☰
✕

BİR TOPLUM GÜRÜLTÜYLE DEĞİL, SESSİZLİKLE ÇÜRÜR

Bir toplum, gürültüyle değil, sessizlikle çürür.

Değerler bağırarak kaybolmaz, usulca terk edilir.

Eskiden ayıp sayılan birçok şey bugün. 'normal' utanılacak olan ise, 'çağa ayak uyduramamak' oldu.

Sözün yerini bağırış, edebin yerini teşhir, emeğin yerini kolay kazanma aldı.

İnsanlar birbirine dokunmadan yaşıyor ama birbirinin hayatına pervasızca karışıyor.

Sosyal dayanışma dediğimiz şey:

ahlakın bir günde yıkılması değil, küçük tavizlerle boşaltılmasıdır.

'Bir kereden bir şey olmaz!' diye başlayan her cümle, toplumun omurgasından bir parça kopartır.

Kültürel çürüme ise daha derindir.

Köklerini unutan bir toplum, rüzgârda savrulan yaprak gibidir.

Dilimiz basitleşirken düşüncemiz sığlaştı, hızlanan dünya derinliğimizi kaybettirdi.

Geçmişle bağını koparanlar, geleceği sağlam kuramaz.

En acı olan ise şudur.

Çürümeyi fark ettiğimiz halde alışmamız.

İtiraz etmemek, sorgulamamak 'bana dokunmayan yılan.' demek.

İşte asıl yozlaşma burada başlar.

Toplumlar yasa ile değil, değerlerle ayakta durur.

Ve değerler korunmazsa ne ekonomi düzelir ne eğitim, ne de huzur.

Belki de yeniden başlamanın yolu, yüksek sesle konuşmak değil, vicdanı yeniden hatırlamaktır.

Toplum hala kurtulabilir.

Ama bunun yolu yüksek sesli sloganlarda değil, evlerin içindeki sessiz yaraları fark etmekten geçiyor.