar için çok teşekkür ederim. Kitabınızı okuyanlarda eğer soru işareti uyandıran kısımlar kaldıysa umuyorum ki bu röportajda ilgili cevapları bulacaklar. Kitabınızı henüz okumayanlarda ise merak uyandıracağını düşünüyorum. Bu arada serinin ikinci kitabının ismini, burada paylaşmanızdan dolayı da ayrıca teşekkür ediyorum. Merakla bekliyoruz.
Siz kıymetli okurlar, diliyorum ki yapmış olduğum bu çalışma keyifle okuduğunuz ve kitapla ilgili öğretici bir röportaj olmuştur. Kitaptan aldığım bir alıntı ile yazımı sonlandırıyorum.
"Çünkü zihnin ile parmakların arasında kalmak, klostrofobinin anlatmaya yetersiz kaldığı bir hâl." (Sayfa-91)
Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın…