CUM’A SOHBETİ ( 7 / 06 )

HAZRET-İ EBÛ BEKR’İN HALİFELİĞİ İCMÂ-İ ÜMMET İLE’DİR!...

Resûl-i Ekrem salla’ll^$ahu aleyhi ve sellem Efendimizin ruhunun “ RefîK-I Âlâ’ya yümsetildiği gün, Ensâr’dan, Hazrecî’lerin içtima yeri, Benî Sâde’nin avlusunda( gölgeliğinde) toplanan, bütün Ensâr ve Mühacirî’den, ( Sa’d bin Ubâde,) hariç, Ashab-ı Kirâm’ın tamamı, Hazret-i Ebû Bekr es-Sıddîk radiya’llâhu anh Efendimize bî’at ettiler.

Pygamber’imizin Amcası, Abbbas İbn-i Abdülmuttalip, yeğeni ve damadı ile, diğer ba’zı Hâşimî oğullarından ba’zıları, Teçhiz-ü Tekfîn ve defin işiyle meşgûl bulundukları için, o gün, Hazret-i Ebû Bekr, radiya’llâhu anh Efendimiz’e bî’at edememişlerdi.Diğer taraftan, Peygamber Efendimizden sonra hayatta kalan tek çocuğu, Gözü’nün Nuru Kızı Fatımetü’z-Zehrâ radiya’llâhu anhâ Validemiz, Babasını irtihali üzerine tarifi imkânsız te’essür ve üzüntü içerisindeydi.” Grub etti güneş, dünyam karardı,”Evet, dünyası kararmıştı.” Üzerime öyle musîbetler isabet etti,( ğeldi ki), Eğer bu musîbetler, gündüzler üzerine gelseydi, gündüzler gecelere dönerdi,” buyurduğu gibi, gündüzleri geceye dönmüş, tarifi imkânsız elem ve hüzün yaşıyordu. Sırf bu sebeble de Hazret-i Ebû Bekr es-Sıddîk radiya’llâhu anh Efendimize BÎ’atı bir müddet geciktirmişti.Bir müddet sonra, Hazret-i Alî Kerreme’llâhu Vechehû : Peygamber’lerden sonra bu ümmetin, Ümmeti Muhammed’in en hayırlısı ve faziletlisi, Kuhâfe oğlu, Ebû Bekr es- Sıddîk ondan sonra, Ömer bin Hattap, sonra da Osman bin Affân, Zin’-Nureyn’dir,” dedi ve Halife Ebû Bekr es-Sıddık radiya’llâhu anh Efendimize bî’at etti. O ana kadar, henüz, Halife’ye bî’at etmeyen, Kureyş’liler, Hâşimî oğullarının hepsi bî’at ettiler. Böylece,Hazret-i Ebû Bekr’in ve Hulefâ-i Rrâşidîn’den, diğer halifelerimiz, İcmâ-i Ümmet’le seçildikleri için, inkâr edenler, ta’an edenler kâfir olur. Bilindiği gibi, Edille-i Şer’iyye,( şer’î deliler, ŞerÎ atımızdaki hükümlerin istinbad edildiği deliller) Kitap, Sünnet,İcmâ-i Ümmet ve Kıyâs-i Fukaha,( müçtehidlerin Nass’a âyet ve hadislere dayanarak ortaya koyduğu hükümler. Bu dört delilden herhangi birisiyle ortaya konulmuş şer’î bir hükmü, inkâr eden, red’deden, istihfaf eden( hafife alan) istihza eden’ alay eden, nasıl kafir ise, Hulefâ-İ râşidîn’in hilafeti inkar eden red’deden, hafife alan alay eden ve ta’an eden de kafir olur.

Ehl-i Sünnetle Şî’a arasındaki en bariz kırmızı çizgi, Hazret-i Muaviye radiya’llâhu anh Efendimizdir.Peygamber’imizin Vahiy Katibi, Allahım! Kendisine ilim ve hikmet ver!” diye dua buyurduğu, Bedir’den başlayarak bütün gazalara Peygamberimizle birlikte iştirak etmiş, Büyük Sahâbî... Abdulah İbn-i Mübârek rahimehu’llâh’a soruldu. Tâbi’î’nin en faziletlisi ve hayırlısı, adaletiyle meşhûr olduğu için İkinci Ömer,” olarak anılan, Emevî Hükümdarı Ömer İbn-i Abdülazîz mi yoksa, Hazret-i Muaviye radiya’llâhu anh Efendimiz mi? Abdullah İbn-i Mübârek : Vallahi! Hazret-i Muaviye Radiya’llâhu anh’in Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem ile birlikte çıktığı gaza’lardan birisinde atı’nın burnuna giren tozlar, Ömer İbn-i Abdülaziz’den daha hayırlıdır,” diye cevap verir.Ba’zıları, böylesine belîğ bir teşbihi, mübâlağalı bulabilirler. Ama, bilinmelidir,ki, Ashab ile. Tâbi’în arasında kalın bir kırmızı çizgi vardır. Hiçbir kimse, ibâkdât-ü Taât zühd-ü Takvâ ile Sahabe mertebesine ulaşamaz.Siyer ve tasavvufî eserlerde, hem misal gösterilir; kabûl edilmiştir ki, Tâbi’în’in en Efdali, Asr-ı Saâdet’de yaşadığı, iman ettiği ve Peygamberimizle müşerref olmak için Medine-i Münevve’re kadar geldiği halde, Peygamber’imiz uzak diyarlarda gaza’da olduğundan, görüşemeden, li’hikmetin ve de Valide’sine verdiği sözü yerine getirmek için Yemen’e dönen, Üveys el- Karnî Hazretleri, Tâbi’În’in en Efdali’dir; Müşrike Hind’in kölesi ike, müşrik, Vahşî, Uhud’da Hazreti Hamza’yı şehid etmiş, cesed bütünlüğünü bozmuş, ciğerini çıkarıp parçalamış ve bu sebeble, kendisine “ Vahşî,” unvanı verilmiş olan bu zât, Huzur-u Resûlu’llâh’a gelmiş, iman etmiş, dünya gözüyle , mü’min ve müslim olarak kendisini gördüğü için, 2 Sahabe,’den olma şerefine nail olmuştur. Allah’ın Resûlü, kendisine, “ Seni her gördüğümde, Amcam, Hamzayı hatırlayıp hüzne boğulacağım, bana fazla görünme buyurduğu için, daha sonraları huzuru Resûlu’llah’a çıkmayan Hazreti Vahşî, BİR GÖRÜŞ İLE Sahabe olma şerefine nail olduğu için, Üves el-Karnî’den, daha Efdaldir. Üveys el-Karnî her ne kadar Tâbi’În’in en hayırlısı ise de,nihayetinde, Hazret-i Vahşî bir SahâbÎ’dir.

Üzülerek ifade etmeye mecburum,ki, Günümüz, Yüksek, İslâmî ilim’leri tekeline alan, İlâhiyat Fakülteleri ve benzeri Yüksek Eğitim kurumlarındaki pekçok öğretim elemanı, ŞÎ’a’nın asla İlâhî olmayan, Beşerî Sistemini benimsemiş, talebe’ye de aşılamaya devam ediyorlar, Ehl-i Sünnet ile ŞÎ’a arasında kalın bir kırmızı çizgi olan, Mesh üzere, mesh, ile çıblak ayak üzere mesh hususunda şî’a’yı iltizam ediyorlar. Çıblak Ayağa mesh hususund Doktora tezi hazırlayanlar ve bunu kabul edenler var. Bunların neredeyse tamamı, Hazret-i Muaviye radiya’llâhu anh düşmandır.

Süleyman Efendi Hazret’leri, Merhum, Muzaffer Ozak ve Şemseddin Yeşil için, “ Hafif Aleviyyü’l-Meşreb,” buyururlardı. Oysa bunlar Gulât-ı ŞÎ’a ile yarış halindeler.Doğrudan Sevâd-ı A’zam, ehl-i Sünnet ve’l-Cemaate taarruz edemedikleri, için Ümeyye, Emevî’ler üzerinden ehl-i Sünnet müslümanlarına saldırıyorlar. ( Bu hususta yaman savrulmalar, gelecek yazıda...)