Türk Tarihi’nin yenilikçi ve aydınlanma dönemi diyebileceğimiz dönem; 1808 yılındaki “padişah ile Ayanlar” arasında yapılan Sened-i İttifak antlaşması ile başlamıştır. Sened-i İttifak padişahın yetkilerinin sınırlandığı ilk belgedir. Aslında demokrasinin yoğun sisler arasında bulanık görüntüsüdür. Bu görüntü ancak 23 Nisan 1920’de en net bir şekilde görülmüştür. Türk tarihinde ilk demokrasi adımını ayan ve başlatan da II. Mahmut olmuştur.
İngiliz Tarihçi Harold Temperley; II. Mahmut’u, Kanuni Sultan Süleyman’dan bu yana Osmanlı’nın en büyük padişahı olarak değerlendirmiş ve “İstanbul’da büyük bir kaos yaşanırken, tahta çıkan Osmanlı İmparatorluğu’nun o harikulade canlılığını hızla harekete geçirerek onu tekrar güçlü kılan padişahtır” diye yazmıştır. Türk Tarihçisi Yılmaz Öztuna; “Bugünkü Türkiye’de Atatürk ne ise, o günün Türkiye’sinde Sultan Mahmut’da o idi. Öyle prensipler koydu ki, öldükten sonra bile mezarından rejimini yönetiyor, kimse dokunamıyordu,” der.
II.Mahmut nasıl padişah oldu; Kabakçı Mustafa isyanı ile III.Selim’i tahtan indirip IV. Mustafa’yı padişah yaptılar. Sonra III.Selim’i ve Şehzade Mahmut’u öldürmek istediler. 10 Kişilik cellat gurubu III. Selim’in kaldığı odaya girdiler. III. Selim gelenleri görünce durumu anladı, şaşırıp “siz cellat mısınız” diye sordu, içlerinden biri, “kader böyleymiş” diye cevap verdi. Cellatlar 29 Mayıs 1808 III. Selim’in boynuna kementi atıp sıkmaya başlarlar. Kement koptu, ölmemiştir diye palalarla yüzünü vurarak parçaladılar.
Aynı katiller (cellatlar) Şehzade Mahmut’u aradılar. Onu Lalası (mürebbiyesi) Cevriye Kalfa halıların arasına saklamıştı. Cellatlar yanlarına sokulunca, Cevriye Kalfa mangallardaki külleri gelenlerin üzerine avuç avuç serper ve ortalık toz duman olur. Bu fırsattan istifa eden Şehzade Mahmut kaçarak sarayın damına çıkar.
Bu sırada Alemdar Mustafa Paşa saraya girmiş, olay yerine kadar ulaşmış, ama çok geç kalmıştı. Yerde kanlar içinde yatan III Selim’in naaşı ile karşılaşan Paşa, çok üzüldü, göz yaşlarını tutamadı. Sonra kendini toparladı. Şehzade Mahmut’u sordu. Damda olduğunu öğrenince, aşağıya indirip hemen padişah ilan etti. Şehzade Mahmut, Sultan II. Mahmut oldu. Alemdar Mustafa Paşa bütün bu olaylara sebep olan Padişah IV. Mustafa’yı yakalatıp kafese koydurdu. Bu olaya karışan asileri de yakalatıp isyancı başı Kabakçı Mustafa dahil 33 kişiyi hemen idam ettirdi.
Böylece Osmanlı tarihinde III. Selim gibi değerli bir sultanın hazin sonu, ondan kafeste çok şeyler öğrenen II. Mahmut’ta yeni bir umut kapısı acıyordu. Tabii burada en büyük rolü Alemdar Mustafa Paşa oynamıştır.
II. Mahmut Osmanlı’nın en çalkantılı dönemlerinden birinde tahta çıktı. Tahta çıkar çıkmaz her köşeye el attı, imparatorluğu baştan yarattı. Ama aldığı kararlar çok tartışıldı. Kıyafet düzenlemelerinden askeriye içindeki dini değişimlere kadar her adımı tepkilere yol açtı. Sonunda halk ona hiç de hak etmediği bir lakapla seslenmeye başladı... II. Mahmut, Osmanlı tarihine “tesis-i sani” yani “ikinci kurucu” olarak geçti.
Yaptığı reformlar, devletin tüm yapısını yeniden inşa etti. Özellikle Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırması ve yerine kurduğu Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusu, askeri gücü modernleştirme yolunda attığı en büyük adımdı. Bu yeni orduya camiler yapıldı, imamlar atandı ve dini düzen yeniden tanımlandı.
Ancak yaptığı değişiklikler, özellikle de kılık kıyafetle ilgili olanlar büyük tepki gördü. Avrupai tarzda fes, ceket ve pantolonun zorunlu hale gelmesi, halkın geleneklerine ters düştü. Askeriyeye üniformalı imamlar atanması bile bidat olarak görülüyordu. Mahmut’un dini ihmal ettiğini, hatta Batılılaştığını iddia edenler vardı. Oysa tam tersi bir anlayışla hareket ediyor, dini kuralların daha düzenli uygulanmasını hedefliyordu. Ama anlatamadı, halk anlamadı.
Mahmut’un en tartışmalı adımlarından biri, Osmanlı tarihinde ilk defa ordunun her birliğine kadrolu imam ataması oldu. Çünkü Yeniçeriler zamanında askerler sefere giderken ceplerinden para toplayıp dışarıdan imam kiralıyordu. Bu durum ordu içinde tarikat çeşitliliğine ve hatta isyanlara yol açmıştı. Dini bilgilere tam vakıf olamayan din adamları, zamanla orduyu etkilemeye başlamıştı. II. Mahmut bu karmaşayı bitirmek istedi.
Yeni sistemle birlikte kışlalara camiler yapıldı, imamlar görevlendirildi ve hatta üniforma giydirildi. İmamlar sadece namaz kıldırmakla değil, askere moral vermek, okuma-yazma öğretmek ve temel dini bilgileri anlatmakla yükümlüydü. Ancak görev şartları ağır, maaşlar düşüktü. Genç din adamları bu alana pek yönelmedi. Askeri imamlar zamanla etkisizleşti. Ama bu sistemin amacı dine mesafe almak değil, tam aksine onu merkezi otoriteye bağlamaktı.
II. Mahmut’a yakıştırılan “Gavur Padişah” lakabı ne reformlarının özüyle ne de inanç dünyasıyla örtüşüyordu. Aksine, Mahmut oldukça dindar bir padişahtı. Osmanlı toplumunda dini bilgilerin eksik olduğunu düşünüyordu. Mahmut bu cehaleti düzeltmeye çalıştı. Ama dış görünüşe yapılan düzenlemeler her şeyin önüne geçti. Özellikle Avrupalı tarzda kıyafet düzenlemeleri bu algıyı pekiştirdi.
Sakal boyundan bıyık şekline kadar kurallar getirdi, eski mehteran müziğini kaldırıp batı tarzı bando sistemini getirdi. Elçiliklerde portrelerini astırdı, gazeteler yayımlattı. Bunlar halkın gözünde “gavur özentiliği” olarak görülse de aslında çağın gerekleriydi. Devletin hayatta kalması için bu sert ama stratejik adımları atması kaçınılmazdı.
Posta teşkilatı kuruldu, karantina uygulandı, ilk defa nüfus sayımını yapıldı ve donanmada modernleştirildi. Tercüme odaları açıldı ve merkezi, otorite ayanlarla paylaşıldı. Senedi ittifakın yapılması, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması, arazinin tapulanması, vatandaşlar arasında eşitlik, Takvim-i Vekayi’nin çıkarılması gibi birçok alanda yenilikler II. Mahmut tarafından yapıldı.
Ama bu reformları sessizce yapan biri değildi. Basını kullandı, propaganda yaptı, tepkileri yönetti. Halkla doğrudan temas kurdu, ama özellikle kırsalda ve muhafazakâr çevrelerde bu adımlar hep şüpheyle karşılandı. Onu Batı taklitçisi sananlar çoktu. Oysa niyeti Osmanlı’yı ayakta tutmaktı. Ömrünü devleti kurtarmaya adayan bu padişah, ne yazık ki yanlış anlaşılmanın en büyük kurbanlarından biri olarak tarihe geçti.
Kısacası; Türk Tarihi’de en “aydın padişah II.Mahmut’tur.” Hatta yenilikler konusunda ve bugünkü demokratik yaşama kavuşmamızın ilk ve en cesur adımın atanlardan birisidir.