CUM’A SOHBETİ ( 7 / 24 )

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI’NIN DİKKATİNE!...

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI’NIN DİKKATİNE!...

Kûfe’de, Sa’d bin Ebî Vakkâs tarafından te’sis edilen, Abbâsî’ler Devlet’inden i’tibaren, Kurulan ve temâdÎ edegelen, Devlet’lerimizin, Büyük Selçûkî, Anadolu Selçûkî, Osmanlı Devlet-i aliyye’miz, ve nihayet, Cumhuriyitimuz, rejim’leri farklı da olsalar, ResmÎ Mezheb’leri, İ’tikad’da, Mâtüridî- Eş’arî, Amel’de ise, Hanafî idi. Fırak-ı dalle’nin en şen’îsi, yüze yakın fırkası bulunan, Şî’a’nın zuhurundan i’tibaren, ehl-i sünnet mezhebine mensup devlet’lerin, bütün cami’i’lerinde, Cum’a ve bayram hutbelerinde, Hulefâ-i Râşidîn Efendi’lerimizle, Peygamberimizin iki amcası Şehid’ler Reisi, Hazreti Hamza ile Hazreti Abbas bin Abdülmuttalip Hazarâtı’nın isimleri zikredilmeye başlandı. Hutbe’nin farz’ları Hamdele ve salvele’dir, Hutbe’nin farzı ve an şartı olmamasına rağmen, Cum’a ve bayram hutbe’lerinde, Hulefâ-i Râşidîn Efendilerimizle, Peygamber’imizin iki amcası, Hazreti Hamza ve Hazreti Abbas ibn-i Abdülmuttalib’in isimlerinin zikredilmesi, ehl-i Sünnet’in esâsâtından ve Rükn-ü Rekini olarak kabul edilmiştir. Zira, Allah’ın ve Resûlü’nün yolu demek olan, “ Sırat-ı Müstekîm,” ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, Şî’a’nın, ehl-i Sünnetten ayrılma ve Fırak-ı dâlle’nin en şen’î fırkası haline gelmesine sebebiyyet veren, “ Peygamberimizden sonra hilafet Kureyş Kabilesine mahsus, Kureyş Kabilesinden, Hazreti Ali Kerreme’llâhu anh Efedimizin hakkıydı. Hazreti Ebû Bekr, Hazreti Ömer ve Hazreti Osman rıdvânu’llâhi aleyhim Ecme’în Hazaratı, hilafeti gasb ettiler, ısyana, hâşâ! Küfre düştüler,” diye, ağır itham, iftira ve bühtana vardıkları için, Şî’a’ya rağmen, bu itham, yalan, iftira ve bühtanlara, dâimî ve müessir bir cevap teşkil etmesi bakımından, Hutbe’nin an şartı ve farzı olmamasına rağmen, Cum’a ve bayram hutbe’lerinde, Hulefâ-i Râşidîn Efendilerimizle, Peygamberimizin iki amcası, Hazreti Hamza ile, Hazreti Abbas İbn-i Abdülmuttalib’in isimlerinin zikredilmesi, ehl-i Sünnet’in Rükn-ü Rekîni ve Üssü’l- Esâsı olarak kabul edilmiş, Abbasî’ler’den Cumhuriyete, bütün zamanlarda uygulanagelmiştir. Tâki, 2002 yılının ortalarına kadar.2002 yılında, Ahbes-i sağîr, mülhid,münkir, mel’ûn, Fetö, devrin Başbakanı, Bülent Ecevit’e gelip,” Cum’a ve bayram hutbe’lerinde, Hulefâ-î Râşidîn Efendilerimizin isimlyerinin zikredilmesi, Alevî Kardeşlerimiz tarafından hoş karşılanmıyor, tefrikaya sebebiyyet veriyor. Millî Birlik ve bütünlüğümüz bakımından, zikredilmemesi uygun olur telkininde bulunmuş, bunun üzerine, devrin Diyanet İşleri Başkanı olan, M.Nuri Yılmaz’a ta’limat verilmiş, bunun üzerine, M.Nuri Yılmaz, Formel bir hutbe örneği hazırlatarak, il ve ilçe müftülüklerine ve gönül Coğrafyamızdaki otoritelere göndermiş ve fi’î’len, Cum’a ve bayram hutbe’leriunde, Hulefâ-î Râşidîn Efendilerimizin isimlerinin zikri sonlandırılmıştır. Ehl-i Sünnet hassâsiyyti olan, ba’zı imam- Hatip Kardeşimiz zikr ediyorlarsa da bunlar ekalliyettediriler. Ekseri İmam- Hatip’lerimiz, ma’alesef, zikretmiyorlar.Ahbes ve mel’ûn birisi, bir kuyuya bir taş attı, Yüzbinlerce Diyanet mensubu, emekli Diyanet mensubu, ulema bunca yıldır bu taşı kuyundan çıkarıp atamadılar.

Devletimizin Resmî Mezhebi, İ’tikad’da, Mâtürîdî- Eş’arî, Amel’de Milletimizin kâhir ekseriyyetinin mezhebi, Hanafiyye’dir, Diğer, Hak Mezheb’lerin, Şâfi’î, Mâlikî, HanbelÎ mensubu ve mukallidi Kardeşlerimizin hepsine hürmet ve muhabbetmiz sonsuzdur, aramızda hiç bir mes’ele yoktur.Ama, Diyanet İşleri Başkanlığı, ehl-i Sünnet amelde Hanafiyye üzerine te’sis edilmiştir 1924 medrese’lerin kapatılmasından sonra, T.B.M.M.’sinde kabul edilen bir tahsisat ile, meal, Tefsir ve Hadis Külliyatı’nın tercüme ve şerhi görüşmelerinde, Mehmed Akif Ersoy, Muhammed Hamdi Yazır ve Ahmed Naim By’le, yapılan anlaşmalarda,

Diyaneti Temsilen taraf olan, Merhum, Ahmed Hamdi Akseki ile varılan mutabakat da yazılacak, meâl, Tefsir ile Hadis Külliyatı’nın, Ehl-i Sünnet ve Hanafî Mezhebine uygun olacağı, şarta bağlanmıştı.

1927 yılında, Mustafa Kemal’in ta’limtıyla, devrin Diyanet İşleri Reisi, M. Rifat Börekçi tarafından hazırlanan, “ Türkçe Hutbeler,” adında 51 hutbe’den müteşekkil, bir Hutbeler Mecmuası, 2 Hutbeler Rislesie hazırlanmıştır. “ Çalışma, Vatan Müdafaası, Temizlik, Gayret, Ticaret, Ziraat, San’at gibi başlıklarda hutbeler hazırlanmıştır. Hutbedeki mevzu’lar önem arz’etmiyor, Dikkati çeken, her hutbe’nin Hutbe-i sâniyyesi’nde( ikinci Hutbe’lerinde,) “ Ey Allahım! Ebû Bekir es-Sıddîktan ve Ömer el- Faruk’tan râzî ol, onlar ki, görme ve duyma seviyesinde senin nebî’ ne aid idiler( onlar ki, senin Nebî’nin görmesi ve duyması idiler.) Apaçık haya sahibi olan yakınlaşmış meleklerinden bile haya etmiştir, Zin-nureyn, ya’ni iki nur sahibi, Osman’dan da râzî ol ve berraklığın aslı olan Ali ve onun ihlas ve vefa sahibi ikie oğlundan, onların annelerinden, senin Peygamberinin amcalarından, mü’minlerin anneleri olan onun eşlerinden, arkadaşlarından, yakınlarından, ve mühacir ve ensardan, tabi’î’nden ve onların hayırlılarına tabi olanlara ve onlarla beraber olan bizden de râzî ol.Ba’zı hutbelerde ise,” Ey Allahım! Hidayete eren ve erdiren, yüce şeref ve değer sahibi, hulefâ-i râşidîn’den, Ebû Bekir, Ömer, Osman ve ali’den, ve şehid uğurlu ve nurlu torunları, Hasan ve Hüseyin Efendilerimizden, Allah katında ululaşmış ve insanlar katında da sevgi görmüş, iki amca, Hamza ve Abbas Efendilerimizden râzî ol ve cennetle müjdelenenlerden kalan altı kişi ve diğr sahabe ve tabi’î’den de râzî ol. Onlar kıyamet gününe kadan ihsan sahibidirler,”