Doğu Akdeniz'de yeni diplomatik gerilim: Mısır, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri Yunanistan'la aynı açıklamaya imza attı. Ankara'nın yanıtı ve Libya'dan gelen karar, denizlerdeki güç mücadelesini yeniden gündeme taşıdı.
Doğu Akdeniz'de yıllardır devam eden hesaplaşma yeniden alevlendi. Bu kez tartışmanın merkezinde Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması var. Libya'nın doğusundaki Temsilciler Meclisinin yıllardır karşı çıktığı anlaşmayı 20 Ekim'de onaylaması, Atina'nın tepkisini beraberinde getirdi. Ancak mesele kısa sürede iki ülke arasındaki diplomatik anlaşmazlığın ötesine geçti.
Yunanistan'ın yanında Mısır, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri de yer aldı. Dört ülkenin 27 Ekim'de Birleşmiş Milletler nezdinde ortaya koyduğu ortak tutum, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları tartışmasının yeni bir diplomatik boyut kazandığını gösterdi.
Peki Atina'yı bu kadar rahatsız eden ne?
Sorunun yanıtı, yalnızca deniz haritalarında değil, geleceğin enerji kaynaklarında ve bölgesel güç dengelerinde saklı.
Türkiye ile Libya arasında Kasım 2019'da imzalanan mutabakat, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına ilişkin Ankara'nın temel hukuki ve diplomatik dayanaklarından biri. Türkiye açısından anlaşma, denizlerdeki hak ve çıkarların korunması bakımından stratejik önem taşıyor.
Yunanistan ise anlaşmanın kendi deniz yetki alanlarını ve özellikle adaların deniz hukukundan kaynaklanan haklarını ihlal ettiğini savunuyor. Atina'nın itirazı, Türkiye ile Libya arasında belirlenen sınırlandırma hattının Girit ve diğer Yunan adalarının deniz yetki alanlarına etkisi üzerinde yoğunlaşıyor.
Bu anlaşmazlığın merkezinde uluslararası deniz hukuku bulunuyor. Türkiye ile Yunanistan'ın deniz yetki alanları konusunda farklı hukuki yaklaşımları var. Dolayısıyla tarafların açıklamalarını kesinleşmiş bir uluslararası mahkeme kararı gibi değerlendirmek doğru değil.
Tartışmayı yeniden büyüten gelişme ise Libya'dan geldi.
Libya'nın doğusundaki Temsilciler Meclisi, 20 Ekim'de 2019 tarihli mutabakatı oy birliğiyle onayladı. Aynı kararla, 2020 yılında Türkiye ile yapılan anlaşmaları reddeden ve Ankara ile siyasi ilişkilerin kesilmesini öngören önceki kararlar da kaldırıldı.
Bu gelişme, Libya'da yıllardır devam eden siyasi bölünmüşlük düşünüldüğünde ayrıca önem taşıyor. Çünkü 2019 anlaşması, Trablus merkezli eski Ulusal Mutabakat Hükümeti tarafından imzalanmıştı. Doğudaki siyasi yapının yıllarca mesafeli durduğu bu mutabakata şimdi onay vermesi, Ankara'nın Libya'nın farklı siyasi merkezleriyle ilişkileri bakımından dikkat çekici bir gelişme.
Atina'nın tepkisi ise gecikmedi.
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, 29 Ekim'de Reuters'a yaptığı açıklamada anlaşmayı açıkça yasa dışı, hükümsüz ve geçersiz olarak nitelendirdi. Yunan adalarının hesaba katılmadığını savunan Miçotakis, Libya'nın Yunanistan'la doğrudan deniz sınırlarını görüşmesi gerektiğini söyledi.
Ankara ise anlaşmanın arkasında duruyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği ve diğer taraflardan gelen itirazların meşru bir dayanağı bulunmadığını belirterek Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikasını savundu.
Burada dikkat çeken bir başka unsur da Mısır'ın tutumu.
Türkiye ile son dönemde ilişkilerini geliştirme yönünde adımlar atan Kahire'nin, Yunanistan'la birlikte anlaşmaya karşı açıklama yapan ülkeler arasında bulunması, Doğu Akdeniz'deki diplomatik dengelerin ne kadar hassas olduğunu ortaya koyuyor.
Mısır, 2020 yılında Yunanistan'la kendi deniz yetki alanlarını sınırlandıran ayrı bir anlaşma imzalamıştı. Şimdi ise Türkiye-Libya mutabakatına karşı hukuki ve diplomatik girişimlerini sürdüreceğini açıklıyor.
Bütün bu gelişmelerin arkasında enerji meselesi de bulunuyor.
Girit çevresindeki doğal gaz arama faaliyetleri, Doğu Akdeniz'deki enerji rekabetinin önemli başlıklarından biri. Deniz yetki alanları üzerindeki anlaşmazlıklar yalnızca haritalarda çizilen sınırları değil, gelecekteki arama faaliyetlerini, yatırımları ve enerji projelerini de etkileyebilecek nitelikte.
Ancak bugün yaşananları kaçınılmaz bir askerî çatışmanın işareti olarak okumak doğru olmaz. Şu anki gelişmelerin ağırlık merkezi diplomasi, uluslararası hukuk ve bölgesel enerji politikaları.
Türkiye'nin önündeki önemli sınav da burada başlıyor. Denizlerdeki hak ve çıkarlarını savunurken uluslararası alandaki tezlerini güçlü hukuki dayanaklarla anlatmak, Libya'daki siyasi dengeleri yakından takip etmek ve bölge ülkeleriyle diplomatik kanalları açık tutmak gerekiyor.
Çünkü Doğu Akdeniz'de bugün yaşanan tartışma, yalnızca Türkiye ile Yunanistan arasındaki bir anlaşmazlıktan ibaret değil. Libya'nın siyasi geleceğinden Mısır'ın enerji politikalarına, Avrupa'nın bölgesel yaklaşımından uluslararası deniz hukukuna kadar uzanan geniş bir meseleyle karşı karşıyayız.
Ve bu mücadelenin sonucu, önümüzdeki yıllarda Akdeniz'in ekonomik ve siyasi haritasını da etkileyebilir.
Doğu Akdeniz'de asıl mücadele şimdi başlıyor. Peki bu haritanın geleceğini hangi diplomatik güç belirleyecek?