Çin Ordusunda Deprem

2012’den beri ülkeyi yöneten 73 yaşındaki Xi Jinping’in ordunun üst kademe tasfiyesi, dikkatleri Çin’in iç siyasetine çekmiştir. Kendisini devlet başkanlığına taşıyan önceki başkan Hu Jintao’yu kongre salonundan yaka-paça attıran Jinping’in üst düzey görevlileri bir şekilde tasfiyesi sıkça görülmeye başlandı. Liderlerin zaman içinde kadrolarını yenilemesi normal olduğu halde bir dönem en önde olanın onur kırıcı bir şekilde uzaklaştırılması, tek adam rejimlerinin ortak özelliklerindendir. Bununla beraber orduda en çok güvendiği, yaş haddinden emekli olması gerektiği halde görev süresini uzattığı, parti kongresinde askeri üniformasıyla yanından ayırmadığı, Çin’in ikinci kişisini ve diğer komutanları, casusluk, darbe girişimi gibi ağır cezalık suçlamalarla tasfiye etmesi, kapalı toplum olarak Çin’de dahi alışık olmayan uygulamalardandır. Halbuki daha önce üst düzey görevliler sessizce kenara çektirilmiş, unutturulmuştu.

Diktatörlerin etrafındakilere gittikçe artan güvensizliği, en sadık dava arkadaşlarını zindanlarda çürütmelerinin siyasi tarihte oldukça fazla örneği bulunmaktadır. Stalin, Kremlin’e yerleşerek ölümüne kadar dünyanın en büyük devletinin başında kalmasını, devletin her biriminde tek söz sahibi olmasıyla paralel olarak gerçekleştirmiştir. Ordu ve istihbarat, bu süreçte temel araçlar olup bu birimlerdeki sadakat, kendi geleceğinin de garantisi olmuştur. NKDV’nin başına getirdiği Beria, Stalin’in işaretiyle nice yoldaşları kurşuna dizdirmiş veya Sibirya’da çürütmüştür. II. Dünya Savaşı çıktığında orduda tecrübeli komutan kalmamıştır. Son gelişmelerden sonra Çin ordusu için de tecrübeli general kalmadı değerlendirmesi yapılmaktadır. Tasfiyeler devam ederken Stalin’in şüphe kompleksinden çıldırdığı veya Beria tarafından zehirletildiği rivayetleri vardır. Beria’nın zehirlettiği iddiası güçlü olup bundan dolayı ömür boyu kankası Kruşçev devletin başına geçince zehirleme suçlamasıyla Beria’yı kurşuna dizmiştir.

Komünist Partisi, Çin’in tek yönetici kurumu olup idari ve ekonomik birimler gibi ordu da partinin kontrolündedir. Kurullar, heyetler, bürolar ile Çin’de idare ve denetim sistemi oldukça karmaşık olduğu halde ordu (PLA: Halk Kurtuluş Ordusu), 7 kişiden oluşan Merkezi Askerî Komisyonu’na bağlıdır. Bunun yanında doğrudan Jinping’e başlı başka silahlı birimler de bulunmaktadır. Jinping aynı zamanda bu komisyonun başkanı, dolayısıyla bir anlamda genel kurmay başkanıdır. Hemen bütün ülkelerde devlet başkanı konumundaki kişi aynı zamanda başkomutan olduğu halde genellikle bu görev semboliktir. Fakat 2016’da kendisini Ana Lider, 2017’de beş yıllık görev sınırına kaldırarak ebedi lider konumuna getiren Jinping, son uygulamalarla fiili olarak genelkurmay başkanı haline gelmiştir. Böylece Jinping kendisini tek adamlaştırarak yekilerini sınırsızlaştırdığı, vazgeçilmez, kurtarıcı, yeri doldurulmaz… komplekslerine kulaç attığı görülmektedir. Belirtmek gerekir ki Çin’de de Milli Savunma Bakanlığı bulunduğu halde bu bakanlığın ordu idaresi kapsamında bir görevi olmayıp diğer ülkelerle diplomatik ilişkiler kapsamında yetkisi bulunmaktadır.

Merkezi Askerî Komisyonu’nun Jinping’den sonraki en güçlü kişisi, aynı zamanda ülke yönetiminde sağ kolu Zhang Youxia ile komisyonun diğer üyesi Liu Zhenli (PLA Kurmay Başkanı), askeri sırları ABD’ye sattığı, ciddi disiplin ihlalleri yaptığı, Jinping’e karşı darbe hazırlıkları içinde olduğu gerekçesiyle görevden alınarak soruşturma açılması, önemli bir gelişmedir. Daha önce de üst düzey görevliler yanında komuta kademesindekiler için azil, tutuklama ve soruşturmalar olmuştu. Son gelişmeyle 9 kişilik Merkezi Askerî Komisyon’un yedisi tasfiye edilmiş durumda.

Çin’deki iki en üst düzey komutanın ülke teâmüllere aykırı bir şekilde bir bakıma yaygarayla görevden alınması iki açıdan değerlendirilebilir: Birincisi, soruşturma açılanlarla ilgili suçlamalar haklı olabilir. İkinci olarak Jinping kendi evhamlarına dayanarak tasfiyeye karar vermiştir. Bunların ikisi de ülke açısından son derece tehlikelidir. Her ne kadar devlet geleneği, ekonomik-siyasal-toplumsal yapısı, yönetim sisteminin ağır fakat güçlü dişlileri muhtemel tehlikelere izin vermese de. Esasen sorun, ülkenin siyaset ve idari mekanizmalarına pek uymayan bu tarzdır.

Kapalı, baskıcı, tek adam rejimlerinin ortak özelliği; yolsuzluk, rüşvet, kayırma gibi devleti çürüten uygulamaların tepeden itibaren kökleşmesi, yerleşmesidir. Jinping iktidara geldikten sonra da bunlarla mücadele etti. Bu konudaki icraatları yolsuzlukları önlemekten ziyade muhaliflerini temizlemek olduğu iddiaları ayrı bir konu. Ancak resmi bütçesinde başka devletlerin yöneticilerini satın almak üzere rüşvet kalemi bulunan bir ülkede yolsuzlukla mücadelede başarılı olunamayacağı açıktır. Fakat özellikle Jinping yardımcısı, Çin’in ikinci adamı olarak bilinen bir kişinin ülkenin askeri sırlarını satması, alt kademelerde de nelerin olduğunun önemli bir göstergesidir. Mesela Jinping’in Doğu Türkistan’daki Müslüman-Türk soykırımını teşvik etmesi, kesinlikle merhamet edilmemesi talimatı uygulanırken bölgeye Pekin’in akredite ettiği kişiler dışındakiler girip çıkamaz, orada neler olup bittiğini bilemez. Soykırım delillerine Çin’in resmi haber/bilgilendirme sitelerinden ulaşmak mümkündür. Bununla beraber soykırım/tecavüz kamplarındaki birçok fotoğraf ve video yine bu kampların görevlileri tarafından rüşvetle satılabilmektedir.

Öte yandan generaller hakkındaki casusluk/darbe girişimi iddiaları asılsız olduğu halde bu gerekçelerle görevden alınması ihtimali de var. Böyle bir ihtimal ise Jinping’in ileri derece ruh hastası olduğunun delilidir. Belirtildiği gibi devlet ve parti geleneği dikkate alındığında ruh hastası liderin çılgınlıkları bir şekilde önlenebilir, ancak ülkesine ve dünyaya verdiği/vereceği tahribatın telafisi ağır olabilir.

Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Çin’den sorunumuz olmayan ülke olarak bahsetmesi son derece talihsiz ve yanlıştır. ABD/batının Rum-Yahudi tezgahlarına karşı Çin hakkındaki beyanatını “vizyoner dış politika” makyajıyla blöf olarak görmek, devlet ciddiyetine engeldir. Türkiye’nin ekonomik sıkıntısının temelinde hazine garantili borçlanmalar ve faizlerle kevgire dönen bütçe yanında Çin’den gelen her geminin 10 fabrikamızı kapatması, yüzlerce kişiyi işsiz bırakması da bulunmaktadır. 45-4 milyar dolarlık ithalat-ihracat dengesizliği ortada iken Çin’den yeni yatırım beklemek elde kalan son tarım/sanayi/ticaret/madencilik alanlarını Çin’e teslim etmek demektir. Soykırım, işkence, tecavüz, organ ticareti, asimilasyon gibi zulümleri Doğu Türkistan Türklerine reva gören bir ülkeyi “sorunumuz olmayan” şeklinde tanımlamak gafletin ötesinde ihanettir. Belirtmek gerekir ki ekonomik ve siyasi kaygılarla bu vahşeti görmezden gelerek desteklemek, uluslararası hukuk açısından bu suçlara ortak olmak demektir.