CUM’A SOHBETİ ( 7 / 15)

HUTBE’LER’DE HULAFÂ-İ RÂŞİDÎN’ÎN ZİKRİ!...

Şî’a, Fırak-ı dâlle’sinin zuhuru üzerine, ŞÎ’a fırkası’nın “ Hilafet, Kureyş Kabilesine aittir,dolaysiyle, Peygamber’imiziden sonra, Hazreti Ali Kerreme’llâhu Vechehû Halife seçilmeliydi. Hâşâ! Hazreti Ebu Bekr es-Sıddîk, Hazreti Ömer el-Faruk, Hazreti Osman Zin’nureyn, rıdvanu’llâhi aleyhim ecme’în hilafeti gasb’ettiler, iftira,bühtan ve ithamları yayılınca,Kûfe’de Halife, Hazreti Ömer’in Necid, İran- Irak vali’i, Sa’d bin Ebî Vakkas tarafından kurulan, Abbasi Devletinden i’tibaren, Büyük Selçûkî, Anadolu Selçûkî, Osmanlı,Osmanlı Devleti aliyye’mizin devamı olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinde, Cum’a ve bayram hutbe’lerinde, hutbe’nin farzı ve şartı olmamaklabirlikte, Ehl-i Sünnet Mezhebi’nin esâsâtından (temel kaidelerinden ) olduğu için, Hulefâ-i Râşidîn’in, Peygamber’imizin iki amcası, şehid’ler Reisi, Hazreti Hamza İbn-i Abdülmuttalip ile Hazreti Abbas İbn-i Abdülmuttalib’in isimleri zikredilir ve diğer Ashab-ı Güzîn Efendilerimiz hayırla yâd edilirdi. Asırlar boyu, temâdî edİp, gelen, bu saydıoğımız devlet’lerimiz’in, Resmî Mezhebi, i’tikadî olarak, mâtürîdî- Eş’arî, amelî mezhebi de Hanefiyye’dir. Abbasî’ler, Büyük Selçûkî, Anadolu Selçûkî, Osmanlı Devleti aliyye’miz ve Türkiye Cumhuriyeti’miz asırlar boyu temâdî ve tevâlî edip, gelen devletlerimizinn bekâsı, bu devletlerimizin hepsinin ehl-i Sünnet akidesinde, i’tikaden, Mâtürîdî- Eş’arî, amelen,Hanefî olmalarına bağlıdır.

Şî’î, İran, 2500 yıllık,devlet olma iddiasında, ama,hiçbir İran devleti uzun müddet İran’da, hüküm sürmemiştir. Nice, ehl-i Sünnet İslâm Hanedan’ları,İran’da uzun müddet hükmümran olmuşlardır. Osmanlı Devleti aliyye’miz bölünüp parçalandıktan sonra,Batılı emperyalist’lerin Osmanlı’nın postu üzerinde sınırları cetvelle çizilmiş, krallık’lar, devletçik’ler kurulmuştur. Mısır Krallığı, Suriye Krallığı,Osmanlı’nın sadece, Medine Tren yolunda bir İstasyon olan, Amman Köyü’ne, Ürdün Krallığı, Lübnan ve Yemen devletciikleri… Emperyalızm’in,Dünya Kiliseler Birliği’nin, Vatikan’ın A.b.d.’deki, Dünya Siyonizm Teşkilatının Mon tarikatinin Ortadoğu’daki, ileri karakolu, İsrail Terör devleti’nin te’minatı ve en büyük hamisi, İran Şî’a Devleti, “ Hizbu’llâh,” denilen, aslında, “ Hizbu’ş-Şeytan,” olan milisler vasıtasıyla bir zamanlar, “ Ortadoğu’nun Paris’i,” denilen, Lübnan’nı, “Husi”ler, vasıtasıyla ve İran- Suûdîarabisten tepişmesiyle, hakkında türküler, ağıtlar yakılmış, Osmanlı’nın, nâzenin Eyaleti Yemeni, tamamiyle tahrip etmiştir.

Bütün bu mel’anetleri karşısında, Şî’a’yı,la’netlemek ve onlara rağm olsun, diye,ehl-i Sünnet devletlerde ve uzantılarında, gönül Coğrafya’mızda, elbette Türkiye Cumhuriyeti Devletimizde,2002 yılına kadar, Cum’a ve bayram hutbelerinhde,Hulefâ-İ Râşidîn Efendilerimizin ve Peygamber’imizin iki amcası,Hamza bin Abdülmuttalip ile Abbas bin Abdülmuttalib’in isimleri zikredilir, diğer Ashab-ı Güzin hayırla yâd edilirdi. 2002 yılında, Bülent Ecevit’in Başbakan, Devlet Bahçeli ile Mes’ud Yılmaz’ın Başbakan Yardımcıları oldukları son koalisyon Hükûmeti sırasında, Ahbes-i Sağîr, deccâl-i Sağîr, Fetö aleyhil’La’ne,Ecevit’e gelir,”Hutbe’lerde, Hulefâ-i Râşidîn’in isim’lerinin zikredilmesi,Alevî Kardeş’lerimizi üzüyor, tefrikaya sebebiyyet veriyor, zikredilmemeleri birlik ve bütünlüğümüz bakımdan daha iyi olur,” diyor. Ne yazık,Ecevit İslâmî Kültür’den büsbütün mahrumdu. Yardımcılarına soruyor,Devlet Bahçeli,” Biz de du’a’ların Türkçe okunmasından yanayız,” diyor. Mes’ud Yılmaz, herhangi bir görüş belirtmiyor. Devrin Diyanet İşleri Başkanı, Mehmed Nuri Yılmaz da’vet ediliyor, ta’limat veriliyor, akabinde Mehmed Nuri Yılmaz , Hulefâ-i Râşidîn’in isim’lerinin olmadığı ve daha önceleri hutbelerde açıktan hiç okunmayan, Türkçe bir du’a ilave ederek, formel bir hutbe hazırlatıyor, il ve ilçe müftülük’lerine bir ta’mim ile,” Bundan böyle, hutbeler bu tarz okunacaktır,” diye, ta’limat veriyor.