Kültür ve Sanat

Benim Gözümle Gezelim Fas-1

Kazablanka’da Anne–Kız Bir Gün

Baharat, Minare ve Bir Senegalli Kuaför

Kazablanka kendini hemen sevdiren şehirlerden değil.

Önce mesafeli. Biraz gürültülü, biraz sabırsız. Ama tam da bu yüzden gerçek. Kızım Erva ile bu şehrin sokaklarında yürürken, turist olmaktan çok yolcu gibi hissettik kendimizi.

Yolumuz Habous Mahallesi’ne düşüyor. Fas mimarisini tanımak isteyenler için sakin ve düzenli bir başlangıç noktası. Küçük dükkânlar, kitapçılar, seramikçiler… Erva burada ilk hatıra defterini seçiyor. Bir şehri tanımaya küçük seçimlerle başlamak iyi geliyor.

Ardından Marché Central (Central Market).

Burası Kazablanka’nın mutfağı. Balık tezgâhları, taze meyveler, çiçekler… Hayat vitrine konmamış, olduğu gibi akıyor. Bir köşede durup insanları izlemek, bu şehri anlamanın en kısa yolu.

Derken meşhur çarşı…

Baharat kokuları birbirine karışıyor; safran, kimyon, nane. Renkler yüksek sesle konuşuyor. Erva’nın gözü boncuklarda, kumaşlarda. Satıcıların bakışında acele ettirmeyen bir hâl var.

Ve günün sürprizi tam burada çıkıyor karşımıza:

Çarşının bir köşesinde, küçük bir tabure, başında Senegalli seyyar bir kuaför. Sohbet başlıyor, gülüşmeler artıyor. Bir anda kendimi taburede buluyorum. “Tırnağını da yaparım” diyor. Yapıyor. Kazablanka’da, bir çarşının ortasında, Senegalli bir ustanın ellerinde tırnak yaptırıyorum. Erva kahkahalarla izliyor. Hiçbir rehberde yazmayan, ama hafızaya kazınan anlardan biri.

Öğle vakti tajin masaya geliyor.

Toprak kap açılıyor, buhar yükseliyor. Baharatlar baskın değil; dengeli. Et yumuşak, sebzeler sabırlı. Erva’nın tabağı benden önce bitiyor. Bir ülkeyi sevmek bazen tek bir lokmayla başlıyor.

Sonra Corniche Ain Diab…

Atlantik Okyanusu kenarında kısa bir yürüyüş. Şehir biraz duruluyor, nefes aldırıyor. Erva dalgaları sayıyor, ben sessizce bakıyorum.

Ve elbette Hasan II Camii.

Kazablanka’nın kalbi. Okyanus üzerine uzanan ihtişamı, gökyüzüne değil sanki insanın içine yükselen minaresi… Avluya adım attığımızda ikimiz de susuyoruz. Erva elimi tutuyor. Büyük yapılar bazen insanı ürkütür; burası insanı sakinleştiriyor.

Kazablanka bize şunu öğretti:

Planladıkların güzel, başına gelenler unutulmaz.

Pahalı taksilerden vazgeçip InDrive’la yol bulmak,

çarşının ortasında yapılan bir tırnak,

bir cami avlusunda tutulan bir çocuk eli…

Bu şehir bize kartpostal vermedi.

Ama bir anne ile kızın gülüşlerini, şaşırmalarını ve “iyi ki geldik” duygusunu fazlasıyla verdi.

Editör Notu

Kazablanka’ya gideceklere küçük bir hatırlatma:

Bu şehir size önce mesafeli davranır. Sabır ister. Ama acele etmezseniz, planların arasına sızan küçük anlarla kendini açar.

* Ulaşımda InDrive, taksilere iyi bir alternatif.

* Habous Mahallesi ve Marché Central, şehri tanımak için ideal duraklar.

* Tajin, çocukla da rahatlıkla yenebilen, dengeli bir lezzet.

* Hasan II Camii, sadece görülmez; hissedilir.

* Ve en önemlisi: En kıymetli hatıralar, alışveriş torbasına değil, kalbe sığar. @benim_gozumlegezelim