AYBÜKE YILMAZ: “CEYLAN İÇİMDEKİ DİRENÇLİ TARAFI BÜYÜTTÜ”

Kuma dizisinde canlandırdığı Ceylan karakteriyle izleyicinin ilgisini çeken Aybüke, oyunculuğa adım atma hikâyesinden set deneyimlerine, karakterlerin ona kattıklarından gelecek planlarına kadar samimi bir sohbet gerçekleştirdi. Günlük dizilerin yoğun temposundan dijital platformların farklı atmosferine uzanan kariyerinde, kendi hedeflerini adım adım gerçekleştirmeyi sürdürüyor.
Merhaba Aybüke, seni son olarak Kuma dizisinde Ceylan karakteriyle izledik. Oldukça ses getiren bir proje oldu. Ceylan karakteri senin hayatında neleri değiştirdi?


• Kuma, güçlü karakter dünyasıyla izleyiciyi yakaladı. Bu dünyanın tam ortasında ise Ceylan vardı. Ceylan, benim içimde var olan ama çok da görünmeyen dirençli ve sabırlı tarafımı büyüttü. Sessizliğin bile bir sesi olduğunu öğrendim.
Kuma dizisinde seni en çok etkileyen, “Bu hikâyenin içinde olmalıyım” dedirten şey neydi?
• Henüz senaryoyu okumadan, karakteri bilmeden “Bu işin içinde olmalıyım” hissiyle dolmuştum. O enerjiyle projeyi kabul ettim. Senaryoyu okuduktan sonra ise Ceylan’ın kırılganlığına ve güçlü duruşuna hayran kaldım. Hikâyeyi okurken sık sık “Daha bu kızın başına ne gelebilir ki?” diye düşündüm. Ama her seferinde yaşadığı acılardan daha da güçlenerek çıkması ve o içsel çatışmayı yaşaması beni çok etkiledi.


Kuma için bir kadın hikâyesi diyebilir miyiz?
• Kesinlikle. Konuşmaktan çekindiğimiz, üstünü örttüğümüz, aslında hepimizin bir şekilde deneyimlediği bir durumu Kuma ile birlikte dile getirdik.
Sosyal medyada bu konuyla ilgili sana ulaşanlar oldu mu?
• Çok fazla olumlu mesaj aldım. “Ah Ceylan, sende kendi gençliğimi görüyorum. Ben de buna benzer şeyler yaşadım. Bu acı unutulmaz” diyen birçok kişi oldu.
Daha önce de bir günlük dizide yer almışsın. Oyunculuk yolculuğun nasıl başladı?
• Eğitimimi tamamladıktan sonra Cerrahpaşa Çocuk Metabolizma bölümünde görev aldım. Daha sonra birkaç hastanede çalıştım. Poliklinikte çalıştığım bir gün, randevu verirken içimde bir anda “Ben oyuncu olacağım” düşüncesi belirdi. O dönemde kamera fobim vardı. Bunu fark edince kendi içime dönüp bir yolculuğa çıktım. Oyuncu koçundan eğitim aldım. İlk set deneyimimde “Ben burada olmalıyım, burası benim mutlu olacağım yer” dedim.


İlk kamera karşısına geçtiğin günü hatırlıyor musun?
• İlk set günümde aslında kamerayla karşılaşmadım. Buna rağmen bütün gece uyuyamamıştım. “Kamera görünce ne yapacağım, bayılır mıyım?” diye düşünüyordum. Fakat birkaç saat sonra çekimlerin iptal olduğunu söylediler. Gerçek anlamda kamera karşısına geçtiğimde korkularım tekrar kendini gösterdi. Ama zamanla kamerayla dost oldum.


Kamera önünde kendini en ‘gerçek’ hissettiğin an hangisiydi?
• Ceylan’ın abisini kaybettiği sahneydi. Bu sadece bir kayıp acısı değildi; içinde derin bir hissizlik vardı. Hayatındaki herkes ona karşıyken, bir tek abisi onun yanındaydı. O da gidince “Beni artık kim koruyacak?” korkusu ve yalnızlık duygusu çok ağır bastı.
Sahneden kolay çıkar mısın? Ceylan’ı oynadıktan sonra Aybüke’ye dönmek zor olur mu?
• Bazı sahnelerde yoğunluğu çok ağır yaşıyorum. Ceylan’ın zor sahnelerinden birinde, kameralar kapandıktan sonra lavaboya gidip hıçkıra hıçkıra ağladığımı hatırlıyorum. Bazen saatlerce susmak ve kimseyle konuşmamak istiyorum.
Zor bir diziyle başladın. Günlük diziler hem zaman hem hikâye açısından yorucu olur. Üstelik sen üst üste iki günlük dizide oynadın. Bu yolculuklar sana neler kattı?
• Bir okul gibiydi. Her gün sete gidiyorsunuz, aynı ekiple uzun süre çalışıyorsunuz ve sürekli farklı bölüm hikâyeleri çekiyorsunuz. Karakteri derinlemesine anlamanız gerekiyor. Bana çok şey kattı.
Canlandırdığın karakterlerden hangisi senin bir yönünü en çok açığa çıkardı? Hiç “Bu rolü nasıl kaldırırım?” dediğin oldu mu?
• Ben bir işe adım attıysam, o benim için zor olmamıştır. O karakter beni çağırmıştır ve biz zaten ortak bir noktada buluşmuşuzdur.
Tanınmaya başladıktan sonra hayatın nasıl değişti?
• Çok değişmedi. Dışarıdan bakıldığında sosyal çevrem artmış olabilir. Ama ben içime dönüp kendi kaynağımı korumaya özen gösteriyorum. Seni hiç tanımayan insanların sana samimi mesajlar göndermesi, seni hissetmesi tarif edilemez bir duygu.
Dijital platform dizisi Binbir Gece Masalları’nda yer aldın. Farklı bir platform, etkileyici bir konu… Set nasıldı?
• Çok büyük farklılıklar vardı. Günlük diziler içinde bile büyük ayrımlar olabiliyor. Kuma’yı çekerken her gün ağlıyordum; Binbir Gece’de ise bir masalın içindeydim. İki farklı Aybüke diyebilirim.
Nasıl bir karakterle izleyeceğiz seni?
• Güzel ve şirin bir prenses olarak.
Set günleri nasıl geçti?
• Çok keyifliydi. Masalsı bir projede yer almayı çok istiyordum, Binbir Gece tam denk geldi. Çalışma ortamı çok güzeldi.
Sahne arkasındaki Aybüke ile kamera karşısındaki Aybüke arasında fark var mı?
• İkisi birbirini tamamlıyor. Kamera karşısında çok kontrolcüyken, sahne arkasında yerinde durmayan, enerjik biriyim.
Bir günün nasıl geçer?
• Her sabah uykuyla uyanıklık arasında kendi iç sesimle konuşur, kendime telkinlerde bulunurum. Kahve ve kitapla güne başlarım. Genellikle psikoloji üzerine kitaplar okurum. Oyunculukla ilgili araştırma yaparım. Yemek yapmayı ve at binmeyi severim.
Kontrolcü bir yanın olduğunu söyledin. Günlük hayatta bu zor olmuyor mu?
• Oluyor. Takıntılarım var. Bir şeyden emin olamazsam mutlaka fotoğrafını çekerim. Resim yaparken içime sinmeyen en ufak bir detay varsa tüm resmi çöpe atarım.
Şimdiye kadar güzel bir kariyer yolculuğun olmuş. Bundan sonrası için neler planlıyorsun?
• Uluslararası projelerde yer almak istiyorum. Bir kadın hikâyesi yazıyorum, onu hayata geçirmek en büyük hayalim. Şu an aksiyon eğitimi almak istiyorum.