Henry Kissinger’a atfedilen söz
Ortadoğu'da bazı cümleler vardır; yıllar geçer, ülkeler değişir, ittifaklar yeniden kurulur ama o cümlelerin ağırlığı değişmez.
Henry Kissinger'a atfedilen şu söz de bunlardan biri:
“Amerika'nın dostu olmak tehlikeli olabilir ama Amerika'nın düşmanı olmak ölümcül olur.”
Peki Henry Kissinger kimdi?
1923'te Almanya'da doğan Kissinger, Nazi döneminde ailesiyle Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etti. Harvard'da akademisyenlik yaptıktan sonra Amerikan dış politikasının en güçlü isimlerinden biri haline geldi. Richard Nixon döneminde Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Çin'le diplomatik açılım, Sovyetler Birliği'yle yumuşama ve Vietnam görüşmelerinde önemli rol oynadı. 1973'te Nobel Barış Ödülü'nü aldı. Ancak Vietnam, Kamboçya, Şili ve başka dış politika dosyalarındaki rolü nedeniyle ağır eleştirilerin de hedefi oldu.
İşte bu nedenle Kissinger'ın yıllar önce söylediği iddia edilen bu söz, bugün Yemen'den Kızıldeniz'e uzanan yeni denklemde yeniden insanın karşısına çıkıyor.
Çünkü bugün Ortadoğu'daki mücadele yalnızca Yemen'in meselesi değil.
Babülmendep var.
Yemen ile Afrika Boynuzu arasındaki bu stratejik geçit, Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlıyor. Süveyş Kanalı'na giden ticaretin ve enerji taşımacılığının önemli güzergâhlarından biri olan Babülmendep'te güvenliğin bozulması, Yemen sınırlarını aşarak dünya ekonomisini etkileyebilecek bir sonuç yaratıyor.
Üstelik Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim de devam ederken, dünyanın iki kritik enerji geçidinin aynı anda gündeme gelmesi tesadüf olarak görülemez.
Hürmüz'de İran, Babülmendep'te Husiler.
Son gelişmelerin en dikkat çekici noktası ise Washington ile Husiler arasında Umman'da yapılan görüşmeler.
Al Jazeera English'in 17 Eylül'de duyurduğu gelişmeye göre ABD ile Husiler arasında, Washington'ın Suudi Arabistan öncülüğündeki savaşa doğrudan müdahale etmemesi karşılığında Amerikan gemilerinin Kızıldeniz'de engelsiz geçişine ilişkin bir mutabakat sağlandı.
Reuters'ın aktardığı bilgilere göre de Husi tarafı Amerikan gemilerini hedef almama güvencesi verdi. Ancak bu güvence Suudi gemilerini kapsamıyor.
İşte asıl dikkat çekici nokta burada.
Dün savaşan taraflar, bugün aynı masada birbirlerinin çıkarlarını hesaplıyor.
Bu, Husilerin tamamen geri adım attığı anlamına gelmiyor. Tam tersine, Kızıldeniz'deki deniz trafiğini bir pazarlık unsuru olarak kullanabilecekleri yeni bir güç alanı oluşturduklarını gösteriyor.
Husiler neden Suudi Arabistan'a saldırıyor?
Yemen'deki savaşın kökleri yıllar öncesine uzanıyor. Husiler, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki askeri müdahalesini kendi saldırılarının temel gerekçelerinden biri olarak gösteriyor. Riyad ise Husi saldırılarını ülkesinin güvenliğine yönelik tehdit olarak değerlendiriyor.
Bugün bu çatışmaya enerji boyutu da eklenmiş durumda.
Suudi Arabistan'ın petrol ihracatı açısından Kızıldeniz güzergâhının güvenliği kritik önem taşıyor. Dolayısıyla Babülmendep'te yaşanan her gelişme, yalnızca askeri haritalarda değil, petrol piyasalarında ve dünya ticaretinde de karşılık buluyor.
Mekke konusunda dikkat edilmesi gereken ayrım
Son günlerde sosyal medyada Husilerin Mekke'yi hedef aldığı yönünde çok ağır iddialar yayıldı.
Ancak burada gazeteciliğin en temel kuralını unutmamak gerekiyor:
İddia ile doğrulanmış olay aynı şey değildir.
Suudi Arabistan, Mekke'nin güneyinde bir Husi İHA'sının düşürüldüğünü açıkladı. Husi tarafı ise Mekke'yi veya kutsal mekânları hedef almadığını bildirdi.
Dolayısıyla mevcut doğrulanmış bilgilerle “Husiler Mekke'ye saldırdı” diye kesin bir hüküm kurmak doğru olmaz.
Bu ayrım özellikle önemli. Çünkü kutsal mekânlar üzerinden yapılacak teyitsiz bir haber, bölgedeki zaten yüksek olan gerilimi çok daha tehlikeli bir noktaya taşıyabilir.
Mekke anlaşması ne anlama geliyor?
7 Ağustos'ta Mekke'de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Ortak Savunma Anlaşması imzalandı. Ancak Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Husi saldırılarının ardından anlaşma kapsamında herhangi bir askeri karşılık görüşülmediğini açıkladı.
Bu nedenle anlaşmanın varlığı ile Yemen'deki çatışmaya otomatik olarak askeri müdahale anlamı yüklemek doğru olmaz.
Ortadoğu'da bazen bir anlaşmanın tek bir maddesi, birkaç saat içinde sosyal medyada savaş ilanı gibi yorumlanabiliyor.
Oysa devletler arasındaki gerçek diplomasi çok daha hesaplı ilerliyor.
Ve bugün Yemen'de gördüğümüz tablo belki de tam olarak bunu anlatıyor.
Amerika bir yandan Husilerle mücadele ediyor, diğer yandan Husilerle görüşebiliyor.
Suudi Arabistan Amerika'nın bölgedeki önemli ortaklarından biri.
Ama Washington'ın önünde İran, Hürmüz, enerji piyasaları, dünya ticareti ve yeni bir savaş cephesinin maliyeti var.
Kissinger'a atfedilen sözün bugün yeniden gündeme gelmesi belki de bu yüzden.
Çünkü uluslararası siyasette dostlukların da düşmanlıkların da sınırlarını çoğu zaman çıkarlar belirliyor.
Yemen'de mesele artık sadece Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışma değil.
Mesele Babülmendep.
Mesele petrol.
Mesele dünya ticareti.
Mesele Kızıldeniz'den geçen gemilerin güvenliği.
Ve belki de daha önemlisi, Amerika'nın Ortadoğu'da yeni bir cephe açmadan kendi çıkarlarını nasıl koruyacağı.
Ortadoğu'da savaşlar yalnızca füzeler ateşlendiğinde başlamıyor.
Bazen savaşın en kritik hamlesi, kapalı kapılar ardında kurulan bir masada yapılıyor.
Ve bugün Yemen'de o masa, en az Babülmendep kadar önemli.