Hayat, kimimize şansın gülümsediği bir bahçe, kimimize ise dikenli yollarda soluksuz kaldığımız bir yolculuk... Peki ya bu yolculukta bir gün bizim de adım atamayacağımız, göremeyeceğimiz, duyamayacağımız günler geleceğini hiç düşündük mü? Hepimiz birer engelli adayıyız. Bir trafik kazası, bir hastalık, yaşlanmak ya da doğuştan gelen bir farklılık... Hayat, bize ne zaman ne getireceğini asla bilemeyeceğimiz bir bilmece. O halde neden bugünden, engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmak için adım atmıyoruz?
Annelerin Gözleri Arkada Kalmasın!
Bir anne düşünün... Ömrünü engelli çocuğuna adamış, her nefesini onun için harcamış. Geceleri uyumamış, "Ben öldükten sonra ne olacak?" diye gözyaşı dökmüş. Çünkü istatistikler acımasız: Engelli yakını olanlar, diğerlerine göre daha erken yaşlanıyor, daha çabuk tükeniyor, daha erken hayata veda ediyor. Çünkü bu yük, sadece fiziksel değil, ruhu kemiren bir acı...
Bu anneler, ölüm döşeğinde bile çocuklarının geleceği için endişeleniyor. "Kim bakacak? Nasıl yaşayacak? İş bulabilecek mi?" diye gözleri açık gidiyor. Bu, bir insanlık ayıbıdır. Bir toplum, en hassas bireylerini koruyamıyorsa, o toplumun vicdanı yaralı demektir.
Engelliler İş Hayatında Neden Yok Denecek Kadar Az?
Engelli bireylerin birçoğu, sınavsız çalışabilecekleri işlerde bile istihdam edilmiyor. Neden? Çünkü önyargılarımız, korkularımız, rahatımız bozulmasın diye onları görmezden geliyoruz. Oysa engelli bir birey, bir ofiste, bir atölyede, bir mağazada pekâlâ verimli olabilir. Yeter ki fırsat verilsin.
İş, sadece para kazanma aracı değildir. İnsanın onurudur, hayata tutunma sebebidir. Engelli bir birey iş bulduğunda, kendini değerli hisseder. "Ben de varım!" der. Toplumun bir parçası olduğunu bilir. Peki, biz bu duyguyu onlardan esirgemeye hakkımız var mı?
Hepimiz Aynı Gemideyiz
Bugün sağlıklı olanlar, yarın engelli olmayacaklarının garantisini verebilir mi? Bir kaza, bir felç, bir hastalık... Hayat, bir anda değişebilir. O zaman anlarız engelli birinin yaşadıklarını. O zaman hissederiz dışlanmanın, hor görülmenin acısını.
Peki, neden bekliyoruz? Neden "Başıma gelince düşünürüm" diyoruz? Gerçek insanlık, başımıza gelmeden önce empati yapabilmektir.
Ne Yapmalıyız?
Engelli istihdamını artırmalıyız. Sınavsız çalışabilecek alanlar genişletilmeli, işverenler teşvik edilmeli.
Engelli yakınlarına psikolojik destek sağlanmalı. Bu aileler yalnız bırakılmamalı.
Toplum bilinci oluşturulmalı.
Engelli bireylerin de hayatın içinde olduğunu unutmamalıyız.
Son Söz: Vicdanınıza Sorun!
Bir anne, çocuğu için gözyaşı dökerken siz rahat uyuyorsanız, bir engelli birey iş ararken siz "Benim sorunum değil" diyorsanız, unutmayın ki yarın siz de aynı gözyaşlarını dökebilirsiniz.
Hayat, acımasız bir öğretmendir. Bize dersini, çoğu zaman geç öğretir. Ama vicdan, şimdi harekete geçmemizi söyler.
Gözlerinizi kapatın ve düşünün: "Ya yarın ben olsaydım?" İşte o zaman, bu satırların ne kadar acı ve ne kadar gerçek olduğunu anlayacaksınız...