29 Ekim 2026 Perşembe günü Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 103. Yıldönümü. Bu vesile ile 9.Cumhurbaşkanı Demirel’in Cumhuriyetin faziletleri hakkında görüşlerini ve diğer sözlerini anlatacağız. Yukarıdaki güzel söz Süleyman Demirel’in sözüdür. Süleyman Demirel de Türk siyasetinin en renkli simalarından biriydi. Süleyman Demirel ya da tam adı ile Sami Süleyman Gündoğdu Demirel, Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Cumhurbaşkanı olan Demirel, 1965–1993 tarihleri arasında yedi farklı hükûmette toplam 10 yıl 5 aylık bir süreyle başbakanlık görevini yerine getirdi.
Demirel diyor ki; “…İşte ben bu odada kardeşlerimle yaşadım. Elektrik yoktu. Gaz lambasıyla okur-yazardık. Köy okulunu bitirdim. Ortaokul yoktu. Ortaokula gitmek için her sabah kilometrelerce yürür, kasabaya giderdik. Sonra Afyon Lisesi. Eğer bana Cumhuriyet nedir, diye sorarsınız. Size cevabım şudur: Cumhuriyet benim işte İslamköy’den çıkmış bir köylü çocuğunu cumhurbaşkanı yapan, Cumhuriyet’tir. Cumhuriyet budur. Bunu Büyük Atatürk’e borçluyuz. Atatürk müstesna bir liderdir.
Cumhuriyet eğitimde, hakta hukukta fırsat eşitliği demektir... Halkımız cumhuriyete şükran borçlu. Bu cumhuriyeti yıktırmayacaktır, kendisi yıkmayacaktır. Demokratik laik hukuk devletine sahip çıkacaktır. Cumhuriyet bir medeniyet projesidir. Demokrasi dediğiniz zaman kişi kimsenin kulu değildir. Kimsenin kölesi değildir. Kişi kendi kendisinin beyidir.
39 yaşında Başbakan oldum. Ana muhalefet lideri İnönü'ydü. Yeminle söylüyorum; onunla görüşmeye giderken dizlerim titrerdi. Ben alt tarafı Çoban Sülü. O ise Garp Cephesi kumandanı, Cumhuriyet'in İkinci Adam’ıydı. Seçimlerden %50 oy alarak başbakan olan Süleyman Demirel, meclisin ilk günü meclis binasında İsmet İnönü ile karşılaşır. İnönü kendisine: “Meclisin kaç merdiveni var Süleyman biliyor musun?” diye sorar.
Demirel cevap verir: “Bilmiyorum...” Beklemediği bir soru karşısında cevapsız kalan Demirel, bu durum karşısında içten içe bozulmuştur. Birkaç gün sonra mecliste yeniden İnönü'nün yanına giden Demirel kulağına eğilerek: “Efendim, meclisin 220 merdiveni var!” der. İnönü: Kime saydırdın? diye sorar.
Demirel: “Bizzat ben saydım efendim!” der ve bunun üzerine İnönü'den tarihi bir söz duyar. “Bak Süleyman, lider odur ki zor işlerle uğraşsın. Lider basit işleri kendi yapmaz. Bak mesela ben meclisin kaç merdiveni olduğunu bilmiyordum. Sana saydırdım...”
Bana Türkiye’nin durumunu bir kelimeyle anlatın derseniz “iyidir” derim. İki kelimeyle anlatın derseniz “iyi değildir” derim. Ege bir Yunan gölü değildir. Ege bir Türk gölü de değildir. Binaenaleyh, Ege bir göl de değildir. Galibiyetin sahibi çoktur, mağlubiyetin sahibi yoktur. Yenilgi yetimdir. Mizah bir yumruktur, ne zaman kime vuracağı belli olmaz. Yağmur yağarken “ben ıslanmam” diyemezseniz.
Bulgaristan Komünist diyorsunuz amma elektrik alıyorsunuz diyen gazeteciye cevabı: Elektriğin komünisti olur mu? Yazın biz Bulgaristan'dan elektrik alıyoruz. Kışın Bulgaristan bize elektrik veriyor. Yollar yürümekle aşınmaz. Kavağa balık çıkar mı? Camiye siyaset girerse ibadet kalmaz, mahkemeye siyaset girerse adalet kalmaz. İktidarın değişeceğini anladığı gün trafik polisinin bile tutumu değişir. Birtakım yürüyüşler oluyor diye asabınız bozulmasın, yürümekle sokaklar eskimez.
Demokrasilerde çareler tükenmez... Va mı bunun başka izah tarzı. Çay’a yapılan zam değildir. Kalite ayarlaması yapıldı. Çayın kalitesi yükseltildi. Kendim için bir şey istiyorsam namerdim. Memleket meseleleri bir parkta oturarak halledilseydi, çok büyük bir park yaptırır hep beraber içinde otururduk.
Süleyman Demirel'in, zamanında benzin yokluğu hakkında kendisine gazetecilerden yönelen sorulara verdiği efsanevi cevap: Benzin vardı da biz mi içtik. Su mu daha değerlidir benzin mi? Tabii ki su, benzin içilmez ama su içilir.
Başbakanken bir programda kendisine: “Sizi o bulunduğunuz yerden altı defa indirdiler, hala orada nasıl duruyorsunuz?" diyen gazeteciye verdiği cevap:Ben altı kere gittiysem yedi kere geldim. Ben bir gün evimde otururken Çankaya’ya çıkayım diyerek çıkmadım. Binaenaleyh barışmasını bilmiyorsan, tartışmayacaksın.
Sayın Demirel, Yıldırım Akbulut için ne düşünüyorsunuz? diye soran gazeteciye: Bulut buluttur, bulutun akı da buluttur garası da binaenaleyh, üzerine gonuşmaya değmez. Özel televizyonlar ve yayınlarının müstehcenliği tartışmaları olduğu sırada: Biz özel televizyonlara "hür olun" dedik. "Çıplak olun" demedik ki!
Dünkü güneşle bugünkü çamaşır kurutulmaz. GAP'ı kimseye gap diye gaptırmam. Geçmişi kötülemek suretiyle hiç kimse kendini parlatamaz. Herkes kendi icraatını ortaya koymalıdır. Geçmiş pişmanlık, gelecek endişedir. Huzur ise; sadece şu anda, bu gündedir. Hiç silah satan barış ister mi, ilaç satan sağlık ister mi, din satan ilim ister mi, hırsız olan hukuk ister mi? Herkes benim gibi, “Dün dündür, bugün bugündür” deyip işin içinden çıkamaz! Hiçbir suyun derinliğini iki ayağınızla birden yoklamayın. Her tohum kendi toprağında yeşerir, tohum çiçeğini, çiçek meyvesini göremez. Halk yaş sebze gibidir, günlük yaşar. Huzurlu bir yaşam için dinleten değil dinleyen, yargılayan değil anlayan, eleştiren değil hoş gören, kavga eden değil affeden olun. Hakiki dost iyi günde davetle, kötü günde kendiliğinden gelir. Hayat maçını kaybettiren golleri en çok “kendinizi en güçlü hissettiğiniz anlarda” yiyebileceğinizi aklınızdan çıkarmayın. Kederde de mutlulukta da. “Bu da geçer” demeyi unutmayın.
Kaybettiklerinizin bazen kazancınız da olabileceğini unutmayın. Meseleleri mesele etmezseniz, ortada mesele kalmaz. Mutluluk, küçük şeyleri büyük fırsatlara çevirebilme becerisidir. Mümkünü namümkün, namümkünü mümkün yapmak namümkündür. Sabır öfkeden, nezaket nefretten iyidir. Siyaset bir meslek değildir, bir ilim de değildir. Nedir derseniz; siyasettir derim. Sinir ve hiddetin yakışmadığı bazı makamlar vardır; Cumhurbaşkanlığı ‘da o makamların başında gelir. Siyasette 24 saat, çok uzun bir süredir.” Sayın Süleyman Demirel’le rahmetler diliyorum.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 103. Kuruluş yıldönümü hayırlı olsun.