Değerli Canlar,
Toplumumuzda dikkatimi çeken eksikliklerden biri de insanın gerektiğinde “Ben bilmem” diyememesidir. Bunu diyemediğimiz için de sanki her şeyi en iyi biz biliyormuşuz gibi davranıyoruz. Bazen doktordan daha doktor, mühendisten daha mühendis, antrenörden daha bilgili, dinî meselelerde ise müftüden daha müftü olabiliyoruz. Kısacası, hemen her konuda söyleyecek bir sözümüz var. Sosyal medya da bunun sayısız örnekleriyle dolu.
Oysa bilmediğimiz, uzmanlık alanımızın dışında kalan veya yeterli bilgi sahibi olmadığımız konular varsa, o konuda “Benim bu konuda bilgim yok” diyebilmeliyiz. Çünkü insanın her şeyi bilmesi mümkün değildir. Asıl mesele, bilmediğimizin farkında olmak ve bunu samimiyetle ifade edebilmektir.
Yıllar önce Trabzon'a müftü olarak tayin edilen, bugün emekli olan Sayın Ahmet Bulut Hocamızı ziyarete gitmiştik. Kendisi bize Trabzon'a geliş süreciyle ilgili hoş bir hatırasını anlattı.
Ahmet Hocamız Adanalıydı. Trabzon'a tayini çıkmış, kendisine de bir miktar mehil izni verilmişti. Trabzon'u merak ettiği için ailesiyle birlikte yola çıkmış. Samsun'da bir yerde mola vermişler. Ailece namazlarını kıldıktan sonra camiden çıkmışlar.
Tam o sırada bir amca Ahmet Hocamızın yanına yaklaşmış ve:
“Hoş geldiniz!” demiş. Ardından da şöyle devam etmiş:
“İçeride ailenizle birlikte namaz kıldınız. Bu benim çok hoşuma gitti. Onun için sizi bekledim. Merak ettim, kim bunlar diye.”
Ahmet Hocamız da Adanalı olduğunu, Trabzon'a tayininin çıktığını ve müftü olarak görev yapacağını söylemiş.
Bunun üzerine amca şaşkınlıkla:
“Ooo evlat!” demiş. “İşin zor! Trabzon'da bi antrenörlük yapmak bi de müftülük yapmak zordur!”
Elbette amcanın bu sözü latifeli bir anlatımdır. Fakat içinde üzerinde düşünülmesi gereken bir gerçek de vardır. İnsanlar, kendi alanlarıyla ilgili konularda kendilerini söz sahibi görürler.
Evet, hepimizin bu konularla bir ilgisi olabilir. Hepimizin söyleyecek bir sözü de bulunabilir. Ancak herhangi bir konuyla ilgilenmek, o konuda uzman olmak anlamına gelmez.
İlim, İnsana Tevazu Kazandırmalıdır.
Değerli Canlar,
Asıl mesele, “Her şeyi ben bilirim” anlayışının insanı nereye götürdüğüdür. Bu anlayışın arkasında çoğu zaman kibir vardır.
Kibir, insanın kendisini başkalarından üstün görmesine ve kendi bilgisini olduğundan daha büyük değerlendirmesine yol açar. Hâlbuki ilim sahibi insan, bildikleriyle övünmek yerine bilmediklerinin de farkında olur.
İnsan ne kadar öğrenirse öğrensin, bilmediği şeylerin ne kadar çok olduğunu daha iyi anlar. Gerçek ilim, insana yalnızca bilgi kazandırmaz; aynı zamanda haddini bilmeyi, başkasını dinlemeyi ve gerektiğinde kendi eksikliğini kabul etmeyi de öğretir.
Mezhep imamımız İmam-ı Âzam Ebu Hanife'nin ilim ve irfanı herkesçe malumdur. Buna rağmen kendisi, talebesi İmam Ebu Yusuf ile bazı meselelerde istişare etmiş, onun görüşlerinden yararlanmıştır. Çünkü ilim, insanın her soruya tek başına cevap vermesi değil, hakikate ulaşmak için gerektiğinde başkalarının bilgisine de başvurabilmesidir.
Ebu Yusuf'un Unutulmaz Cevabı
İmam Ebu Yusuf, ilmiyle tanınmış, Bağdat'ta kadılık ve başkadılık görevlerinde bulunmuş önemli bir İslam âlimidir.
Tuğrul İnançer'in Dinle ki Dinlenesin adlı kitabında aktarılan bir kıssa, bu konuyu çok güzel anlatır.
Rivayete göre İmam Ebu Yusuf, her cuma namazından sonra makamına gider ve halkın sorularını cevaplandırırmış. Yine böyle bir gün, bir kişi kendisine bir soru sormuş.
Ebu Yusuf biraz düşündükten sonra:
“Bu sorunun cevabı şu anda bende yok. Bir araştırayım, yarın size cevabını vereyim.” demiş.
Soruyu soran kişi, biraz da küçümseyici bir tavırla:
“Madem bu sorunun cevabını bilmiyorsun, neden o makamda oturuyorsun? Üstelik halifeden de para alıyorsun!” diye çıkışmış.
Ebu Yusuf, adamın bu sözleri karşısında sakinliğini bozmamış. Gülümseyerek şu cevabı vermiş:
“Ben, bildiğim sorular için halifeden para alıyorum. Eğer bilmediğim sorular için de para alsaydım halifenin hazinesi buna yetmezdi!”
Ne kadar anlamlı bir cevap, değil mi?
Ebu Yusuf bu sözüyle, insanın bilmediklerinin bildiklerinden çok daha fazla olabileceğini anlatmak istemiştir.
İşte gerçek ilim ve olgunluk budur. Bilmediği bir meselede biliyormuş gibi davranmak yerine, bilmediğini açıkça ifade etmek…
Bilmediğini söylemek insanı küçültmez; aksine ona duyulan güveni artırır.
İnsan, “Bilmiyorum, araştırıp öğreneyim.” dediğinde ne ilminden bir şey kaybeder ne de onurundan bir şey eksilir. Tam tersine, dürüstlüğünü ve samimiyetini ortaya koymuş olur.
Kibir ve Ucub: İnsanın Kendisine Hayran Olması
Değerli Canlar,
Kibrin bir başka şubesi ucub denilen, kişinin kendi yaptıklarını beğenmesi ve kendisine hayranlık duymasıdır.
Mesela bir yerde konuşma yaptınız. Daha sonra o konuşmanızın videosunu izlediniz. Kendinize hayranlıkla şöyle dediniz:
“Yahu, ne kadar güzel konuşmuşum! Ne güzel ifade etmişim! Bu işi gerçekten ben biliyorum!”
İşte insanın kendi bilgisini, becerisini ve başarısını gözünde büyütmesi, onu ucub tehlikesine sürükleyebilir.
Elbette insan yaptığı güzel işten memnun olabilir. Bir başarının sevincini yaşamak da doğaldır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, başarıyı kendinden bilerek başkalarını küçümsemeye başlamamaktır.
İnsan, kendisine verilen kabiliyetlerin birer nimet olduğunu unutmamalıdır. Güzel konuşmak, iyi yazmak, doğru karar vermek veya bir alanda başarılı olmak elbette değerlidir. Fakat bunlar insanı başkalarından üstün kılmak için değil, hayırlı işlerde kullanmak için verilmiş imkânlardır.
Herkesin İmtihanı Kendine Göredir
Herkesin imtihanı kendi mesleğine, karakterine, kabiliyetine ve uğraş alanına göredir.
Güzel yazmak herkese nasip olmayabilir. Siz de yazabilirsiniz; fakat bir başkasının sizden daha güzel yazdığını kabul etmek bir olgunluk, bir erdemdir.
Her soruya cevap vermek zorunda değiliz; ama verdiğimiz cevabın sorumluluğunu taşımak zorundayız.
Değerli Canlar,
Yazımızı, Yunus Emre ile Taptuk Emre arasında geçtiği anlatılan güzel bir kıssayla tamamlayalım.
Rivayete göre Yunus Emre, dergâhta karşılaştığı hemen herkese cevap verir, her mesele hakkında konuşurmuş. Taptuk Emre, Yunus'un bu hâlini fark edince onu yanına çağırmış.
“Ey Yunus'um!” demiş. “Sana yeni bir zikir vereyim.”
Yunus Emre, şeyhinden yeni bir zikir öğreneceği için sevinmiş ve memnuniyetini dile getirmiş.
Taptuk Emre ise ona şöyle demiş:
“Yunus'um, sen bundan sonra ‘Ben bilmem' zikrini çekeceksin!”
Yunus, bu sözün ardındaki manayı anlamış. Çünkü arife tarif gerekmez. Mesele yalnızca bir sözün tekrarlanması değil, o sözün insanın hâline ve davranışlarına yerleşmesidir.
Belki de insanın ömrü boyunca öğrenmesi gereken en kıymetli derslerden biri budur: Bilmediğini bilmek, haddini bilmek ve gerektiğinde susabilmek…
Son Söz
Değerli Canlar,
Gelin, kendimize zaman zaman şu soruyu soralım: Gerçekten biliyor muyum, yoksa bildiğimi mi zannediyorum?
Her konuda fikir sahibi olmak zorunda değiliz. Her tartışmada son sözü söylemek, her soruya cevap vermek, her meselenin çözümünü kendimizde görmek zorunda da değiliz.
Bazen en doğru söz, “Bilmiyorum.” demektir.
Bazen en büyük ilim, bilmediğinin farkına varmaktır.
Bazen de insanın manevi olgunluğu, kendi nefsine karşı çıkıp “Ben bu konuda yanılıyor olabilirim.” diyebilmesinde saklıdır.
“Ben bilmem” diyebilmek bir eksiklik değil, tevazunun ve hakikate açık olmanın işaretidir.
Yeter ki bilmediğimizi kabul etmekten korkmayalım. Yeter ki nefsimizi ilmin önüne geçirmeyelim. Yeter ki hakikati, kendi haklılığımızdan daha üstün tutalım.
Yazılarımıza göstermiş olduğunuz teveccühe teşekkür ediyorum.
Vesselam.
Allah'a emanet olunuz efendim.