ANADOLU KADINININ SİYASET YOLCULUĞU: TARİHTEN GÜNÜMÜZE BİR İZ

Siyaset, insanlık tarihi kadar kadim bir serüvendir. İlkel kabilelerdeki iktidar mücadelelerinden imparatorlukların entrikalarına, modern demokrasilerin karmaşık dengelerine dek bu süreç, insanın "ölümsüz bir iz" bırakma arzusuyla şekillenir. Belki de ölümlü olduğunu bilen insan, tarihin sayfalarında bir cümleyle yer alabilmek için bu bitmeyen mücadeleyi seçmiştir.  

Türk kadını ise bu mücadelenin gölgede kalmış kahramanıdır. Obalarda obanın reisi, eşinin görüşünü dinlemeden karar almazdı. Ailenin temel taşı olan kadın, çocukların terbiyesinden toplumun ahlakına dek her alanda söz sahibiydi. Ne var ki bu söz, tarih yazıcıları tarafından kayda geçirilmedi. Adı olmayan bir güçtü o… 

Türk aile yapısına baktığımızda, annenin "görünmez lider" olduğunu görürüz. Çocukların eğitimi, evin düzeni, hatta koca üzerindeki zarif etki… Akıllı kadın, yönetme sanatını incelikle icra eder. "Kocam en iyisini bilir" sözünün ardında, yönlendiren ama gurur incitmeyen bir diplomasi yatar. Bu, kadim bir bilgeliğin tezahürüdür: Gücü hissettirmek değil, hissettirmeden yön vermek…  

Cumhuriyet’le birlikte kadın, sahneye adını yazdırdı. Seçme-seçilme hakkı, medeni kanun ve eğitimdeki atılımla birlikte sadece evin değil, toplumun da mimarı oldu. Öğretmenlerimiz, doktorlarımız, mühendislerimiz, hâkimlerimiz… Her alanda Anadolu kadını, hem annelik şefkatini hem mesleki liyakati taşıdı.  

Siyaset ise bu yolculuğun kaçınılmaz durağıydı. Türkiye, kadın başbakanıyla dünyaya örnek oldu. Ancak meclisteki yumruk sesleri, nezaketin yerini hoyratlığa bıraktığı anlar, toplum olarak yüzümüzü kızartıyor. Oysa bir kadının varlığı bile ortama saygıyı, özeni getirir. Çocuklarımıza izleteceğimiz siyaset, ancak kadın eliyle medenileşebilir.  

Neden mi daha çok kadın istiyoruz? Filiz Akın’ın zarafetiyle, Vahide Gördüm samimiyetiyle… Tiyatro perdesinde değil, hayatın tam ortasında görmek için. Erkeğin gölgesinde değil, yanında duran kadınlar görmek için.  

Meclisin en az üçte ikisi kadın olmalı! Hoşgörü için, çocuklarımızın tertemiz bakışları için, yarının Türkiye’si için… Belki bu bir ütopya, ama tarih bize şunu öğretti: Anadolu kadını, imkansızı mümkün kılmakta üstüne yoktur.