Cezve, Eros ve Katil Ruhlar

Bazen bir çığlıkla irkilir sokak…

Bazen o çığlık bir kedinin sesidir, bazen de sessizliğin içindeki görünmez bir feryat.

Ama her zaman ortaktır: acı.

Ve ne yazık ki biz, bu acıya alıştık.

Alışır gibi yaptık.

Haberleri okuduk, başımızı iki yana salladık, iç geçirdik… sonra sustuk.

Ama suskunluk, her yeni cinayetin zeminidir.

Geçtiğimiz gün, bir can daha aramızdan alındı.

Adı Cezve’ydi.

Minicik, zararsız, masum bir sokak kedisi…

Bir apartmanın içinde, göz göre göre, dakikalarca işkence edilerek öldürüldü.

Kameralar her anı kaydetti.

Ama hiçbir kayıt, bu toplumun içine gömdüğü vicdan boşluğunu belgeleyemez.

Cezve’nin gözlerinde korku vardı, bedeninde çaresizlik, ve ruhunda belki son bir umut:

“Belki biri gelir…” Ama kimse gelmedi.

Ve Cezve, bir adamın eliyle değil, bir toplumun sessizliğiyle öldü.

Bu ilk değil…

Geçtiğimiz yıl, yine İstanbul’da, Eros adlı bir kedi asansörde tekmelenerek öldürüldü.

Eros, 15 dakika boyunca bir insan tarafından dövüldü.

Ne kaçabildi, ne karşı koyabildi.

Sonra katili yargılandı, ceza aldı… ama “iyi hâl indirimi”yle ödüllendirildi.

Belli ki yalnızca Eros değil, adalet de darbe aldı o gün.

Peki şimdi soralım kendimize:

Kaç Cezve daha ölecek?

Kaç Eros daha duvarlara çarpa çarpa sessizliğe gömülecek?

Ve biz, bu toplumda hâlâ güven içinde çocuk büyütebileceğimizi mi sanıyoruz?

Çünkü bu mesele sadece hayvanların meselesi değil.

Bu, şiddetin toplumda nasıl mayalandığı, nasıl kök saldığı,

ve en sonunda herkese bulaştığı bir gerçekliktir.

Bir kediyi katleden insan, bir kadına, bir çocuğa, bir yaşlıya da aynısını yapabilir.

Yapıyor da…

Ve biz her defasında "nasıl oldu bu" diye şaşırıyoruz.

Oluyor, çünkü susuyoruz.

Hayvana şiddet, toplumun karakterini gösteren en çıplak aynadır.

Bir ülkenin sokakları ne kadar karanlıksa, kalbi de o kadar taş kesilmiştir.

Çocuklarımıza neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatmak için pedagojik kitaplara ihtiyacımız yok. Bir sokak hayvanına sahip çıkmak, onları merhametle büyütmektir.

Ama biz, tam tersini yapıyoruz.

Çocuklarımızı korumaya çalışırken, onlara sessiz kalmanın öğretisini veriyoruz.

Bugün bir hayvana zarar veren, yarın bir insanı hedef alır. Bugün bir kediye taş atan, yarın bir kadına yumruk savurur. Bugün bir köpeği zehirleyen, yarın bir çocuğun gülüşünü öldürür.

Çünkü şiddet bulaşıcıdır. Ve onun en tehlikeli formu, sıradanlaşmış olanıdır.

O gün Cezve’yi öldüren adamın yüzünde öfke yoktu.

Soğukkanlıydı.

Sanki çöpe çöp atar gibiydi bakışı.

İşte asıl dehşet buydu.

Şiddetin artık bir alışkanlık hâline gelmesiydi.

Ve biz bu satırları yazarken, belki bir başka sokakta, başka bir kediye… başka bir Eros’a, başka bir Cezve’ye aynısı yapılıyor.

Ama yetti artık.

Cezve’ye, Eros’a, ve Adını Bile Bilmediğimiz Binlercesine…

Adlarınız sıcacıktı.

Ama dünya o kadar soğuktu.

Sizi bir can değil de “şey” gibi gören insanların ellerinde can verdiniz.

Görülmediniz, duyulmadınız, korunmadınız.

Ama biz, hâlâ insanlığımızdan bir parça taşıyorsak, artık susamayız.

Söz veriyoruz:

Bu yazı, sadece size değil…

Her gün sokak köşelerinde sessizce katledilen tüm canlara adanmıştır.

Artık adalet yalnızca mahkemede değil, yüreklerde de aransın diye.

Adalet sadece yasa değil, bir ses, bir bakış, bir müdahale olsun diye.

Cezve'nin kanı, Eros’un sessizliği, artık sadece birer haber başlığı olmasın diye…

Bir milletin büyüklüğü, hayvanlara olan davranışıyla ölçülür.”

Mahatma Gandhi

İnsanın gerçek karakteri, hayvanlara karşı tutumunda gizlidir.”

Immanuel Kant

Bir hayvana yapılan, tüm insanlığa yapılmıştır.”

Fyodor Dostoyevski