Sizlere bu yazımda, “bir kulüpten daha fazlası” olan bir takımdan bahsetmek istiyorum.
“Bir kulüpten daha fazlası” denildiğinde, üzerinde Aziz Jordi’nin haçını ve Katalan ulusal renklerini taşıyan armasıyla Barcelona akla gelebilir. Ancak anlatacağım hikâye, bundan çok daha farklı.
Çünkü bu kez hikâyenin merkezinde futbol kadar siyaset, milliyetçilik, savaş, suç ve propaganda da var.
Bu hikâyenin adı: Kızıl Yıldız.
Savaşın gölgesinde doğan bir kulüp
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Yugoslavya, Josip Broz Tito önderliğinde yeni bir siyasi düzen kurdu. Savaşın yıkıntıları arasından ortaya çıkan bu yeni ülke, yalnızca siyasi ve ekonomik bir sistem inşa etmeye değil, aynı zamanda kendisini dünyaya anlatmaya da çalışıyordu.
Spor bunun en önemli araçlarından biriydi.
1945 yılında Belgrad'da kurulan FK Crvena zvezda – Kızıl Yıldız, yeni Yugoslavya'nın bu atmosferinde ortaya çıkan kulüplerden biriydi. Aynı dönemde Partizan gibi kulüpler de kuruluyor, Yugoslavya'nın farklı cumhuriyetlerinden gelen takımlar ülkenin yeni kimliğinin önemli parçalarına dönüşüyordu.
Avrupa'nın birçok yerinde savaşın izleri hâlâ silinmemişken, Yugoslavya'da futbol yeniden toplumsal hayatın merkezine yerleşiyordu.
Kızıl Yıldız kısa sürede ülkenin en önemli futbol kulüplerinden biri oldu.
Yugoslavya döneminde 18 kez lig şampiyonluğu yaşayan kulüp, 1991 yılında ise tarihinin en büyük başarısını elde etti. Bari'de oynanan finalde Marsilya'yı penaltılarla mağlup ederek, bugün UEFA Şampiyonlar Ligi olarak adlandırılan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nı kazandı.
Fakat Kızıl Yıldız'ın hikâyesi sadece kupalarla yazılmayacaktı.
Çünkü Yugoslavya değişiyordu.
Ve tribünler de ülkeyle birlikte değişiyordu.
Tito öldü, Yugoslavya değişmeye başladı
Tito'nun ölümünün üzerinden yaklaşık on yıl geçmişti.
Yugoslavya'nın yıllarca üzerini örttüğü etnik, dini ve siyasi fay hatları giderek daha görünür hale geliyordu. Siyasetçiler durgun suya taş atıyor, taşın oluşturduğu dalgalar kısa sürede tribünlere kadar ulaşıyordu.
Futbol artık yalnızca futbol değildi.
Kızıl Yıldız tribünlerinde Sırp Ortodoks azizlerinin ve Sırp milliyetçiliğinin sembollerinin daha fazla görünür hale geldiği bir dönem başladı.
Tribünlerde diğer Yugoslav halklarına karşı düşmanlık içeren sloganlar yükseliyor, taraftar grupları giderek daha örgütlü ve saldırgan bir yapıya dönüşüyordu.
Bazı gruplar rakip taraftarların arasına sızmak, rakip takım formaları giymek ve maç öncesinde saldırılar düzenlemek gibi yöntemler kullanıyordu.
Tribün kültürü de değişmişti.
Beyaz spor ayakkabılar, Adidas eşofmanlar, altın zincirler ve dönemin Avrupa taraftar kültüründen alınan semboller yeni bir kimliğin parçası haline gelmişti.
Ancak bütün bunların ötesinde çok daha önemli bir şey gerçekleşiyordu:
Futbol tribünleri, yaklaşan savaşın insan kaynağına dönüşüyordu.
Ve bu dönüşümün en önemli isimlerinden biri, kısa süre sonra Yugoslavya'nın en tartışmalı figürlerinden biri haline gelecek olan Željko Ražnatović, yani Arkandı.
Arkan: Tribünden savaş alanına
Arkan'ın hikâyesi sıradan bir taraftar liderinin hikâyesi değildi.
Babası Tito döneminde Yugoslav Hava Kuvvetleri'nde subaydı. Ancak Željko Ražnatović çok genç yaşta suç dünyasıyla tanıştı.
Avrupa'nın farklı ülkelerinde hırsızlık, soygun ve silahlı suçlara karıştı. İtalya, Fransa, Belçika, Hollanda, Almanya ve İsveç gibi ülkelerde polis tarafından arandı, yakalandı, hapse girdi ve çeşitli dönemlerde kaçmayı başardı.
Sonunda Yugoslavya'ya döndü.
Burada ise Avrupa'da edindiği suç tecrübesini, giderek büyüyen Sırp milliyetçiliği ve siyasi ortamla birleştirecekti.
Arkan'ın yükselişi tam da Yugoslavya'nın parçalanmaya başladığı döneme denk geldi.
Kızıl Yıldız tribünlerinde örgütlediği taraftar grubu Delije, kısa sürede sıradan bir futbol taraftar topluluğunun çok ötesine geçti.
Arkan'ın çevresinde toplanan gençler, kısa süre içinde savaşta kullanılabilecek disiplinli bir insan gücüne dönüşüyordu.
Taraftar tribünleri ile paramiliter yapılanmalar arasındaki çizgi giderek ortadan kalkıyordu.
Arkan'ın liderliğindeki Sırp Gönüllü Muhafızları, yani kamuoyunda bilinen adıyla “Arkan'ın Kaplanları”, Yugoslavya'nın parçalanmasıyla başlayan savaşlarda özellikle Hırvatistan ve Bosna-Hersek'te faaliyet gösterdi.
Bu birlikler sivillere yönelik cinayet, yağma, işkence ve etnik temizlik eylemleriyle suçlandı.
Böylece futbol tribünlerinden çıkan bir örgütlenme, savaş alanında gerçek bir silahlı güce dönüşmüştü.
Futbol, para ve savaş
Savaş Arkan'ı yalnızca güçlü değil, aynı zamanda zengin de yaptı.
Birçok yerleşim yerinde gerçekleştirilen yağmalamalar, evlerden ve işyerlerinden alınan değerli eşyalar ve savaş ekonomisinin sağladığı imkanlar Arkan'ın servetini büyüttü.
Bir tarafta milliyetçi söylemler yükselirken, diğer tarafta savaşın yarattığı ekonomik düzen bazı isimleri olağanüstü zenginleştiriyordu.
Arkan da bu isimlerden biriydi.
Ve onun futbol ile ilişkisi burada bitmedi.
Kızıl Yıldız'ı satın alma girişiminde bulunduğu ileri sürülen Arkan, istediğini elde edemeyince kendisine başka bir futbol imparatorluğu kurmaya yöneldi.
Önce Kosova'da amatör bir futbol takımını satın aldı.
Takımdaki Arnavut futbolcuları gönderdi.
Ardından gözünü Yugoslav futbol tarihinde özel bir yere sahip olan FK Obiliće çevirdi.
Kulübün adı bile Sırp milliyetçiliğinin tarihsel hafızası açısından anlamlıydı.
Miloš Obilić, 1389 Kosova Savaşı'nın Sırp anlatısında önemli bir kahraman olarak kabul ediliyor ve Osmanlı Sultanı I. Murad'ın öldürülmesiyle ilişkilendiriliyordu.
Arkan'ın Obilić'i satın alması bu nedenle yalnızca ticari bir futbol yatırımı değildi.
Futbol, tarih, milliyetçilik ve güç aynı forma içinde birleşiyordu.
Obilić: Başarıdan tehdide
Arkan'ın yönetimindeki Obilić hızla yükseldi.
Alt liglerden üst lige çıktı.
Sonunda Avrupa kupalarında mücadele etmeye başladı.
Fakat kulübün Avrupa'daki hikâyesi sportif başarılarla değil, tehditlerle gündeme gelecekti.
Rakip futbolculara yönelik tehditler, soyunma odalarına ve statların garajlarına kadar uzanan baskılar, ölüm tehditleri ve korkutma yöntemleri Avrupa basınının dikkatini çekti.
Obilić'in Avrupa futbolundaki yükselişi, Arkan'ın savaş dönemindeki ünüyle birleşince kulüp artık sıradan bir futbol takımı olmaktan çıkmıştı.
Avrupa futbolu için Obilić, futbolun suç ve siyasi güçle nasıl iç içe geçebileceğinin sembollerinden biri haline gelmişti.
Arkan ise zamanla futbol kulübü sahibi, savaş ağası, suç örgütü lideri ve milliyetçi sembol olarak farklı kimlikleri aynı anda taşıyan bir figüre dönüştü.
1994 yılında Sırp şarkıcı Ceca ile evlendi.
Ancak savaş sonrasında Yugoslavya'nın siyasi düzeni değişmeye başladığında Arkan'ın hayatındaki son perde de yaklaşmıştı.
15 Ocak 2000'de, Belgrad'daki InterContinental Oteli'nin lobisinde silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü.
Arkan'dan sonra da hikâye bitmedi
Yugoslavya parçalanmış, yeni devletler ortaya çıkmıştı.
Sırbistan'da ise Slobodan Milošević dönemi sona yaklaşırken yeni bir siyasi dönem başladı.
Milošević'in iktidardan uzaklaştırılmasının ardından reformcu siyasetçi Zoran Đinđić, Sırbistan'ın yeni siyasi döneminin en önemli isimlerinden biri oldu.
Fakat Đinđić'in de kaderi uzun sürmedi.
Mart 2003'te bir suikast sonucu öldürüldü.
Aynı dönemde Arkan'ın eşi Ceca'nın malikanesine yönelik polis operasyonu da kamuoyunun dikkatini çekti.
Kızıl Yıldız Stadı'nın karşısındaki malikanede yapılan aramada gizli bir sığınak ve silahlar bulunduğu açıklandı. Ceca ayrıca Arkan'ın suç örgütüyle bağlantılı mali soruşturmalar kapsamında gözaltına alındı ve tutuklandı.
Obilić üzerinden yürütülen futbolcu transferleri ve elde edilen gelirler de soruşturmanın konuları arasındaydı.
Ceca daha sonra serbest bırakıldı.
Peki bütün bu hikâye bize ne anlatıyor?
Belki de asıl mesele tam olarak burada başlıyor.
Çünkü Kızıl Yıldız'ın hikâyesi, yalnızca bir futbol kulübünün hikâyesi değil.
Bir ülkenin kuruluşunda sporun nasıl bir kimlik ve propaganda aracı haline gelebileceğini; aynı spor alanının yıllar sonra milliyetçiliğin, siyasi çatışmanın ve savaşın taşıyıcısına nasıl dönüşebileceğini gösteren çarpıcı bir örnek.
Yugoslavya'da futbol sahaları, bir dönem farklı halkların aynı ülkenin formasını giydiği yerlerdi.
Sonra aynı tribünler, “biz” ve “onlar” ayrımının en güçlü biçimde üretildiği alanlardan biri haline geldi.
Ve bazı taraftarlar, birkaç yıl içerisinde tribünden savaş alanına geçti.
Kızıl Yıldız'ın hikâyesini yalnızca 1991'de kazanılan Avrupa Kupası üzerinden okursak, hikâyenin yarısını görmüş oluruz.
Diğer yarısında ise Tito sonrası Yugoslavya'nın çözülüşü, yükselen Sırp milliyetçiliği, siyaset ile tribünlerin birbirine yaklaşması, Arkan ve paramiliter güçler, Bosna ve Hırvatistan'daki savaşlar, savaş ekonomisi ve savaş sonrasında Sırbistan'ın yaşadığı siyasi dönüşüm var.
Bu nedenle bazı futbol kulüpleri gerçekten de “bir kulüpten daha fazlasıdır.”
Çünkü bazen bir kulübün tribünlerinde yalnızca futbolun değil, bir ülkenin yükselişini, parçalanışını ve geçmişiyle hesaplaşma biçimini de görebilirsiniz.
Kızıl Yıldız'ın hikâyesi tam olarak böyle bir hikâyedir.