Ben Yaşlı mıyım?

“Bence, insanlar gelecek hakkında düşünmekten vazgeçtikleri zaman yaşlanıyorlar. Bir kişinin gerçek yaşını öğrenmek istiyorsanız, geçmiş hakkında konuşup konuşmadığına, eskiden neler yaşadığını anlatıp anlatmadığına bakın. Eğer sürekli anılarından söz ediyorsa o kişi yaşlanmıştır. Eğer hayallerinden, yapmak istediklerinden söz ediyor, hâlâ geleceğe bakıyorsa, o kişi gençtir.” (Dr. Peter Attia ve arkadaşı Ric)

Yaşlılık Nedir?

Bedensel Bir Çöküş mü, Yoksa Hayatın Yeni Bir Evresi mi?

İnsanlık tarihi boyunca yaşlılık, çoğu zaman biyolojik bir gerileme dönemi olarak ele alınmıştır. Saçların beyazlaması, bedenin yavaşlaması, çalışma hayatından çekilme ve toplumsal görünürlüğün azalması; yaşlılığın doğal sonuçları olarak kabul edilmiştir. Oysa modern dünyada yapılan bilimsel araştırmalar, yaşlılığın yalnızca bedensel değil, aynı zamanda zihinsel, sosyal ve kültürel bir süreç olduğunu göstermektedir. Bugün artık “kaç yaşında olduğumuz” kadar, “kendimizi nasıl hissettiğimiz”, “hayata ne kadar bağlı olduğumuz” ve “üretmeye devam edip etmediğimiz” de önem taşımaktadır.

Tam da bu noktada şu soru anlam kazanmaktadır: “Ben yaşlı mıyım?”

Bu soru yalnızca biyolojik yaşın sorgulanması değildir. Bu soru; insanın kendisini hayattan çekilmiş mi yoksa hâlâ yaşamın merkezinde mi gördüğünün sorgusudur. Çünkü yaşlılık çoğu zaman takvimle değil, zihinle başlamaktadır.

Günümüzde ortalama yaşam süresi uzamıştır. Sağlık hizmetlerindeki gelişmeler, beslenme imkânlarının artması, teknolojik ilerlemeler ve yaşam standartlarının yükselmesi sayesinde insanlar daha uzun yaşamaktadır.

Ancak burada ortaya çıkan temel mesele şudur: Uzun yaşamak mı önemlidir, yoksa anlamlı ve aktif yaş almak mı?

Modern toplumların en büyük sorunlarından biri, yaşlı bireyleri üretimden ve sosyal yaşamdan erken koparmalarıdır. Özellikle emeklilik kavramı, birçok insan için “dinlenme” değil, fark edilmeden “toplumdan uzaklaşma” sürecine dönüşmektedir. Oysa insan zihni üretmeye, paylaşmaya ve öğrenmeye devam ettiği sürece canlılığını koruyabilmektedir.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde yaşlılık politikaları “bakım” merkezli anlayıştan çıkıp “aktif yaşlanma” yaklaşımına yönelmektedir. Aktif yaşlanma; bireyin ilerleyen yaşına rağmen sosyal, kültürel, ekonomik ve zihinsel olarak hayata katılmaya devam etmesini ifade etmektedir. Bu yaklaşım yaşlı bireyi edilgen değil, topluma katkı sunan aktif bir özne olarak görmektedir.

Bir insanın yaşı ilerleyebilir; ancak hayata olan ilgisi, merakı ve üretme arzusu devam ediyorsa o insan yalnızca yaş almaktadır. Çünkü gerçek yaşlılık çoğu zaman bedenden önce zihinde başlamaktadır. Umudunu kaybeden, öğrenmeyi bırakan, hayattan çekilen kişi otuz yaşında da yaşlanabilir; buna karşılık üretmeye devam eden biri seksen yaşında bile genç kalabilir.

Nitekim tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur.

Güney Afrika’nın özgürlük mücadelesinin simge ismi olan Nelson Mandela, uzun yıllar hapiste kaldıktan sonra yetmişli yaşlarında ülkesinin devlet başkanı olmuş ve dünya tarihine yön veren liderlerden biri hâline gelmiştir.

Anna Mary Robertson Moses halk arasında Grandma Moses olarak bilinen Amerikalı bir halk sanatçısıydı . Resim yapmaya yetmişli yaşlarında başlamış ve dünyanın en tanınmış ressamlarından biri olmuştur.

Colonel Harland Sanders, bugün dünya çapında bilinen KFC markasını altmış beş yaşından sonra büyütmüştür.

Japon yönetmen Hayao Miyazaki ise ileri yaşına rağmen üretmeye devam ederek sanatın yaşla sınırlı olmadığını göstermiştir.