Türk müziğinin en derin izlerini bırakan arabesk, yalnızca ezgileriyle değil, sanatçılarının trajedileriyle de toplumsal hafızamıza kazındı. Acıdan, yalnızlıktan ve hayattan darbe yemiş insanların sesi olan bu müzik türü, ironik biçimde kendi yıldızlarını da hayata erken veda eden gölgeli bir yazgının içine hapsetti.
Daha birkaç gün önce arabesk şarkıcısı Güllü, altın çağını yaşayamadan, henüz yolun yarısında, İstanbul’da 6. kattaki evinin terasından düşerek yaşamını yitirdi. Bu ölüm, bir kez daha arabesk sahnesinin dramatik kayıplar zincirine yeni bir halka ekledi.
Güllü’nün ölümü, hafızalarımızı eski acıların sayfalarına götürüyor.
Esengül: Arabeskin ilk genç yıldızlarından… Henüz 24 yaşında geçirdiği şaibeli bir trafik kazasıyla sahneden sonsuza dek ayrıldı.
Bergen: "Acıların kadını " olarak bilinen Bergen aşkının kurbanı oldu. Müzik tarihine şarkılarından çok, eski eşi tarafından yüzüne dökülen kezzapla akabinde yine aynı şahıs tarafından 30’unda uğradığı silahlı saldırıyla susturuldu. Hayata trajik bir şekilde veda etmesi hafızalarımıza kazındı.
Atilla Kaya , genç yaşta müzik dünyasında parlayan yıldızdı ; acıyla , çıkmazlarla boğuştu, onu da zamansız kaybettik.
Metin Kaya : Gecekondu semtlerinin sesi olmuştu ; 47 yaşında hayata veda etti, ardında buruk bir "Mahşer " şarkısı bırakarak.
Ahmet Kaya: Arabesk ile protest müziğin sınırında duran Kaya, Paris’te sürgünde 43 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Ferdi Tayfur , Müslüm Gürses, Daha ileri yaşlara erişseler de sahnede yıllarını acı, hastalık ve dramatik hikâyelerle yoğurdular.
Bu listeyi uzatmak mümkün. Hepsinin ortak paydası, genç ya da erken yaşta “tamamlanmamış bir hayat” gerçeğiyle hayranlarının yüreğine gömülmüş olmalarıdır.
Arabesk Neden Hep Dramla Buluşuyor?
Trajedi ile yazılan kader bir tesadüf mü , yoksa arabeskin ruhuna işlemiş kaderci damar mı sanatçılarının hayatına da sirayet ediyor?
Arabesk, Türkiye’nin göç, yoksulluk ve kentleşme sancılarının sesi oldu. Bu müzikle büyüyen sanatçılar, toplumun acısını sahneye taşıdı; fakat çoğu kendi özel hayatında da aynı acıların esiri oldu. Şiddet, aşk yangınları, yalnızlık, ekonomik sıkıntılar, hatta kimi zaman karanlık ilişkiler…
Bu hikayeyi en güçlü şekilde anlatabilen sanatçılar, kendi yaşamlarında da o hikayenin yükünü taşıdılar.
Arabeskin kaderi adeta sanatçılarını da esir aldı.
Bir rock yıldızının intiharı ne kadar şaşırtıcıysa, bir arabesk sanatçısının dramatik sonu da o kadar olağan karşılanır hale geldi. Bu, toplumsal hafızanın sanatçıya yüklediği “acı çekme” rolünün bir uzantısıdır.
Bir Sosyolojik Ayna
Bugün Güllü’nün trajik ölümü sadece bir bireyin değil, bir kültürel mirasın da yansımasıdır.
Bu müzik türü acının dili oldukça, sanatçıların hayatı da hep acının gölgesinde kalacak. Ve biz onların yarım kalan şarkılarını ve kırık bir plak gibi eksilen ömürlerini hatırlayacağız.
Arabesk sanatçılarının genç yaşta hayata veda etmeleri, yalnızca kaderin cilvesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin derin sosyolojik yaralarının bir yansımasıdır.
Çünkü arabesk, bireyin toplumla kavgasının, umut ve hayal kırıklığının sesidir. Bu sese can verenler de çoğu zaman bu kavganın kurbanı oldular.
Arabeskin acılı hikâyesi, müziğiyle birlikte yıldızlarının hayatında da sahnelenmeye devam ediyor. Güllü’nün ölümü, bir kez daha bize soruyor:
Sanat mı hayatı şekillendiriyor, yoksa hayat mı sanatı? Bugun bir kez daha anlıyoruz ki arabesk , yalnızca bir müzik değil , bir acı son atlasıdır.
Belki de cevap şurada gizli: Arabesk, acının sesi olmaktan çıkmadıkça, onun yıldızlarının hayatı da hep yarım kalmaya mahkûm olacak. Bellki de arabesk bir şarkı değil , hiç tamamlanamayan bir ağıttır ; ve bu ağıt her defasında bir sanatçının eksilen ömrü ile yeniden başlar.