Bir fon sıkıntımız eksikti, o da tamamlandı.
Neresinden anlatmaya başlayalım bilemedim. O kadar çok ucu var ki…
Basından takip ettiğimiz kadarıyla işin içinde kimler var, kimler…
İnsan gerçekten şaşırıyor.
Herhalde ekonomik olarak insanların gelirleri arasındaki makasın bu kadar açıldığı başka bir dönem daha olmamıştır. Bir tarafta geçinebilmek için hesabını kitabını yapan, ay sonunu nasıl getireceğini düşünen insanlar; diğer tarafta ise sahip oldukları yetmezmiş gibi başkasının hakkına göz dikenler…
Elbette yetkililer gerekeni yapacaklar. Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacak, suçlular hukuk önünde hesap verecekler. Bundan hiç şüphem yok.
Ama benim asıl merak ettiğim başka bir şey var:
Biz bu noktaya nasıl geldik?
İnsanlar neden böyle oldu?
Bir başkasının hakkına neden göz dikilir?
Kendisine ait olmayan bir şeye neden sahip olmak istenir?
Fakirin, dar gelirlinin, alın teriyle geçinmeye çalışan insanın cebindeki paraya neden el uzatılır?
Hani güzel bir deyimimiz vardır:
“Deveyi hamutu ile götürmek.”
Aslında burada iki farklı durum var.
Birincisi, ihtiyaçtan dolayı yapılan ve elbette hiçbir şekilde tasvip edilemeyecek bir yanlış…
Bir de bunun çok ötesinde olan bir anlayış var:
Açgözlülük, doyumsuzluk ve daha fazlasını istemek…
Bir deveyi götürmek değil, bütün develeri götürmek!
Üstelik buna ihtiyaç da yokken…
İşte insanın anlamakta zorlandığı nokta burası.
Çünkü mesele yalnızca para değil.
Mesele, ahlak.
Mesele, vicdan.
Mesele, “Benim kazancım nereden geliyor, kimin hakkı bende kalıyor?” diye kendine sorabilmek.
Bugün bir insanın hakkını yemek, yarın başka bir insanın hakkına göz dikmenin önünü açıyorsa, sorun sadece birkaç kişinin yaptığı yanlış değildir. Asıl sorun, toplum olarak hangi değerleri kaybetmeye başladığımızdır.
Çocuklarımıza hep “Çalış, kazan, başarılı ol” diyoruz.
Peki “Hakkına razı ol, başkasının hakkına dokunma, azla yetinmeyi bil, kul hakkından kork” demeyi ne kadar hatırlıyoruz?
Çünkü insanı insan yapan yalnızca ne kadar kazandığı değildir.
Nasıl kazandığıdır.
Ne kadar servete sahip olduğu değildir.
O servetin karşısında vicdanının ne söylediğidir.
Bir insanın cebindeki para azalabilir, malı mülkü elinden gidebilir. Ama kaybettiği zaman geri getirilmesi en zor şeylerden biri itibarı ve güvenidir.
Fon meselesi elbette hukuk önünde değerlendirilecektir. Kim suçluysa ortaya çıkarılacak, hesabını verecektir.
Ama biz sadece suçluların cezalandırılmasını konuşursak, asıl soruyu kaçırmış oluruz:
İnsan neden sahip olduğu ile yetinmez?
Neden daha fazlasını ister?
Neden başkasının hakkını kendi kazancı gibi görür?
Ve en önemlisi…
Ne zaman bir deveyi götürmek yetmedi de bütün develeri götürmek istemeye başladık?
İşte asıl üzerinde düşünmemiz gereken mesele bu.
Çünkü para kaybedilir, yeniden kazanılır.
Ama toplumda güven, adalet ve ahlak duygusu kaybolursa, onu yeniden kazanmak çok daha zordur.