Bugüne kadar artık yürümeyen bir ilişkiyi, işe yaramayan bir yöntemi ya da sürdürülemez bir sistemi devam ettirmeye çabaladığınız oldu mu? Hepimiz çoğu zaman mantığımız yerine duygularımız ve alışkanlıklarımızla hareket etmeyi tercih ederiz. Çünkü mantığımız bize artık bir şeylerin değişmesi gerektiğini söyler. Ancak alışılmışın dışına çıkmak risk almayı gerektirdiğinden yanlış yolda da olsak alternatif bir yolu denemek yerine mevcut yolda bir şeyleri değiştirme çabası içine girmeyi tercih ederiz.
Bir Kızılderili atasözü der ki; “Bindiğin atın öldüğünü fark ettiğinde yapılacak en iyi şey, o attan inmektir.” Ölü at teorisi adıyla da tanımlanan bu durum, gerçeği görmek yerine onu ertelemeyi tercih etmemizi de anlatır. Peki, neden bunu tercih ederiz? Zihnimiz, ister maddi ister duygusal olsun, yatırım yaptığı hiçbir şeyin olumsuz sonuçlanmasını istemez. Oysa uzun süreli bir ilişki bitebilir, para batabilir, sistem çökebilir. Ancak bunu kabul etmeyi, emeğin ve zamanın da kaybı olarak gördüğümüzden gerçeği görsek de kabul etmek istemeyiz.
Bir şeye ne kadar çok emek, zaman ve para harcarsak ondan vazgeçmemiz o kadar zor olur. Çünkü onca zamanın ve emeğin karşılığını görmek isteriz; çünkü bunların boşa gitmemesi gerektiğine inanırız. Bu nedenle çoğu zaman alternatifler üretiriz. Yeni bir yatırım yaparız, zamanı yeniden plânlarız; ancak asıl soruyu gözden kaçırırız: Bu at yola devam edebilecek durumda mı?
Kaybolan yıllar
Bu durumu sadece kişisel hayatlarımızda değil toplumsal hayatta da görmek mümkündür. Toplumlar da kimi zaman değişmesi gereken alışkanlıklarını, bakış açılarını ve düşünce yapılarını değiştirmek yerine onlara daha sıkı bağlanmayı tercih eder. Çünkü mevcudu korumak, yeniye yer vermekten daha az riskli ve daha güvenlidir. Bu aynı zamanda artık mevcudu terk etme gerekliliğini de kabuldür; ki, kabul insanın en zorlandığı yüzleşme biçimidir.
Alışkanlıkları değiştirme ihtimalinin yarattığı korku, “Bunca zaman boşa gitmiş olamaz!” düşüncesini beraberinde getirir. Oysa olgunluk, ‘yeni bir şeye başlamak’tan önce biteni ‘kabul etmek’le başlar. Bazen olmaz. Bazı işler yürümez, bazı ilişkiler biter, bazı yollar devam etmez. Bazen atlar ölür. Bindiğiniz at öldüğünde siz de ölmezsiniz ama artık o atla da bir yere gidemezsiniz. Bazen bazı şeylere veda etmeyi öğrenmek gerekir.